28 May

AÇIKLAMA: Petshoplarda kedi-köpek satışlarının yasaklanacağına ilişkin haberler, kamuoyunu yanıltmaya yönelik ve asılsızdır!

150320101191

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve tekrar TBMM gündemine geleceği duyurulan yasa tasarısında “petshoplarda kedi-köpek satışının yasaklanacağı” iddiasını ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın mikroçip ile ilgili yönetmelik taslağını KANAL B’ye değerlendirdik.

23 Mayıs 2017 – Kanal B Ana Haber Bülteni

Hayvanlar mal değildir; hakları, hisleri, herkes gibi özgürce yaşama dürtüleri olan bireylerdir. Tekrar gündeme gelecek olan tasarı ile petshoplar “emlakçı”; üretim çiftlikleri ise “müteahhit” gibi çalışacak. Hayvanlara “fabrika makinesi” muamelesi yapılan bu yerlere sadece göstermelik olarak denetimler uygulanıyor. Petshoplarda her türlü hayvanın satışının yasaklanması, üretim çiftliklerinin tarihe karışması ve yurtdışından Türkiye’ye satış amacı ile hayvan girişinin yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz.

PETSHOPLARDA SADECE “EV HAYVANI” BULUNDURMAK YASAKLANACAK, SATIŞ YASAKLANMAYACAK!

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın hazırlayarak Başbakanlığa sunduğu tasarıda, petshoplarda sadece kedi ve köpek bulundurulamayacağı hükmü var, bu hayvanların satışının yasak olacağına dair bir düzenleme tasarıda mevcut değil. Tasarıya göre, petshoplarda kedi ve köpek bulundurulamayacak, kedi-köpek edinmek isteyenler kataloglardan seçim yaparak, üretim çiftliklerinde üretilen hayvanları para karşılığında alacak.

Tasarı metninden: MADDE 5- 5199 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“Madde 10- Ev hayvanı satış yerlerinde ev hayvanı bulundurulamaz, ancak bu yerlerde hayvan üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki hayvanların satışı yapılabilir. Akvaryum balıkları ve kuş türleri bu yasağın dışındadır

Ülkemizde faal olan 1.668 petshop ve ruhsatlı/ruhsatsız üretim çiftliklerinde çok ciddi hak ihlâlleri yaşandığını biliyoruz.

“Merdiven altı” üretimhanelerde ya da hayvan üretimi yapan küçük aile çiftliklerinde ise sürekli doğurtulan hayvanlardan alınan yavrular, yoğun olarak internette satılıyor.

HAYVAN TERK EDENE CEZA ZATEN VAR: 363 TL!

Tasarıya yönelik, birlikte yaşadıkları hayvanları terk eden insanlara ceza geleceği şeklinde kamuoyunu yanıltıcı bilgiler basına servis ediliyor. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 13 sene önce yürürlüğe girmesi ile, yani 13 senedir bu şahıslara idarî para cezası zaten uygulanabilmekte. 2017 yılı itibarı ile hayvan terk eden şahıslara uygulanan idarî para cezası sadece 363 TL. Yasa nezdinde hayvanın “sahibi” olarak tanımlanan şahıs, hayvanı barınağa teslim ederse bu ceza da uygulanmıyor.

MİKROÇİPLEME VE KAYIT ZORUNLULUĞU, GÖNÜLLÜLERİN VE HAYVANLARIN ALEYHİNE KULLANILABİLİR

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hazırladığı “Kedi Köpek ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik” taslağında ise evlerde yaşayan hayvanları mikroçiplendirerek kimliklendirme zorunluluğunun getirimesi gündeme gelecek. Ayrıca, bu kayıt altına alma zorunluluğun, evlerini ve yaşamlarını çok sayıda hayvan ile paylaşan hayvan koruma gönüllülerinin aleyhine kullanabileceğinden de endişeliyiz, bu yönetmeliğin hayvanlar aleyhine sonuçlanabilecek etkiler yaratacağı muhtemeldir..

