13 Eki

BASIN AÇIKLAMASI: 4 EKİM DÜNYA HAYVANLAR GÜNÜ’nü Kutlamıyoruz, Yastayız!

2 Ekim Pazar günü, 4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü’nü kutlamadığımızı ve yasta olduğumuzu açıkladık. Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED) ile birlikte, Balkanlar’ın en büyük mezbahası olarak tanıtılan Tuzla’daki tesis önüne, sokak hayvanlarına yönelik hak ihlâlleri nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) başkanlık binası önüne ve hayvanları deneylerde kullandıkları, ağır işkencelere maruz bırakıp ölümlerine sebep oldukları gerekçesiyle de İ.Ü. Çapa Tıp Fakültesi bünyesindeki Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü (DETAE) önüne siyah çelenk bıraktık.

yastayiz3

Ortak açıklamayı okuyan Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED) Başkan Yardımcısı Şebnem Aslan, “Türkiye’de ve tüm dünyada, birçok hayvan türü, mezbahalarda, taşımacılılıkta ve faytonlarda, süt ve yumurta çiftliklerinde, hayvanat bahçelerinde, avcılıkta, petshop ve üretim çiftliklerinde, sokaklarda ve barınaklarda, kürk çiftliklerinde, yunus parklarında, hayvanlı sirklerde, deney laboratuvarlarında ve benzeri birçok tesis ve alanda, hakları acımasızca gasbedilerek ağır işkence koşulları altında yaşamaya mahkûm ediliyor”

yastayiz1

“Sadece Türkiye’de, 2015 yılında, 10 milyondan fazla hayvan, eti için kayıtlı olarak katledilmiş; 26 milyona yakın hayvan da sütü için tutsak edilmiş ve zulme maruz bırakılmıştır. Eti ve yumurtası için sömürülen ve katledilen milyonlarca kanatlı hayvan sayısını ise tam olarak bilmiyoruz çünkü resmî verilerde bu hayvanlar, kilo hesabı ile değerlendiriliyor. Dünyada ise her yıl, yaklaşık 150 milyar hayvan, ‘insan gıdası’ üretimi için katlediliyor” dedi.

Basın açıklamasına devam eden koordinatörümüz Burak Özgüner de birçok STK ve oluşumun imzacı olduğu deklarasyonda yer alan iki ana talebi açıkladı:

– Yeni anayasaya “Devlet, doğal hayatı ve hayvanların yaşam haklarını korumak sorumluluğundadır” maddesi eklenmeli; anayasada hayvanlar doğuştan gelen hakları olan, hissedebilen bireyler olarak tanımlanmalıdır.

– Başta 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu olmak üzere hayvanları ilgilendiren tüm mevzuat, Birleşmiş Milletler Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi, taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve ülkemiz gerçekleri baz alınarak, yaşam hakkı savunucusu sivil toplum örgütlerinin aktif katılımıyla yeniden düzenlenmelidir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasına bıraktığımız utanç çeleğinin ardından, hayvanları deneylerde kullanan ve ağır işkencelere maruz bırakıp ölümlerine sebep olan Çapa Tıp Fakültesi bünyesindeki Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü (DETAE) önüne bir siyah çelenk daha bıraktık. Meclis gündemine tekrar gelmesi planlanan 5199 Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğiyle alakalı yasa tasarısında, hayvan deneylerinin tamamen yasaklanmasını talep ettik ve hayvan haklarının yasal olarak güvence altına alınması için taleplerimizi siyasîlere iletmeye başladık.

