07 Haz

DOSYA: Mikroçipleme Yönetmelik Taslağı ile İlgili Eleştiri ve Önerilerimiz

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan ve 09.06.2017 tarihine kadar görüş bildirilebileceği duyurulan  “Kedi Köpek ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik” taslağı ile ilgili eleştiri ve önerilerimizi içeren, Hayvanlara Adalet Platformu ile hazırladığımız görüş dosyamız aşağıda bilginize sunulmuş ve Bakanlığa iletilmiştir.

petscan

GENEL DEĞERLENDİRME:
Söz konusu Yönetmelik taslağı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu taslağın ülkemizin gerçekleri göz ardı edilerek sadece şehirlerde ve ev ortamında bakılıp beslenen hayvanlar düşünülerek hazırlandığı, dayanak aldığı Kanunların lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil ettiği, ev hayvanlarının terk edilmelerinin önüne geçmeyi hedeflese de, aksine hayvan terkini artıracağı, taslak kapsamında belirlenen idarî para cezalarının orantısız olduğu, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden maddeler içerdiği, bazı maddelerin hukukî açıdan dayanaksız ve hayatın gerçeklerinden uzak olduğu açıkça görülmektedir.

Öncelikle görüşe açılan Yönetmelik taslağının, AB müktesebatı dâhilinde çıkarıldığı unutulmamalıdır; bununla birlikte taslak, kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesi amacını taşısa da Türkiye’nin ulusal mevzuatı ile açık bir şekilde ters düşmektedir. Ülkemiz Türkiye, AB Anayasasından çok daha farklı bir anayasaya sahip; ülkemizde hayvanların hukukî statüsü ise AB’nin çerçeve mevzuatından oldukça uzaktadır. AB Anayasası’nın Madde III-121’de hayvanlar “duyusal varlıklar” olarak tanımlanmıştır. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında hayvanlara dair herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte, sadece “sahipli hayvan”a karşı işlenen suçlar, Türk Ceza Kanunu Madde 151/2’de “mala zarar” şeklinde karşılık bulmuştur. Bu Yönetmelik taslağının da bir yasama çalışması olduğu göz önünde bulundurulduğunda, konuyu ülkemizin ulusal mevzuatı açısından değerlendirmek elzemdir. Söz konusu Yönetmelik taslağı, en başta ulusal mevzuatımıza ters düşmekte olup kabul edilmesi hâlinde de hukuksal olarak birçok probleme neden olacağı açıktır. Yönetmelik taslağının bu hâli ile kabulü hâlinde, devreye “eşya hukuku” girecek; bundan mütevellit Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesinde tanımlanan “mülkiyet hakkı” ihlâl edilmiş olacaktır. Ayrıca Yönetmelik taslağının, Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “özel hayatın gizliliği” ve 21. maddesinde düzenlenen “konut dokunulmazlığı”na da tehdit oluşturacağı yönünde endişelerimiz mevcuttur.

Ayrıca, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun “hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı” başlığı altında düzenlenen Madde 5’in 4. fıkrasında da belirtildiği üzere, bu kapsamda bir Yönetmelik taslağını hazırlamakta yetkili ve görevli olan bakanlık, Bakanlığınız değil; Orman ve Su İşleri Bakanlığı’dır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bu konuda eşgüdüm sağlanacak olan kurumdur.

TASLAĞIN MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

1. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde metninde, köpek, kedi ve gelinciklerin kimliklendirilerek kayıtlarının tutulacağı belirtilmiştir. Ev ve Süs Hayvanlarının Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde gelincik, her ne kadar “ev hayvanı” olarak tanımlanmış olsa da bu hayvanın, “ev hayvanı” olarak ülkemizde beslenmesi yaygın değildir. Gelincik, hâlihazırda doğada serbestçe yaşayan bir yaban hayvanıdır ve 5199 sayılı Kanuna göre de doğal yaşam ortamından koparılmaması esastır. Aynı zamanda bir yaban hayvanı olan gelinciğin, üretim yerlerinden alındığı düşünüldüğünde bile doğası gereği bir yaban hayvanın ev ortamı gibi bir suni ortama kapatılarak özgürlüğünün elinden alınması kabul edilemez. Avrupa Birliği müktesebatı dahilinde çıkarılmak istenen bu Yönetmelik taslağının ülkemizin kendine özgü gerçekleri göz önüne alınarak değiştirilmesi ve ülkemize uyarlanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, ülkemizde evcil hayvan olarak beslenmeyen gelinciklerin bu Yönetmeliğin kapsamı dışına çıkarılması isabetli olacaktır.

2. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde 2’nin ikinci fıkrasında, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunan hayvanların kimliklendirileceği ifade edilirken, üçüncü fıkrada Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanları, Yönetmelik taslağının kapsamı dışında tutulmuştur. Yönetmelik taslağının kapsamı, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanlarını da kapsamalı; Türkiye’nin bu iki önemli kurumuna eşit olarak yaklaşılmalıdır.

4. MADDE ELEŞTİRİSİ:

“Tanımlar” başlıklı 4. maddenin (m) bendinde sahipsiz hayvan, “Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım en başta, işbu Yönetmelik taslağının amacına aykırılık teşkil etmektedir. Şöyle ki, sahibinin ev veya arazisi dışındaki hayvanların çiplerinden ya da tasmalarından kimlik tespiti kolaylıkla yapılabilir. Üzerinde bunlar bulunmadığı takdirde, hayvanın sahipli olup olmadığı etraftan sorularak, hayvanın davranışlarına ve genel görünümüne bakarak da anlaşılabilir. Bunların yanı sıra, işbu Yönetmelik taslağının 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ev hayvanı sahibinin, sahiplendiği hayvan üzerinde mülkiyet hakkı olduğu yazılmıştır. Bu durumda sahipli hayvan, taşınır eşya hükmündedir. Eşya hukukunun temel ilkelerine göre, taşınır bir eşya üzerindeki mülkiyet hakkı, eşyanın sahibinin zilyetliğinden çıkmasıyla sona ermez. Başka bir ifade ile kaybolmuş hayvan üzerinde, hayvan sahibinin mülkiyet hakkı sona ermez. En temel hukuk kurallarına aykırı olan ve sahipli hayvanların barınağa alınmasıyla sonuçlanması muhtemel olan bu maddeden vazgeçilmelidir. Bu maddeden vazgeçilmediği takdirde, anayasal bir hak ihlâlini beraberinde getirecektir. (T.C. Anayasası, Madde 35)

5. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 1. fıkrasında “Bu Yönetmelik çerçevesindeki ev hayvanlarının kimliklendirilmesi, kayıt altına alınması, mikroçip basımı ve dağıtımı ile ilgili tüm işlemlerin yürütülmesinde Bakanlık yetkilidir. Bakanlık, gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını kontrol ve denetimi altında olmak şartıyla yeterli altyapıya sahip, hayvancılık konusunda faaliyet gösteren kurum, kuruluş, gerçek veya tüzel kişilere devredebilir.” denmiştir.

Bakanlığın, hayvanların çiplenmesi ve kayıt altına alınması işlemleri ile ilgili olarak veteriner hekim klinikleri ile hayvan hastanelerini belirlemesi uygulamada sorunlar doğuracaktır. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde bu işi yapabilecek klinik ve hayvan hastanesi bulunmadığından Bakanlık, Yönetmeliğin amacını gerçekleştirecek personel ve bütçe artırımını yapmadan, bu konuda altyapı çalışmalarını tamamlamadan bu Yönetmelik taslağını yürürlüğe sokarsa Yönetmeliğin uygulanması mümkün olmayacaktır.

