20 Oca

BASIN TOPLANTISI: Adalet Bakanlığı’nın Tasarısında Hayvanlara “Adalet” Yok!

imageedit_3_4381052497

Dört Ayaklı Şehir, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlediğimiz ortak basın toplantısında, Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı “Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağına dair görüş ve eleştirilerimizi kamuoyu ile paylaştık.

imageedit_3_4381052497

Basın toplantısında Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan, Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Burak Özgüner, Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Barış Kârlı ve Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu’ndan Timur Ugan konuştu. Basın açıklamasının ardından, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdık.

Basın toplantısında okunan ve 60’tan fazla STK ve oluşumun imzaladığı deklarasyonun tam metni:

BASINA VE KAMUOYUNA,
19.01.2018

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı yasa tasarısı taslağına sivil toplum kuruluşları olarak karşı çıkıyoruz.

Bu hâliyle tasarı, hayvanları ve onların haklarını korumaktan oldukça uzaktır. Tasarı, hukukî ve pratik anlamda çok sayıda muğlaklığı barındırmakta, vatandaşların anayasal haklarını sınırlandırmaktadır ve öngördüğü cezaların caydırıcı olmaması nedeni ile de günbegün artış gösteren toplumsal şiddeti önleyebilmek adına işlevsizliği ortada olan bir metindir.

1. Tasarı, belediyelerin sorumluluğunu göz ardı etmektedir ve bu durum belediyeler için cezasızlığa yol açacaktır.

Mevcut mevzuat kapsamında yerel yönetimlerin, hayvanların aşılarını, tedavilerini zaten yapması ve koruması gerekirken, hayvanları katleden belediye çalışanları ile emri veren yetkililer hakkında taslak metinde hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Taslak bu hâliyle eksik kalmıştır. Orman ve Su İşleri İl Müdürlüklerinin mevcut mevzuatta bile belediyeler üzerinde idarî veya cezaî yaptırımı yoktur. Toplu ihlâl ve kıyımların başlıca faili olan yerel yönetimler, bu tasarıda cezaî kapsam dışı bırakılarak adeta zırhlandırılmışlardır. Cezaî yaptırım içermeyen yasa, caydırıcı ve önleyici olamaz; bir konu hakkında esas, zorunluluk ve yükümlülükler getirip karşılığında hiçbir yaptırım belirlemeyen yasa çalışması ne hayvanlara ne de topluma bir fayda sağlayabilir. Mutlaka yerel yönetimlerin, kamu görevlilerinin de cezaî sorumluluk altına alınmaları düzenlenmelidir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın illerdeki taşra teşkilâtının, Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, 14 senelik süre zarfında ölüm kampı şeklinde çalışan bakımevlerine sahip olan belediyelere dahi hiçbir yaptırım uygulamadığı, uygulamak istemediği çok iyi bilinmektedir. Bugüne dek bakanlığın, kanuna muhalefet eden belediye yöneticilerinin ve kamu görevlilerinin soruşturulması için savcılıklara bir kez bile başvurmadığı da bilinen bir gerçekliktir. Belgeler ile sabit olan bu gerçeklik karşısında, hayvanlara karşı suçların soruşturulması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru şartı aranması keyfiyete, cezasızlığa yol açacak, belediyelerin yaptığı zehirlemeleri, kasıt ve ihmal ile ölüme sebebiyet verme vakalarını, toplu katliamları arttıracaktır.

2. Tasarıda öngörülen hapis cezaları, açılması muhtemel davaların çoğunda ertelenecek, adlî para cezasına çevrilecektir. Bu nedenle, cezaî müeyyideler caydırıcı değildir.

Basına yansıyan açıklamalarda 4,5 yıl hapis cezası öne çıkarılıyorsa da tasarı metninin tamamında görülmektedir ki “Sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da haklı bir neden olmaksızın öldürene 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası” öngörülmüştür. Ancak birden fazla hayvanın öldürülmesi hâlinde cezalar artırılarak 4,5 yıla kadar hapis cezası uygulanabileceği düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda da tasarıda da “haklı bir neden olmaksızın” öldürme fiili açıklanmamıştır. Bizler, hukukun üstünlüğüne, ülkemizde hâlâ vicdanlı hâkimlerin varlığına inanan insanlar olsak da yasama çalışmasının, hele ki içinde işkence, öldürme gibi fiillere yaptırımların belirlendiği yasa yapım süreçlerinin bu şekilde işlememesi gerektiği kanaatindeyiz.