ORTAK BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:

4 EKİM DÜNYA HAYVANLAR GÜNÜ’NÜ BU SENE DE KUTLAMIYORUZ, YASTAYIZ!

Türkiye’de ve tüm dünyada, birçok hayvan türü, mezbahalarda, taşımacılılıkta ve faytonlarda, süt ve yumurta çiftliklerinde, hayvanat bahçelerinde, avcılıkta, petshop ve üretim çiftliklerinde, sokaklarda ve barınaklarda, kürk çiftliklerinde, yunus parklarında, hayvanlı sirklerde, deney laboratuvarlarında ve benzeri birçok tesis ve alanda, hakları acımasızca gasbedilerek ağır işkence koşulları altında yaşamaya mahkûm ediliyor.

Bugün ise 2 Ekim, Dünya Çiftlik Hayvanları Günü… Dün, Tuzla Aydınlı’da bulunan Balkanlar’ın en büyük mezbahası olan Elif Et Kombinası’nın önündeydik, hayvanlar için bir suç mahali olan bu tesisin önüne siyah çelengimizi bıraktık. Sadece Türkiye’de, 2015 yılında, 10 milyondan fazla hayvan, eti için kayıtlı olarak katledilmiş; 26 milyona yakın hayvan da sütü için tutsak edilmiş ve zulme maruz bırakılmıştır. Eti ve yumurtası için sömürülen ve katledilen milyonlarca kanatlı hayvan sayısını ise tam olarak bilmiyoruz çünkü resmî verilerde bu hayvanlar, kilo hesabı ile değerlendiriliyor. Dünyada ise her yıl, yaklaşık 150 milyar hayvan, “insan gıdası” üretimi için katlediliyor.

Yine sadece 2014 yılında, Türkiye’de 213.366 hayvan, kayıtlı olarak deneylerde sistematik işkence görmüş, ölmelerine bile izin verilmeyerek uzun yıllar acı içinde yaşamaya mahkum edilmiştir. Türkiye’de faal olan 30 hayvanat bahçesinde binlerce hayvan tutsak edilirken ticarî olarak varlığını sürdüren 8 yunus parkında en az 30 yunus ve onlarca deniz memelisi küçücük havuzlara mahkûm edilmeye devam ediliyor. Sadece İstanbul Adalar’da 1200 civarında at, çatlayana kadar çalıştırılıyor; her yıl 400’den fazla at sömürülürken yaşamını yitiriyor. Her ne kadar gündeme getirilmese de arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık ve hayvanların yaşamını sonlandırarak ayakta duran tüm sektörlerde yaşanan acı, bugün yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Sinir sistemi olan her canlı acıyı hissederken, yaşanan acılar, çekilen işkenceler üzerinden bir öncelik sıralaması yapmıyoruz çünkü hissedebilen her canlı için kendi yaşamı herkesinki kadar değerlidir.

Hayvanların haklarını korumak ve ihlâller karşısında harekete geçerek gerekli cezaları vermekle yükümlü olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve bu bakanlıkların il ve ilçe müdürlükleri görevlerini layıkıyla yapmamak için direniyor. Özellikle sokak hayvanları açısından büyükşehir belediyeleri ve yerel belediyeler ise kanunun gerektirdiği gibi hayvanların yaşam haklarını güvence altına almak bir kenara, oy kaygısı ile düşünerek en ufak şikâyette hayvanları sokaklardan topluyor ve bir lokma yemek ve su bulamayacakları, yavaş yavaş ölüme mahkûm oldukları şehir dışında bulunan ormanlık alanlara, taş ocaklarına, çöplüklere atıyor.