Aynı maddenin 4. fıkrasında “Ev Hayvanı sahibinin sorumluluk ve yükümlülükleri: Hayvan sahibi, ev hayvanlarının kimliklendirilmesini sağlamak, doğum, ölüm, kayıp, sahip değişikliği ile ilgili bilgileri il/ilçe müdürlüğüne süresi içerisinde bildirmekle sorumlu ve yükümlüdür. Hayvan sahibi bu Yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden, eksik ya da hatalı vermiş olduğu beyanları nedeniyle oluşacak tüm olumsuzluk ve hatalardan sorumludur. Hayvan sahipleri ev hayvanlarının her türlü bakım ve beslenmesinden sorumlu olup, ev hayvanlarını sokağa terk edemezler.” denmiştir.

Bu madde, son derece iyi niyetli ve hayvanlar lehine görünen düzenlemeler içerse de, uygulamada birçok sorun çıkaracaktır. Uygulamada hayvan koruma gönüllüleri, aldıkları sokak hayvanlarını 5199 sayılı Kanunun 6. maddesine uygun olarak geri bırakmayan yerel yönetimlerin barınaklarından alarak, alıştıkları mahalle geri getirmek istediklerinde çoğunlukla barınak görevlileri kendilerine, hayvanları kendi üstlerine almalarını şart koşmaktadır. Bu şekilde, hayvan sahibi olmadığı halde hayvan sahibi olarak görülen yüzlerce insan vardır. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, Kanuna aykırı davranarak sokak hayvanlarını aldığı yere bırakmayan yerel yönetimlerden bu hayvanların kişinin üstüne kaydedilerek alınması halinde, gönüllü hayvanı yaşama ortamına bıraktığı anda sahipli hayvanını terk etmiş sayılacak ve gönüllünün idari para cezasını ödemek durumunda kalması gündeme gelecektir.

6. MADDE ELEŞTİRİSİ:

6. maddenin ilk fıkrasının (b) bendinde yer alan ve “Ekinokokkus multiokularis” olarak geçen etkenin neden özel olarak seçildiği merak konusudur. Eccinococcus multilocularis etkeninin ana konağı tilki, kurt, çakal ve evcil köpekler; ara konağı ise kemirgenlerdir. Laboratuvar tetkikleri sonucunda teşhis edildiği takdirde ancak bu etkene yönelik tedavi bilgileri pasaporta işlenebilir. Başka zoonoz hastalıkların seçilmeyip özellikle bu etkenin tedavisine yönelik bilgilerin pasaporta işlenmesinin istendiği açıklanmalıdır. Kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesindeki ana amaç, bu hayvanların işaretlenmesi, bu hayvanlara yönelik aşıların ve diğer koruyucu tedbirlerin kayıt altına alınması olmalıdır. Pasaporta işlenecek bilginin, sadece Eccinococcus multilocularis etkeni ile sınırlı kalması, buradaki amacın hayvanları kimliklendirmekten ziyade hayvanlara birer hastalık odağı, halk sağlığını tehdit eden bir unsur olarak yaklaşıldığını göstermektedir. Bu sorunlu yaklaşımdan uzaklaşılmalıdır.

8. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Bilgi erişimi” başlıklı 8. maddesinde “Genel Müdürlüğün bu Yönetmelik çerçevesindeki tüm bilgilere; İl/İlçe Müdürlüğünün de kendi görev, yetki ve sorumluluk sahasındaki bilgilere erişimini sağlayan sistem kullanılır. Bakanlık, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin ve korunmasının sağlanması şartıyla, Bakanlık tarafından tüm ilgili taraflara gerekli önlemleri alarak, paydaşların uygun şartları haiz olmaları halinde, bu bilgilere erişimleri için izin verebilir.” denmiştir.