YILLARDIR SÜRDÜRÜLEN MİKROÇİP UYGULAMALARININ SOKAK HAYVANLARINA NE FAYDASI OLDU?

Mikroçip uygulaması, hayvan sağlığı açısından ayrıca ele alınması ve tartışılması gereken bir konu olmakla birlikte, veritabanı sisteminin gerçekten işletilmesi hâlinde, hayvanları terk eden şahısların tespit edilmesi için etkili bir yöntem olacaktır ancak sokakta yaşayan hayvanlara yıllardır uygulanan mikroçiplerin, belli ilçelerde yaşayan hayvanların farklı ilçelere ya da ıssız ormanlara yerel yönetimlerce terk edilmesi karşısında, yürürlükteki mevzuat açısından herhangi bir cezaî müeyyide uygulanması konusunda pratikte hiçbir katkısı olmadı. Dolayısıyla mikroçip ile kimliklendirme sayesinde yapılacak tespitler ve uygulanacak cezaların sokaklarda yaşayan hayvanları da kapsayacak şekilde düzenlenmesi, hayvanları farklı ilçelere, mahallelere, ormanlara atan yerel yöneticilerin cezalandırılması sağlanmalıdır. Uygulanacak idarî para cezası yerel yönetim bütçesinden, yani vatandaşların vergileri ile ödenmemeli; ceza yerel yöneticiye ya da belediye yetkilisine rücu ettirilmelidir.

BAKANLIĞIN “PETSHOPLARDA KEDİ-KÖPEK SATIŞI YASAĞI” KONUSUNDA KAMUOYUNA VE BASINA YANLIŞ VE KASITLI VERDİĞİ BİLGİLERE KARŞI CEVABIMIZ:

  • Tasarının 5. MADDESİNDE, “pet-shop” olarak bilinen ve hayvan ticareti yapılan yerlerde, akvaryum balığı ve kuş türleri dışında hayvan bulundurulamayacağı, ancak üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki (kedi, köpek, tavşan, fare vb) hayvanların satışının yapılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir.
  •  Tasarıda, pet-shoplar yerine üretim çiftliklerinin teşviki sağlanmakta; aynı maddenin ikinci fıkrası üretim amacı ile kullanılan anne hayvanların ve yavruların sağlığına dikkat edilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir. Ancak, hayvanlara “fabrika” mantığı ile yaklaşan bir endüstride maalesef hayvanların haklarından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, devlet tarafından denetimi dahi gerektiği gibi gerçekleştirilmeyen bu işletmelere ilişkin ucu açık maddeler, durumu samimiyetsiz bir duruma sürüklemektedir.

Kamuoyu, hayvan satışının yasak olacağı şeklinde yanlış bilgilendirilmekte; tasarı metninde hayvan satışına engel teşkil edecek bir ibareye yer verilmemektedir.

Kaldı ki Türkiye’deki pet-shop ve üretim çiftlikleriyle ilgili mevzuatın hayvan haklarına uygunluğu bir yana, bu işletmeleri bağlayan ilgili mevzuata uygun işletme de oldukça az sayıdadır. Üretim çiftliklerinde hayvanların sırtından para kazanan tüccarların ne gibi hak ihlâllerine sebep oldukları aşikârdır.

Hayvanların satıldığı ve üretildiği ticarethanelerin denetimi, zaten yıllardan beri devlet tarafından gerçekleştirilmekte ancak bu yerlerde yaşanan mezalimin son bulması ya da gözle görülür şekilde azaltılması her türlü mevzuata rağmen sağlanamamıştır. Bu tasarı ile de denetim anlamında yeni bir öngörü olmayışı, bu sömürü merkezlerinin kanlı kazanç sağlamaya devam edeceklerini göstermektedir. Dolayısıyla, bu anlamda da bir kazanımdan bahsetmek mümkün değildir.