Türkiye’de barınaklar, gerçek fonksiyonu olan, güçten düşmüş, hasta, engelli ya da hayatlarını sokaklarda idame ettiremeyecek hayvanların barındırılacağı yerler olmaktan uzak, insanların şikâyeti üzerine mevzuata aykırı olarak toplanarak kapatılmış binlerce sağlıklı hayvan için âdeta bir hapishane, ölüm kampı haline gelmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere belediyeler, biz hayvan korumacıların ve hayvan hakları aktivistlerinin mevzuat çerçevesinde sokaklarımızda koruduğumuz ve yüzyıllardır birlikte yaşadığımız sokak köpeklerini “yangından mal kaçırırmış” gibi sabah erken saatlerde, gece geç saatlerde hunharca toplamakta, çoğu kez bu köpekler bir daha geri getirilmemektedir. Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul metrosuna yerleştirilmiş ekranlarda, büyük bir iftiharla bu sene 25 binin üstünde köpek kısırlaştırdığını beyan ediyor. Soruyoruz: BU 25 BİN KÖPEK NEREDE? Hayvan korumacıların evlerinin önünden mevzuata aykırı olarak, yerel gönüllülere haber vermeden aldığınız KÖPEKLERE NE YAPTINIZ?

Bugün burada, 4 EKİM DÜNYA HAYVANLAR GÜNÜ vesilesiyle, yıllardan beri hayvanlara karşı sistematik suç işleyen, kurumsal şiddet uygulayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünden sesleniyoruz: Türü ne olursa olsun, Türkiye’de ve tüm dünyada, hakları sözde kabul görse de hayvanlar şiddete, tecavüze, zulme ve türlü hak ihlâllerine maruz kalırken ve mevzuat ile tüm hak ihlâlleri âdeta meşrulaştırılırken 4 EKİM Dünya Hayvanlar Günü’nü kutlamıyoruz, YASTAYIZ!
Bugün birçok dünya ülkesindeki şehirlerle birlikte, İstanbul’da İBB başkanlık binası ve İ.Ü. Çapa Tıp Fakültesi önünde ve Türkiye’nin birçok ilinde eşzamanlı siyah çelenkli protesto ve anma eylemleriyle hayvan haklarına dikkat çekmek için toplanmış bulunmaktayız.

Hayvanları “mal” statüsüne indirgeyip onların bedenleri üzerinde her türlü tasarrufta bulunan mezbahaların ve tüm endüstriyel çiftliklerin kapatılmasını, yaşam düşmanı uygulamaların yasaklanmasını talep eden, hayvanlar için de âdil ve özgür bir dünya isteyen hareketler gün geçtikçe çoğalırken Türkiye’den biz de sesimizi yükseltiyor ve tüm insanlığa sesleniyoruz: Hayvanları hapsetmeye, katletmeye ve onlara zulmetmeye son verin, hayvanlara haklarını teslim edin!

İşte bu yüzden, tüm siyasî partileri, sivil toplum örgütlerini ve yaşam hakkı savunucularını, doğanın ve hayvan haklarının korunması için harekete geçmeye, bizlerle birlikte yürümeye ve T.C Cumhurbaşkanı’nı, Başbakanı’nı ve Hükûmetini, parlamentoyu ve tüm devlet kurumlarını hayvan haklarının güvence altına almaya davet ediyoruz.

Ve diyoruz ki;

I- Yeni anayasaya “Devlet, doğal hayatı ve hayvanların yaşam haklarını korumak sorumluluğundadır” maddesi eklenmeli; anayasada hayvanlar doğuştan gelen hakları olan, hissedebilen bireyler olarak tanımlanmalıdır.

II- Başta 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu olmak üzere hayvanları ilgilendiren tüm mevzuat, Birleşmiş Milletler Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi, taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve ülkemiz gerçekleri baz alınarak, Türkiye’nin de kabul ettiği Paris İlkeleri ve Karar Alma Sürecine Sivil Katılım İçin İyi Uygulama İlkesi dikkate alınarak, yaşam hakkı savunucusu sivil toplum örgütlerinin aktif katılımıyla yeniden düzenlenmelidir. Hayvanların haklarının yasal olarak güvence altına alınması için taleplerimizi yarından itibaren siyasîlere ileteceğimizi buradan duyuruyor ve

Hayvanlar oy veremese de bizler, onların haklarını koruyacak siyasileri destekleyeceğimizi bir kez daha yineliyor ve parlamentoyu hayvanlara haklarını teslim etmeye davet ediyoruz. Biz hayvan hakları savunucuları, her gün daha da güçlenerek onların sesi olmaya devam edeceğimizi bildiriyoruz.