Hayvan hakları savunucuları ve hukukçular olarak talebimiz, hayvana yönelen şiddet eylemlerinin cezasının alt sınırının en az 3 yıl hapis cezası olmasıdır. Düzenleme bu şekilde yapılmalıdır ki failler, “iyi hâl indirimi”nden faydalanarak toplumumuzun içinde yaşayamasın.

Hayvanlara yönelik işlenen suçların, insanlara işlenen suçlar ve cezalar ile karşılaştırılması ise son derece yersizdir. Bakanlık ya da devlet, hayvanı düşünmese bile artan toplumsal şiddeti, sağlayamadığı toplumsal refahı düşünmelidir ve sosyal, hukuk devleti olarak yükümlülüğü olan toplumsal şiddeti önlemek adına taleplerimizi dikkate alarak, öznesi kim olursa olsun, işkenceye uğrayan, hakları gasp edilen, şiddete, tecavüze maruz bırakılan bireylerin yanında saf tutarak kanunî düzenlemeye gitmelidir. Tasarı bu hâliyle kanunlaştığı takdirde verilen adlî hapis cezaları para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Dolayısıyla iki yılın altında verilecek cezalar, caydırıcılık bakımından yetersizdir.

Yıllardır yasak olmasına rağmen, gerek evcil gerekse yaban hayvanı satışı yapan, çeşitli hayvanları ölümüne dövüştüren, bunlar için yasadışı organizasyonlar düzenleyen ve hayvana işkence, kötü muamele edip bu fiillerin kayıtlarını internette yayınlayan kişiler etkin bir şekilde soruşturulmamakta ve cezalandırılmamaktadır. Hayvanlara yönelik işlenen suçlarda faillerin tespiti bu kadar zor iken, hatta suçun gerçekleştiğine, maddî unsurların her şekilde oluşmasına rağmen “beraat” kararı verilen davalar göz önünde bulundurulduğunda, bu cezaların uygulanabilirliği bu açıdan oldukça düşüktür.

3. Tasarıda “sahipli/sahipsiz” hayvan ayrımı kaldırılmış gibi gözükse de “sahipsiz” hayvanlara yönelik çoğu haksız fiilin yaptırımı, idarî para cezası olarak belirlenmiştir. Suçların soruşturulması için “Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru” şartı aranması keyfî uygulamalara yol açacaktır.

Hayvan hakları konusunda, en asgarî mevzu “hayvanın”, acı çekme anlamında bizden hiçbir farkı olmayan bedeninin korunmasıdır. Yürürlükteki mevzuatta ve Türk Ceza Kanunu’nda sahipli-sahipsiz ayrımı sadece sahibinin mülkiyet hakkıyla güçlendirilen tali bir durumdur, doğrudan hayvanı koruyan bir hüküm değildir. Tasarı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yazılı müracaatı şartı korunarak yasalaştığı takdirde, sahipli hayvanlar için hayvan sahiplerinin; sahipsiz hayvanlar için ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın müracaatı şartı aranacaktır. Bu durumda kişi kendi hayvanını öldürür, yaralar ya da hayvana eziyet ederse yargılanması mümkün olmayacaktır. Sahipsiz hayvanlara yönelen şiddet eylemleri açısından ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın iş yükü çok artacağı için, mevcut durumda bile talebe cevap veremeyen Bakanlığın bununla başa çıkamayacağı açıktır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ne denetçi kadrosu ne de hukukçu kadrosu mevcuttur.

14 yıldır yürürlükte olan 5199 sayılı Kanunda belirtilmiş olan idarî para cezalarını kestirmek için bile defalarca başvuru yapmamız gerekirken, her hayvana şiddet eyleminde Bakanlığın şikâyetçi olacağını ve davayı takip edeceğini düşünmek, en iyi ifade ile hayalciliktir. Mevzuata göre, ister sahipli isterse sahipsiz olsun, hayvanlara yönelen her türlü şiddet eylemi için şikâyet şartı kaldırılmalıdır. Hayvanların yaşam hakkını güvence altına almayı amaçlayan bir düzenleme, insanların şikâyetçi olmaları şartına bağlanamaz. Konu cumhuriyet savcılıkları tarafından re’sen soruşturulmalı; bunun yanı sıra başta Türkiye Barolar Birliği, tüm il baroları hayvan hakları komisyonları, hayvan koruma ve hayvan hakları STK’leri ve gönüllüler bu aşamada şikâyetçi olabilmelidir. Yapılmak istenen düzenleme, başta Anayasamıza ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Şikâyet konusu ile ilgili olarak, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun kapsamlı bir açıklaması da bulunmaktadır.