  • Tasarının 4. MADDESİNDE, akvaryum balıkları ve kuş türlerinin pervasızca satışı ve mal olarak görülmesi söz konusudur. Doğal koşullarda sınırsız ortamlarda özgür bir şekilde yaşayan ancak pet-shoplarda tamamen sınırlı ortamlarda, esaret altında yaşamaya mahkûm edilen akvaryum balıklarının ve kuş türlerinin ise komisyon nezdinde, doğuştan gelen hakları gasp edilmektedir. Yasa çalışmaları ile istenildiği kadar meşrulaştırılmak istensin, bu haklar ne esnetilebilir ne de gasp edilebilir.
26 May

AÇIKLAMA: İBB’nin, Koordinatörümüz Hakkında Bulunduğu Suç Duyurusu “Takipsizlik” ile Sonuçlandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Koordinatörümüz Burak Özgüner hakkında iftira, hakaret ve kamu kurumlarının faaliyetlerinin engellenmesi iddiaları ile suç duyurusunda bulunmuş, savcılık ve mahkeme İBB’yi haksız bularak soruşturma dosyasını kapatmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunulur.

Aynı zamanda Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği – HAGİD Yönetim Kurulu Üyesi olan koordinatörümüze karşı İBB’nin asılsız iddiaları ve suç duyurusu ile ilgili olarak derneğin resmî açıklamasını aşağıda okuyabilirsiniz:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kısırkaya toplama kampına karşı yürüttüğümüz hukuk mücadelesine karşılık olarak, derneğimizin yönetim kurulu üyesi Burak Özgüner hakkında iftira, hakaret, kamu kurumu kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi iddiaları ile suç duyurusunda bulunduğunu bugün tesadüfen öğrendik. İBB’nin suç duyurusu ile yönetim kurulu üyemiz hakkında başlatılan soruşturmada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR” vermiştir. İBB, bu karara Sulh Ceza Hâkimliği’nde itiraz etmiş ancak İBB’nin itirazı, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nce de REDDEDİLMİŞTİR. Savcılık kararının haricinde, suç duyurusuna “delil” olarak sunulan videoyu paylaşıyor, İBB’nin iddia ettiği gibi hakaret, iftira ve kamu kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi suçlarının oluşup oluşmadığını ayrıca kamuoyunun takdirine bırakıyoruz:

En baştan beri söylediğimiz gibi, İBB’nin kurduğu ve işlevsel ve mantıksal olarak “toplama kampı” olarak nitelendirdiğimiz “Kısırkaya Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı”nın, Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’nde yer alan bakımevi arazi kriterleri açısından hiçbir uygunluğu yoktur. Bizler de bu tesisin kurulumuna karşı çıkarak ve en başta bu yönetmelik hükümlerini hukukî dayanak alarak, konuyu idarî yargıya taşıdık ve dava sonucunda İstanbul 6. İdare Mahkemesi derneğimizi haklı bularak İPTAL kararı verdi. Ayrıca söz konusu mahkeme kararı ile, Kısırkaya toplama kampının SİT alanı üzerinde kurulu olduğunu, projenin birçok mevzuat hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, gerekli izinler alınmadan tesisin kurulduğunu öğrendik. Bunlar bizim iddialarımız hiçbir şekilde olmadı, arazinin niteliği açısından tespitler İstanbul 6. İdare Mahkemesi kararında yazılıdır. Bu konuda gerek kamuoyuna gerekse basına yaptığımız bilgilendirmeler de tamamen hukukî tespitler ve imar planları üzerinden gitmiştir.

Kısırkaya toplama kampı arazisinin ilgili yönetmeliğe uygun olmadığı gerekçesiyle açtığımız davanın delillerini dahi, Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu (BEDK) aracılığıyla temin ettik çünkü İBB, ısrarla talep ettiğimiz bilgi ve belgeleri derneğimizle paylaşmadı; yönetmeliğe aykırı olduğu gerekçesi ile söz konusu arazi üzerindeki faaliyetlerin derhal durdurulması taleplerimizi içeren başvurularımızı yok saydı ve taleplerimizi reddetti. Bir kez daha vurgulayarak ifade ediyoruz: Kısırkaya toplama kampının üstünde kurulduğu arazi, mevzuat hükümlerini karşılamamaktadır ve ısrarla bu arazinin seçilmiş olması, tüm idarî ve hukukî başvurulara rağmen tesisin işletilmesi art niyetlidir. Yapılan, hukukun alenen çiğnenmesi, imtiyazlı olarak kullanılması, adaletsizliğin karakteristik hâle getirilmesidir. Biz bu durumu normalleştirmeyeceğiz, bu duruma alışmayacağız!