TALEPLERİMİZ:

1) Tür ayırmadan hayvanlara karşı işlenen tüm suçlar, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınmalı ve suç işleyenler 3 yıldan başlamak üzere hapis cezası ile yargılanmalı, gerçek bir caydırıcılığı olabilmesi için mutlaka belli bir süre hapis cezası almaları sağlanmalı ve bu ceza hiçbir şekilde para cezasına çevrilmemelidir.

2) İnsanlığın büyük bir ayıbı olan hayvanat bahçeleri yasaklanmalı, yurt dışından yabani hayvan getirilmesine müsaade edilmemeli, kaçak girişler engellenmelidir.

3) Hayvanları gösterilerde kullanan sirkler ve yunus parkları yasaklanmalı, mühebbet hapislik ve sistematik işkence gören bu hayvanlara el konulmalı ve hayvanlar rehabilite edilmelidir. Yasaklama kararı verilmeden önce, bu hayvanların doğal ortamlarında her türlü yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanacağı arazilerin, gerektiği gibi dizayn edilerek belirlenmesi için altyapı çalışmalarına ivedilikle başlanmalıdır. El konulan hayvanların yaşam hakları teminat altına alınmalı, geçmiş yıllarda olduğu gibi tasfiye edilen tesislerde tutsak edilmiş hayvanlar kesinlikle öldürülmemeli ya da satılmamalıdır.

4) Avcılık yasaklanmalıdır. Yaban hayvanlarını öldürenler, işkence edenler, TCK kapsamında ağır ceza ile yargılanmalıdır. İhalelerle her sene gündeme gelen ve büyük tepki çeken “Av Turizmi” ve öldürülmüş hayvanların sergilenmesi kabul edilemez.

5) Deve, boğa gibi hayvanların “folklor, gelenek” adı altında dövüştürülmesi yasaklanmalıdır.

6) Köpek, horoz dövüştürenler kirli ve kanlı bir kumar sektörü oluşturmuşlardır. Bu eylemi işleyenler TCK kapsamında yargılanmalı ve mutlaka hapis cezası almalıdırlar.

7) Hayvanların yemek olarak görülmesi, onların haklarını yok saymak anlamına gelmektedir. Nihai arzumuz hiçbir şekilde, hayvanların “gıda maddesi” olarak kullanılmamasıdır. Mezbahalar tarihe karışıncaya dek, geçen sürede hayvanların kesim sırasında yadsınamayacak derecede korkunç boyutlarda hissettikleri acıları, ağrıları en aza indirecek yöntemler uygulamaya konulmalıdır.

8) Her tür hayvanın deneyler ve testlerde kullanılması yasaklanmalı, deney hayvanı üretimi yasaklanmalı, birçok ülkede olduğu gibi “in vitro” ve kansız, acısız alternatif deney yöntemlerine geçilmelidir.

9) Gümrüklerde el konulan hayvanların bakımı için gümrük kapılarına yakın, veteriner hekim çalıştıran geçici bakımevleri kurulmalı, hayvanlar gümrüklerde mağdur edilmemeli, ihale ile satışlarından vazgeçilmeli, tür ve hassaslık durumlarına göre STK’lar ile de iletişim kurularak, gerektiğinde hayvanlar yediemin olarak STK’lara teslim edilmeli, doğal yaşamlarını devam ettirebilecekleri merkezlere alınmalı veya yuvalandırılmalıdırlar.

10) Yük taşıtmak için sömürülen hayvanların kullanıldığı araba, fayton gibi çağdışı araçlar yasaklanmalı, atlı faytonlar yerine akülü alternatifleri getirilmeli, taşımacılıkta sömürülen ve mağdur edilen bu hayvanlar için tedavi üniteli ve doğal alanlı merkezler oluşturulmalıdır.