Burada kişisel bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılması hususunda bir düzenleme yapılmaktadır. Bu maddenin doğrudan Anayasanın 20. maddesine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Çok benzer bir düzenleme 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda da yapılmış; Anayasa Mahkemesinin 25.12.2014 tarih ve 2014/74 E. 2014/201 K. sayılı kararıyla Anayasanın 20. maddesine aykırılık nedeniyle iptal edilmiştir.
Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi hâlinde, idarî yargı yoluna gidildiği takdirde iptal kararı verilmesi kuvvetle muhtemel olduğundan, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.9. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının 9. maddesinin 1. fıkrasında, ev hayvanlarının kimliklendirilmesinin mikroçip ile yapılacağı hükme bağlanmak istenmektedir. Ancak bu konuda, veteriner tıp literatüründe ve araştırmalarda, bugüne dek nadir vakalar bildirilse de mikroçiplerin etrafında kanserli yapılar oluşabileceğine dair bilgiler paylaşılmakta, mikroçiplerin kanser sebebi olup olmadığı uzun yıllardır tartışılmaktadır. Yönetmelik taslağının 4. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendinde “hayvanların mülkiyet haklarını üzerinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanan “ev hayvanı sahibi”, anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına müdahale edilmemesini talep edebilir, yani hayvan sağlığı açısından çok az da olsa böyle bir riski barındıran bir uygulamayı reddedebilir. Böylelikle yine anayasal hak ihlâli oluşmuş olur. “Ev hayvanı sahibi”ne böyle bir zorunluluk getirmek, Türkiye’nin ulusal mevzuatı, Yönetmelik taslağına elverişli bir hâle getirilmediği sürece sorunludur, ileride insan hakları ve anayasal hak gaspına varacak olumsuzlukları gündeme getirecektir. Dolayısıyla bu zorunluluk ortadan kaldırılmalıdır.

Aynı maddenin 8. fıkrasında ise “Kontrolleri esnasında mikroçipi okunamayan ya da düştüğüne kanaat getirilen ev hayvanları için sahibinin ibraz ettiği belge veya bilgiler ile veritabanındaki bilgiler doğrultusunda yeniden mikroçip uygulaması yapılabilir” denilmektedir. Bu fıkra, mevzuatın kötüye kullanımını sağlayabilecek niteliktedir. Ülkemizden özellikle Avrupa’ya birçok ev hayvanı yuvalandırılmakta, mikroçiplerin okutulması, pasaport bilgilerinin kontrol edilmesi ve hayvanın eşkalinin tespiti konularında ciddi şaibeler bulunmaktadır. Ayrıca mikroçipin, tatbik edildiği bölgeden çok basit bir cerrahî müdahale ile çıkartılabileceği de unutulmamalıdır. Örneğin hemen hemen hepsi birbirine benzeyen Golden Retriever ırkı bir köpek için uygulanan mikroçip, başka bir hayvanın kanı ile yapılan kuduz titrasyon testi ile eşleştirilip, aynı mikroçipe sahip olan hayvan defalarca ülkemize girip yurtdışına çıkmış gibi kolaylıkla gösterilebilir. Ülkemizdeki denetimsizlik ortamı ve altyapı çalışmalarının da yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda, bu Yönetmelik taslağı ile mevzuatın kötüye kullanımı daha da meşru bir hâle getirilecektir.

12. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 3. fıkrasında “Kayıtlı ev hayvanlarının ölümü ya da kaybolması hâlinde hayvan sahibinin beyanına istinaden il/ilçe müdürlüğüne bildirilir. Resmi veteriner hekim tarafından ev hayvanının durumu veri tabanına işlenir” denilmektedir. Sorumluluğu altındaki ev hayvanının ölümüne neden olan ya da kasıtlı olarak ev hayvanını öldüren veya terk eden kişiler, bu fıkra hükümleri doğrultusundaki bildirim yükümlülüğü ile yine mevzuatı kötüye kullanabilecektir. Bu nedenle ev hayvanının ne şekilde öldüğü kesinlikle veteriner hekim raporu ile sabitlenmelidir. Kayıp durumlarında ise hayvanın, tam olarak nerede ve ne zaman kaybolduğuna dair bilgiler de sisteme, veritabanına işlenmeli ve derhal o bölgenin yerel yönetiminin ilgili birimine bilgi verilerek hayvanın bulunması için girişimlerde bulunulmalıdır. Bu konuda ev hayvanı sahibinin beyanının yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

13. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmeliğin “Denetim ve kontroller” başlıklı 13. maddesinde “Yönetmelik kapsamındaki denetim ve kontroller Genel Müdürlük veya ilgili il/ilçe müdürlüğü tarafından yapılır. Bakanlık gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını devredebilir. Yetki devriyle ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının denetiminin, yetki devri ile başka kurum ve kuruluşlara bırakılmasının uygulamada birçok sorun yaratacağını düşünüyoruz. Denetim hususunun özellikle Bakanlık tekelinde bulunması, hayvan sahipleri ile hayvanların sağlığı için elzem olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Bakanlığın yetki devri ile kişisel bilgilerin başka kurumlarca ele geçirilmesi ve kötüye kullanılması tehlikesinin de mevcut olduğunu hatırlatmak isteriz.

14. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Masraflar” başlıklı 14. maddesinde “Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınmasına ilişkin masraflar hayvan sahipleri tarafından karşılanır. Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi araçlarının uygulama ücreti Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Fazla sayıda hayvan besleyen hayvan sahipleri göz önüne alınarak masrafların Bakanlık üzerinde bırakılması ya da en azından bu maddenin yumuşatılması gerektiği kanaatindeyiz. Hayvan sahiplerinin bir anda maddi külfet altında ve buna uyulmaması halinde ağır idarî yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmaları hukuka ve hakkaniyete aykırıdır, ciddi mağduriyetler doğuracaktır.

17. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Veri tabanında bilgi erişimi” başlıklı 17. maddesinde “İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin korunması şartıyla, Bakanlık tarafından tanınan ve uygun şartları taşıyan tüm ilgili taraf ve paydaşların da veri tabanındaki bilgilere erişimleri için gerekli önlemleri alınır.” denmiştir.

Yukarıda 8. maddenin eleştirisinde ayrıntılı olarak açıkladığımız burada da geçerlidir. Anayasanın 20. maddesi ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları göz önüne alınarak, Anayasaya açıkça aykırı olan bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.

20. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının 20. maddesinin 3. fıkrasının, 5996 sayılı Kanunun 36. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine atıfta bulunarak, ev hayvanı sahibine yaptırım uygulanması, eşya hukuku açısından problemli, Anayasal hak ihlâli doğuran bir durumdur. Ayrıca, hayvanını kimliklendirmeyen kişiye verilen idarî para cezasının, hayvanını terk eden kişiye verilecek idarî para cezasından fazla olması da Yönetmelik taslağının iyi niyetli ve hakkaniyetli olmadığını gösterir niteliktedir. Yürürlükte bulunan 5199 sayılı Kanunun 5. maddesinin son fıkrasına aykırı hareket edenlere, aynı Kanunun 28. maddesinin (b) bendi gereğince, 2017 yılı itibarı ile 363 TL idarî para cezası uygulanmaktadır. Bu Yönetmelik taslağında da yürürlükte bulunan 5199 ve 5996 sayılı Kanunların ilgili maddeleri de hayvanları ve onların haklarını değil, âdeta onları terk eden, bakımlarını ihmal eden kişileri korumakta ve yüreklendirmektedir.

03 Haz

BİLDİRİ: Hayırsızada Sokak Köpeği Soykırımını Unutma, Unutturma!

3-haziran-1910-hayirsizada-sokak-kopegi-soykirimini-unutma-unutturma-6

3 Haziran 1910, Hayırsızada Sokak Köpeği Sürgünü ve Soykırımı’nı unutmuyoruz, affetmiyoruz! Soykırımı unutma, unutturma!

Bugün 3 Haziran… Hayırsızada Sürgünü’nün, İstanbullu sokak köpeklerinin soykırımının yıl dönümü. 107 sene önce bugün, 80.000 İstanbullu sokak köpeği, sokaklardan zalimce toplanarak Hayırsızada’ya sürgün edildi ve burada açlığa, susuzluğa mahkûm edilerek öldürüldü.

Günümüz Türkiye’sinde ise, merkezî toplama kampları oluşturularak, katletmeye meyilli/donanımlı toplama ekipleri kurularak ve daha sistemli bir şekilde, devlet politikası hâlinde sokakların, kentlerin hayvansızlaştırıldığına büyük bir öfke ve üzüntü içerisinde her gün tanık oluyoruz. Yüzyıllardır bizimle hayatı paylaşan sokak hayvanları sokaklardan toplanarak bilinmeze gönderiliyor, öldürülüyor.