İBB, yönetim kurulu üyemiz hakkında yaptığı suç duyurusunda, yönetim kurulu üyemizin basına verdiği bir demeçte sokak köpekleri için “sokaklardan çöp toplarmış gibi muamele edildiği” beyanından rahatsızlığını dile getirmekte; faaliyetlerini 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği doğrultusunda yürüttüğünü iddia etmektedir. İBB’nin toplama ekiplerinde, vasıfsız işçilerin eline anestezik maddelerin teslim edilerek sokak köpeklerine gelişigüzel bir şekilde tatbik edildiğine, küpeli köpeklerin defalarca toplandığına, hasta-hamile-yaşlı-engelli demeden gece ve sabahın erken saatlerinde yangından mal kaçırırcasına sokak köpeği toplandığına, anestezik madde kullanılarak yapılan toplamalarda, ekipte veteriner hekim görevlendirilmediğine yüzlerce İstanbullu hayvan koruma gönüllüsü şahit olmuştur. Yıllardır kendi imkânları ile mahallesinde yaşam mücadelesi veren Esenyurtlu bir hayvan korumacı olan Mehmet Amca’nın feryadı belki İBB’yi rahatsız etmeyebilir ama sokak hayvanlarına uygulanan soykırım ve hayvan koruma gönüllülerinin feryadı bizi oldukça rahatsız ediyor:

Ve bizler biliyoruz ki bu ve benzeri birçok usulsüz toplamanın, işkencenin ve ihmal nedeniyle ölümün müsebbibi İBB’dir.

Yine aynı suç duyurusunda, İBB’nin, şikâyet ettiği yönetim kurulu üyemiz Burak Özgüner hakkında dilekçede yer verdiği “olayı çarpıtarak tesise iptal kararı verilmiş gibi duyurması” beyanı da gerçeği yansıtmamaktadır çünkü en başta ifade ettiğimiz gibi İstanbul 6. İdare Mahkemesi 2015/1601 numaralı kararı ile İPTAL kararı vermiştir. Ortada bir hukuksuzluk vardır, mahkeme kararına rağmen işletilen ve arazi koşulları itibarı ile mevzuata aykırı olan bir tesis vardır. Ayrıca İBB’nin her fırsatta basında, mahkemelere sunduğu savunma ve beyanlarda verdiği aşılama/kısırlaştırma verileri de bir lütuf değil, İBB’nin görevidir. Ancak her ortamda ve fırsatta dile getirdiğimiz gibi, mesela suç duyurusu metninde belirtilen ve 2016’da kısırlaştırıldığı ifade edilen 26.299 hayvanın kaçı yaşamaktadır, kaçı sokaklarına geri dönebilmiştir? Ortada kanun dışına itilen hayvanlar, uygulanmayan mevzuat, hukukun kötüye kullanılması ve tekrar ifade ediyoruz ki art niyet vardır.

Daha en baştan kurulmaması gereken Kısırkaya toplama kampına dair sorularımızı ve sorunları defalarca dile getirdik, taleplerimizi bir kereliğe mahsus olmak üzere İBB ile yaptığımız heyet görüşmesinde İBB yetkililerine ilettik. Dağ başına, devasa bir arazi üzerine, neredeyse Auschwitz toplama kampı ile birebir benzerlik gösteren bir tesisi kurmanın ne hukukî ne de mantıksal bir açıklaması olabilir.