11) Her türlü hayvan taşımacılığı ile ilgili kanun ve yönetmelikler yeniden düzenlenmeli, bunu ihlal edenler TCK kapsamında yargılanmalıdır.

12) Kürk çiftliklerindeki üretim durdurularak bu işkencehaneler derhal kapatılmalı, buradaki hayvanlar hayatlarının geri kalanını geçirecekleri doğal yaşamlı merkezlere nakledilmelidir.

13) Hayvanlar mal değildir! Kedi, köpek gibi evcil hayvanların ruhsatlı veya ruhsatsız ticari üretimi, üretim çifliklerinde, petshoplarda ve internet ile satışı; ithalat ve ihracatı tamamen yasaklanmalıdır. Merdiven altı kayıt dışı üretimi sonlandırmak için çalışmalar başlatılmalı, yasağa uymayanlar TCK kapsamında yargılanmalıdır.

14) Bakımevleri mevzuatta belirtildiği gibi geçicidir. Bu anlamda sadece mağdur olanlarını barındırır. Kent dışına, devasa, toplama kampı gibi sözde bakımevleri yapılamaz, kent hayvanları toplanamaz. Bu tür yapılanmalardan vazgeçilmeli, olanlar kapatılmalı, belediyeler hayvan nüfusuna göre bir veya çok sayıda küçük veya orta ölçekli, gönüllülerin katılımının esas olduğu ve ulaşımın kolay olduğu geçici rehabilitasyon merkezi kurmalı ve hayvanların yuvalandırılması için çalışmalıdır.

15) Mevcut yasadaki “Bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanlar alındıkları bölgeye bırakılır” hükmü değiştirilmemelidir. Geçmiş yıllarda teklif edilen “Okul, hastane, cami yakınlarına bırakılamaz” gibi yoruma açık ve muğlak ifadeleri kabul etmemiz olası değildir. Her canlının alıştığı ve ait olduğu ortamda yaşamaya hakkı vardır.

16) Mevcut hayvanları koruma mevzuatı, “kısırlaştır, aşılat, yaşat” ilkesini esas almaktadır. Bakımevi olmayan, meslek etiği, temel hayvan sağlığı prensipleri dâhilinde kısırlaştırma ve tedavi yapmayan, hayvan toplayıp kırsala, ormanlara, komşu il ve ilçelere atan, hayvan öldüren veya bakımsızlıktan ölümlerine sebep olan, kısaca “kısırlaştır, aşılat, yaşat” ilkesine uymayan belediyelerin tüm sorumluları TCK kapsamında yargılanmalıdır. Davalardan doğan tazminat bedelleri kamu kurum ve kuruluşlarına değil, sorumlu olan kamu görevlilerine rücu ettirilmelidir.

17) Mobil kısırlaştırma adı altında kimi özel şirketlere verilen tüm izin ve çalışma belgeleri iptal edilmelidir. Mobil kısırlaştırma yasaklanmalıdır. Ameliyat öncesi ve sonrası bakım ünitesi olmadan, ameliyat öncesi ve sonrası yasal süre boyunca gözetimde tutulmadan yapılan en küçük operasyon bile sayısız hayvanın enfeksiyondan ölümüne neden olmaktadır. Mobil kısırlaştırmada uzman denetimi de yoktur. Kaldı ki “mobil uygulama” yasal görevini yerine getirmeyen, bakımevi ve veteriner hekimi olmayan belediyelerin hayvanları yok etmek için kullandığı göstermelik bir uygulamaya dönüşmüştür.

18) Yönetim planlarında ve tapuda “evcil hayvan beslenemez” ibaresi ve maddesi kaldırılmalı, uluslararası sözleşmelerde var olan “hiçbir canlı, bulunduğu ortamdan uzaklaştırılamaz” hükmü gereği “konutlarda evcil hayvan beslemek serbesttir” maddesi kanunda yer almalıdır.