4. Hayvana tecavüz suçtur; faillere ertelemesiz hapis cezası öngörülmelidir.

Yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu’nda, hayvana tecavüz ve diğer cinsel şiddet fiilleri, “hayvanla cinsel ilişki” olarak tanımlanmıştır ancak hayvanda rıza aranamayacağı için “hayvanla cinsel ilişki” diye bir tanımlamayı yapmak da imkânsızdır. Gündemde olan tasarıda da bu fiiller için 2.000 TL idarî para cezası öngörülmektedir. Hayvan bedeni ve psikolojisi üzerinde tarif edilemez yaralanmalara neden olan bu cinsel şiddet ve işkence fiili, idarî para cezası ile geçiştirilebilecek bir suç değildir.

Öte yandan, bakanlık taslağında “hayvana tecavüz” fiili açıktan suç olarak tanımlanarak cezalandırılmamıştır. Muhtemelen “kötü muamele” başlığı altında cezalandırılabileceği öngörülmüşse de şiddet uygulamadan tecavüz fiili uygulayan kişilerin de doğrudan bu fiillerden cezalandırılmaları kapsam dışı kalmıştır. Oysa ülke genelinde hayvanlara tecavüz çok sık görülen bir ihlâldir ve mutlaka alt sınırı 2 yıldan az olmayacak şekilde ayrı bir başlıkla cezai müeyyideye bağlanmalıdır. Taslak bu haliyle yasalaştığı takdirde hayvanlara tecavüz eden kimselere ceza verilmesi mümkün olmayacaktır. Hayvana tecavüz etmek zaten tartışmasız bir şiddet eylemi ve suçtur.

5. Hayvanlara karşı işlenen suçlar, tasarıda net olarak tanımlanmamıştır.

Yaralama, öldürme, eziyet, tecavüz, dövüştürme ve benzeri fiiller tek tek tanımlanmalı ve düzenlenmelidir. Bu maddeler insanlara yönelen şiddet eylemlerinde nasıl ayrı ayrı düzenlenmişse, hayvanlar için de öyle düzenlenmelidir. Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik ilkesi vardır. Bu ilke gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir konuda kimseye ceza uygulanamaz; kıyas yasaktır. Her fiilin tanımı ve kapsamı net olarak belirlenmeli, cezaları ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir ki uygulamada karmaşa yaşanmasın. Mevcut taslakta bu düzenleme muğlak kalmıştır.

6. Tasarıdaki idarî para cezaları yetersiz ve orantısızdır.

Taslak ile değiştirilmek istenen idarî para cezalarının miktarları orantısız bir şekilde belirlenmiş olup bu cezalar, hayvan hakları ihlâllerini engellemek açısından oldukça yetersizdir. Belediyelerin ve kamu kurumlarının sık sık şikâyet ettiği ve sorun olarak gördüğü “sokak hayvanı popülasyonu”nun artması konusunda birincil faktörlerden olan hayvan terk etme fiili için 700 TL idarî para cezası öngörülmesinin, hayvanları birer “mal” olarak görüp satın aldıktan sonra sokağa, ormana terk eden şahısları engelleyemeyeceği açıktır. Hayvanları koruma maksadı ile hazırlandığı iddia edilen bu taslakta, “terk etme” fiili için iki kat dahi artışa gidilmemiştir.

Taslakta, hayvanlara işkence yapan, tecavüz eden faillere 2000 TL; sahipsiz hayvanları öldüren faillere ise 4000 TL idarî para cezası öngörülmüş ve bu ceza, şu anda olduğu gibi, KAÇ HAYVANA İŞKENCE EDİLDİĞİ YA DA KAÇ HAYVANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNE BAKILMAKSIZIN uygulanacaktır; yani ceza, hakları ihlâl edilen hayvan başına uygulanmayacaktır. Mevcut Kanunda yasak olarak belirlenen haksız fiiller ile taslaktaki idarî para cezaları karşılaştırıldığında, ciddi bir orantısızlık olduğu ve bu orantısızlığın da kanunun maksadı ve lafzı ile belirgin şekilde çeliştiği görülmektedir. Bu haliyle tasarıda yer alan idarî para cezaları, hayvanlara karşı işlenen suçların önüne kesinlikle geçemeyecek, 2000 TL’si olan her şahsa, istediği kadar hayvana dilediğince tecavüz etme, işkence etme hakkını tanıyacaktır.