İBB’nin yönetim kurulu üyemize yönelttiği suçlamaların tamamı gerçek dışıdır ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da takipsizlik kararı, akabinde İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin de İBB’nin itirazına dair verdiği ret kararı ile de bu durum sabittir. Asılsız iddialar ile adlî mercileri meşgul eden İBB’ye, yönetim kurulu üyemiz Burak Özgüner ve diğer hayvan hakları aktivistlerine yönelik uydurma suçlar üreterek kurumsal itibarını zedelediğini bir kez daha hatırlatıyor, yıllardır ölümüne sebep olduğu sokak hayvanlarından, onları İBB’nin toplama ekiplerinden korumaya çalışan hayvan koruma gönüllülerinden ve mesnetsiz suç isnatları ile kriminalize etmeye çalıştığı yönetim kurulu üyemizden özür dilemeye çağırıyoruz.

Sokak hayvanlarına uyguladığınız soykırım politikalarından vazgeçin! Kendinizi tek ve resmî otorite olarak görerek yaşamı yüzyıllardır bizimle paylaşan kent hayvanları ve tüm İstanbul üzerindeki türlü tasarruflarınızla bu kenti daha da yaşanmaz hâle getirmeyin. Anayasayı çiğnemeyin, mahkeme kararlarını uygulayın, gerçek dışı beyanlar ile kamuoyunu yanıltmayı ve asılsız ithamlarla adlî mercileri meşgul etmeyi bırakın, kamu kaynaklarını kendinize aitmiş gibi harcamayın!

Sivil toplum kuruluşu olarak, ister kabul görsün isterse görmesin, sivil bir denetim mekanizması oluşturmak için çabalamaya ve Kısırkaya toplama kampına karşı yürüttüğümüz hukuk mücadelesine devam edeceğimizi, mevzuata muhalefet eden tüm kamu görevlileri yargılanana dek her türlü hukukî girişimde bulunacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz ve İBB’ye Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasını hatırlatıyoruz:

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)

14 Mar

BİLDİRİ: İBB Meclis Üyesi Hüseyin Avni Sipahi’yi Kınıyoruz!

17310122_1324050817641404_8537619206446044453_o

Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan diplomatik krize tepki olarak bir ineğin katledileceği yönündeki haberleri öfke ve üzüntü ile karşıladık. Basında İBB Meclis Üyesi ve Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı olarak geçen Hüseyin Avni Sipahi’yi, aldığı bu karar nedeniyle kınıyoruz. Kan akıtarak, hayvan katledip inek bedeni üzerinden amacı dahi belli olmayan tepkiler vererek, birileri hakkında ölüm fermanı imzalayarak hiçbir sorun çözülmez; böyle bir tepkiyi oldukça “tehlikeli” buluyoruz. Hollanda’ya tepki olarak, hiçbir şeyden haberi olmayan bir ineğin katledilmesini “cinayet” olarak tanımladığımızı ifade etmek istiyoruz. Yaşadığımız Türkiye toplumunda kana, nefrete yeterince doyduğumuzu ve ister insan isterse insan dışı hayvan olsun, daha fazla kan, katliam, linç ve nefret propagandası ve eylemine tahammülümüzün kalmadığını bir kez daha bildiriyoruz.

Diplomasi ve parlamentodaki kirli ilişkilerinize masum hayvanları alet etmeye derhal son verin. Hayvanlara reva görülen kölelik, sömürü ve zulüm yetmezmiş gibi hayvanların, onların adlarının, bedenlerinin, insanların vereceği tepkilere alet edilmesini, gözden çıkarılmasını asla kabul etmiyoruz. İBB Meclis Üyesi ve Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin AvniSipahi’yi, hâlihazırda yıllarca sömürmüş olduğu inek hakkında vermiş olduğu bu kanlı karardan vazgeçmeye ve üstünde “mülkiyet” hakkı iddia ettiği söz konusu ineğe, doğal haklarını, özgürlüğünü teslim etmeye çağırıyoruz. Hayvanlar; kimsenin malı, yiyeceği, giyeceği değildir!

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)