19) Kentsel dönüşüm ve yapılaşma nedeniyle yaşam alanlarını kaybeden hayvanları rehabilite etmek yerine sığındıkları site, apartman, bahçe gibi yerlerden uzaklaştıran veya öldürenler TCK kapsamında yargılanmalıdır.

20) Belediyelerin bakımevlerinde, rehabilitasyon için hayvan toplama ve yerlerine bırakılması sırasında ve besleme odaklarında hayvanların beslenmesi için gönüllülerle beraber çalışması zorunlu olmalı ve gönüllü ile çalışmayan belediyelere Orman ve Su İşleri Bakanlığı denetçileri her defasında gittikçe artacak yüksek miktarda para cezası uygulamalıdır. Mevcut yasada “belediyeler gönüllü kişi ve kuruluşlarla eşgüdüm sağlar”, yani birlikte çalışır demesine rağmen herhangi bir cezaî yaptırım olmadığından belediyeler keyfî uygulamalar sürdürmektedir.

21) Bakımevi ve veteriner hekimi olmayan belediyelerin, hayvan sağlığı ilaçlarını ve özellikle öldürmek ve uyuşturmakta kullanılan narkotik maddeleri satın alması ve bunların kimi şirketlerce belediyelere el altından satılması suçtur. Bu tür girişimlerde bulunanlar, TCK kapsamında cezalandırılmalıdır.

22) “Sokak hayvanlarını toplayan ekiplerin, üfleme borusu, havalı tüfek veya tabanca ile atılan uyuşturucu fişeğin kullanımı sırasında veteriner hekim bulundurması zorunludur” maddesi yasada yer almalıdır. Toplama ve yakalama sırasında, anestezik madde kullanımında ciddi kısıtlamaya gidilmelidir.

23) Hayvanların doğuştan gelen haklara sahip olan bireyler olduğu bilincinin tüm topluma yerleşmesi için, hayvan hakları okullarda zorunlu ders olarak okutulmalıdır.

İMZACILAR:

Adana Doğayı Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (DOHAYKO)
Afyonkarahisar Hayvan Hakları Koruma Derneği
Aksaray Hayvanları Koruma Derneği (AK-HAY-KOR)
Anadolu Hayvan Hakları Federasyonu (ANADOLUFED)
Artvin Hayvanları, Doğayı İnsanları Koruma ve Yaşatma Derneği (HAYDİKO)
Bergama Hayvanları Koruma Ve Yaşatma Derneği (BERHAYKO)
Bir Can Bir Yaşam Derneği (BİYADER)
Burdur Hayvan Dostları Derneği
Can Dostlarımız Hayvan Hakları Derneği (CANDAN)
Çivril Hayvanları Koruma Derneği (ÇİVHAYKO)
Çorlu Doğa ve Hayvanseverler Derneği (DOHAS)
Dikili Doğayı Hayvanları Koruma Derneği (DİHAYKO)
Dört Ayaklı Şehir
Edirne Doğayı Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (EDHAYKO)
Ege Hayvan Hakları Federasyonu (EGEFED)
Faytona Binme Atlar Ölüyor Platformu
Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
Hatay Doğa ve Yaşam Derneği
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
Hayvan Hakları ve Etiği Derneği
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
Hayvanlara Adalet Platformu (HAD)
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED)
İnegöl Doğal Hayatı ve Hayvanları Koruma Derneği (İDOHA)
Isparta Hayvan Koruma Derneği (İSHAYKO)
İskenderun Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği (İSHAYKODER)
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
İstanbul Hayvan Hakları Derneği (İSTANBULDER)
Kepez Doğayı ve Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği
Kültür, Eğitim, Çevre, İmece Derneği (KEÇİ)
Marmara Hayvan Hakları Federasyonu (MARMARAFED)
Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği (SEHAYDER)