Taslakta belirlenen idarî para cezası miktarları ile, yürürlükteki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan idarî para cezalarının 2018’de uygulanan miktarları karşılaştırıldığında, bu yaptırımlarda dahi hayvanların lehine bir artışa gidilmediği bariz bir şekilde görülmektedir.

7. Tasarı, hayvan hakları konusunda Türkiye’yi geriye götürmüştür.

24. yasama döneminde, Türkiye birçok dünya ülkesini haklar bağlamında geride bırakarak yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvanat bahçeleri, petshoplar, hayvan üretimi ve satımı, hayvan deneyleri konularında, parlamento düzeyinde birçok tartışma yapmış ve önemli kararlar almıştır. Ancak görüyoruz ki Adalet Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu bu tasarı, parlamentoda tartışılan ve karara bağlanan konu başlıkları görmezden gelinerek hazırlanmıştır. Ülkemizde yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvan deneyleri, petshoplar, faytonlar ve benzeri hayvanların esir edildiği, sömürüldüğü tesisler olduğu sürece hayvanlara adaletin, huzurun gelmeyeceği ortadadır. Bahsettiğimiz yasama çalışmaları görmezden gelinerek, tasarının hak ve hukuk nosyonundan uzak bir şekilde kaleme alınarak tartışmaya açılması, başta parlamentonun emeğine, konumuna büyük bir saygısızlıktır. Bu nedenle, tasarı hazırlanırken, ülkemizin birçok ülkeye örnek olacak şekilde tartışarak karar aldığı hususların da dikkate alınması gerekmektedir. Sektörü, tesisi neresi olursa olsun, tasarı, hakları gasp edilen tüm hayvanları kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. Mezbahaya, kesime sevk edilirken işkence gören inek de; yunus parkında sistematik işkence ve esarete tâbi tutulan yunus da; faytonlarda sömürülürken çatlayarak can veren at da; barınaklarda ya da sokaklarda yaşam savaşı verirken zehirlenerek yaşam hakkı gasp edilen köpek de; kapalı kapılar ardında, laboratuvarlarda rutin şiddete maruz bırakılan tavşan da koruma altına alınmalıdır. Mevzuat ile hayvanların şiddetsiz bir şekilde yaşama hakları teminat altına alınmalıdır. Türü ne olursa olsun, bir hayvana işkence eden tüm failler ertelemesiz bir şekilde hapis cezası ile yargılanmalıdır. Bu yapılmadığı sürece, ülkemizdeki toplumsal şiddet de engellenemeyecektir.

SONUÇ: Tasarı, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

Basında yer bulan ve ülkemizdeki haklara, yaşama saygılı, duyarlı insanlara “müjde” olarak duyurulan taslak, ne yazık ki hayvanların sorunlarını çözemeyecek, onlara karşı işlenen suçları engelleyemeyecektir. Yukarıda yer verdiğimiz başlıklar kapsamında, “hayvan”, “suçlar”, “cezalar”, “suçun failleri”, “idarî ve adli soruşturma-kovuşturma yolları” konularının muğlaklıktan uzak, herkesin anlayabileceği ve kolaylıkla adalete ulaşabileceği şekilde net olarak tanımlanmasını ve tasarının, ülkemizi de bağlayan “Paris İlkeleri” ve “Sivil Toplumun Karar Verme Sürecine Katılımıyla İlgili İyi Uygulama İlkeleri” de dikkate alınarak ve Türkiye Barolar Birliği’nin, baroların hayvan hakları komisyonlarının ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri de gözetilerek, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz.

BASIN TOPLANTISINI DÜZENLEYENLER ve DEKLARASYON ÇAĞRICILARI:

Dört Ayaklı Şehir

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED)