Coğrafyamızda ve tüm dünyada, hangi canlı türüne yönelik olursa olsun, soykırımlarla yüzleşilmediği sürece yeryüzüne barışın, adaletin geleceğini düşünmüyoruz. 1910’da bu sürgün ile başlayıp günümüzde daha “modern” bir şekilde sürdürülen soykırımda hayatını kaybeden tüm sokak köpeklerini ve bu vesileyle insanlığın keyfi, menfaati uğruna yüzyıllardır devam eden hayvan holokostunda hayatını kaybeden tüm hayvanları anıyoruz.

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)

hayirsizada-aciklama

 

06 Nis

BASIN TOPLANTISI: 2016 Hayvan Hakları İhlâlleri Raporunu Açıklıyoruz!

Değerli basın mensubu ve dostlarımız,

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, tür ayırt etmeden 2016 boyunca raporladığımız hayvan hakları ihlâllerini, 14 Nisan 2017, Cuma günü, saat 11:00’da, Aynalıgeçit Etkinlik Mekânı’nda düzenleyeceğimiz basın toplantısında açıklıyoruz.

Her basın toplantısında olduğu gibi, bu basın toplantısını da belli bir tema çerçevesinde düzenliyoruz: Toplumsal şiddet. Basın toplantımızda, hayvan hakları ihlâllerine ilişkin infografik çalışmaları ile parlamentoda, bürokraside hayvan haklarına verilen öneme dair güncel bilgiler de basın ile paylaşılacaktır.

2016’da yaşanan hayvan hakları ihlâllerini açıklayacağımız basın toplantısına, oyuncu Özge Özder (Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği); gazeteci, yazar ve hayvan hakları aktivisti Zülâl Kalkandelen ve doktora tezini, İstanbul’da 1910’dan bugüne sokak hayvanlarının, özellikle köpeklerin tâbi tutulduğu mekânsal politikalar ve hayvan nüfusu yönetimi üzerine yazan, akademisyen Mine Yıldırım (Dört Ayaklı Şehir) katılarak hayvan hakları ihlâllerini yorumlayacak ve toplumsal şiddetin birer özne olarak hayvanlara olan etkisi üzerine konuşacaklar.

Basın toplantısına katılmanızı, Türkiye’de bir ilk olarak açıklayacağımız bu bir yıllık rapora tanıklık etmenizi, raporu yaygınlaştırmanızı diliyoruz.

TARİH: 14.04.2017, Cuma
SAAT: 11.00
YER: Aynalıgeçit Etkinlik Mekânı
ADRES: Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı No:8, Galatasaray/Beyoğlu/İstanbul

* KROKİ İÇİN: http://aynaligecit.com/#iletisim

hayvan-y-1

 

 

 

E-posta: info@hayvanhaklari-izleme.org
Web sitesi: www.hayvanhaklari-izleme.org
Facebook: www.fb.com/hakim.komite/?fref=ts
Twitter: twitter.com/hakim_komite

28 Ara

BİLDİRİ: ROBOSKÎ KATLİAMI’nı Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz!

ROBOSKÎ KATLİAMI İÇİN TAM 1827 GÜNDÜR ADALET ARAYIŞINDAYIZ!
Roboskî katliamını unutmayacağız, affetmeyeceğiz!