Söz konusu tasarı ile ilgili yaptığımız medya iletişim çalışmalarının yansımaları:
Durum kötüye gidiyor / Hürriyet / 20 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın sunduğu tasarıda, hayvanlara adalet yok’ / BirGün / 20 Ocak 2018
‘Anayasa’ sahiplendi / Hürriyet / 19 Ocak 2018
“Hayvan Koruma Kanunu Tasarısı Cezai Yaptırımdan Uzak” / bianet / 19 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın tasarısında hayvanlara adalet yok’ / Mezopotamya Ajansı / 19 Ocak 2018
Hayvan hakları kuruluşlarından tepki: Hayvanlara adalet getirmeyecek / ABC Gazetesi / 19 Ocak 2018
‘Hayvanlara yönelik şiddete karşı cezalar yetersiz’ / JinNews / 19 Ocak 2018
Hayvana işkenceye 10 taksit cezalı yasa / ETHA / 17 Ocak 2018
Hayvanları Koruma Tasarısı Ne Getiriyor? Hak Savunucuları Nasıl Yorumluyor? / bianet / 17 Ocak 2018
Hayvan hakları savunucularından taslağa itiraz / Hürriyet / 13 Ocak 2018
Hayvana Tecavüze Yine Hapis Yok: Tüm Gerçekleriyle Yasa Tasarısı / Ajanimo / 11 Ocak 2018
‘Hayvanlara işkenceye verilecek cezalar caydırıcı değil’ / Evrensel / 10 Ocak 2018
04 Ara

AÇIK ÇAĞRI: Tüm parlamenterlere sesleniyoruz!

ertelemesiz-hapis

DAHA KAÇ HAYVANIN ÖLDÜRÜLMESİNE SEYİRCİ KALACAKSINIZ?
HAYVANLARA KARŞI İŞLENEN SUÇLARIN ve TOPLUMSAL ŞİDDETİN 
ÖNLENMESİ İÇİN ARTIK ADIM ATIN!

hayv
Basına dün yansıyan, Erzincan Orduevi’nde görev yapan bir askerin, bir yavru kediyi hunharca nasıl darp ettiğini, küçücük bedenini işlek trafiğin olduğu caddeye nasıl fırlattığını gördünüz mü?

Görmediyseniz lütfen videoyu izleyin ve tam olarak cinnet toplumuna dönüşen Türkiye için önlem alın. Artık “yarın çok geç olmadan önlem alın” diyemiyoruz çünkü artık çok geç oldu! Biz bu cinnet hâlinden endişeleniyoruz, siz de endişelenin! Toplumun kanayan yarası olan hayvanlara karşı işlenen tüm haksız fiiller ve artan toplumsal şiddete karşı, hepinizin sorumluluk almasını bekliyoruz.

AK PARTİ vekillerine sesleniyoruz: İçine sürüklendiğimiz bu şiddet sarmalı, yakında tüm toplumu yutacak. İktidar partisi olarak, savunmasız hayvanlar için dile getirdiğimiz taleplerimize kulak tıkamayın. Basına yansıyan haberlerden, aleni bir toplumsal çöküş yaşadığımız ortada; hayvanların haklarına saygılı milyonlarca vatandaş ise her gün travma yaşıyor.

TÜM MUHALEFET vekillerine sesleniyoruz: Gündem dışı konuşmalar, yazılı ve sözlü soru, meclis araştırması önergeleri ile hayvan hakları ihlâllerini ve toplumsal şiddeti sürekli gündeme getirin. Dün hepimizin tanık olduğu korkunç işkence vakası özelinde aşağıdaki sorularımızı sizler de sorun:

1- Erzincan Orduevi’nde görevli olduğu kamuoyuna resmen açıklanan şahsa ne gibi yaptırım uygulanmıştır?
2- Şahıs hakkındaki adlî ve idarî soruşturma, hangi mevzuat hükümlerini hukukî dayanak alarak açılmıştır?
3- Şahıs hakkında disiplin soruşturması açılacak mıdır? Canavarca davranışı ile TSK’nin itibarını da zedeleyen bu şahsın disiplin yönünden cezalandırılması da sağlanacak mıdır?
4- Hayvanlara karşı işlenen suçları engellemekte yetersiz ve işlevsiz olan, yürürlükteki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki cezalar, caydırıcı ve kamu vicdanını tatmin edecek şekilde ne zaman düzenlenecektir?
5- İvedi bir toplumsal ihtiyaç olan bu kanunî düzenleme için hangi bakanlıklarda, ne içerikte tasarılar mevcuttur, ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?
6- Bu yasama çalışmalarında, yıllardır görüş ve önerilerini kamuoyu ile açıkça paylaşan sivil toplum kuruluşlarının taleplerine, Birleşmiş Milletler’in “Paris İlkeleri”ne ve Avrupa Konseyi’nin “Karar Alma Sürecine Sivil Katılım İçin İyi Uygulama İlkesi”ne uygun olarak yer verilecek midir?