Katliamın 5. yıldönümünde herkesi vicdanî ret açıklamaya çağırıyoruz.

uludere-copy

Tam 5 sene önce, vatandaşı olduğumuz devletin savaş uçakları tarafından 34 insan ve 59 katırın üstüne bomba yağdırılarak bir katliam gerçekleştirildi. Yaptığımız suç duyurularının kimisi sümen altı edildi; kimisine “takipsizlik” kararı verildi; kimisi ise askerî savcılığa gönderilerek “yetkisizlik” kararı ile sonuçlandı. Bu katliam karşısında, tüm iç hukuk yollarını tükettiğimizde ise yapabileceğimiz tek şey kalmıştı: Vicdanî ret açıklamak… Geçtiğimiz sene, topyekûn özgürlük ve hayvan özgürlüğü savunucuları olarak bu katliamcı, imhacı zihniyete tepki olarak vicdanî reddimizi açıkladık.

roboski-katir-katliamina-karsi-vicdani-ret-basin-toplantisi

Yıllar süren hukuk mücadelesi ve adalet arayışı sonuç vermezken, katliamın ardından terfi ettirilenler, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra katliamın failleri olarak anıldı ve hapse gönderildi.

Birkaç gün önce ise, katliamın 5. yıldönümü yaklaşırken, devlet bir ayıbın altına daha imza attı: Katliamda yakınlarını kaybeden aile fertleri ve Roboskî’de yaşayan barış aktivistleri gözaltına alındı. Gözaltına alınan Roboskîliler’in derhal salıverilmesini, hakikât ile yüzleşilmesini ve bu katliamda rolü bulunan tüm eli kanlı aktörlerin hesap vermesini istiyoruz. Roboskî’de 34 insan ve 59 katırı katledenler, bu katliama sebep olanlar, Roboskîli ailelere göre âdil bir şekilde yargılanıp cezalandırılıncaya kadar adalet arayışımıza devam edeceğiz.

Katliamların, hukuksuzluğun ve savaşın misliyle arttığı şu dönemde, herkesi dayanışmayı büyütmeye ve vicdanî ret açıklamaya çağırıyoruz.

Aşağıda basın açıklamamızı okuyabilirsiniz:

BASINA ve KAMUOYUNA,
28.12.2016

Bundan tam 5 yıl önce, 28 Aralık 2011 günü Roboskî’de, çoğu çocuk yaşta olan 34 insanla birlikte, savaş uçaklarının yaptığı bombardımanda 59 katır da katledilmişti. Bu katliam karşısında, tüm dünya ayağa kalkmışken insanlarla birlikte hayatını kaybeden katırlar, ne konuyla ilgili haberlerde, ne de -birkaç hayvan hakları ve özgürlüğü oluşumu dışında- hayvan hakları savunucuları tarafından anıldı. Roboskî katliamının üzerinden tam 1827 gün geçmesine rağmen, katliam emrini verenler ve bu katliamı yapanların yargılanması yolunda hâlâ etkin bir adım atılmadı. Roboskî katliamından sonra ise, Roboskî’de katırlar kurşuna defalarca dizildi, katırlar hakkında itlaf kararları alındı, hayvanlar üzerinden Roboskîli insanlardan intikam alınmak istendi.

20140107-roboski3-e1389125345594

Bu katliamları takip eden aylarda, oluşan ciddi toplumsal infiale, yapılan tüm hukukî başvurulara, girişimlere ve görüşmelere rağmen, TSK, katliamlarında kararlı olduğunu defalarca göstermiştir.

Artık çetelesini bile tutamadığımız katır katliamlarına devam eden TSK’dan konu ile ilgili tatmin edici bir açıklama gelmez iken dönemin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve şu anda AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı olan Mehdi Eker, katliamın yasal ve rutin bir uygulama olduğunu beyan etmiştir. Katliamı kimin gerçekleştirdiğinin bizim nezdimizde hiçbir önemi olmasa da, Mehdi Eker, itlaf konusunda kendi bakanlığının yetkili ve görevli olduğunu bilmesine rağmen, katliamın neden TSK tarafından gerçekleştirildiğini hiçbir zaman sorgulamamıştır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratları ile yaptığımız görüşmeler de son derece ciddiyetsiz geçmiş, kasıtlı ve sistematik olan bu katliamın üstü, ilgili bakanlıklar tarafından kapatılmak istenmiş ve istenmektedir.

11082615_1562710724004694_5495255087653806842_n

Bölge halklarıyla birlikte hayvanlar da savaş, soykırım ve katliam politikalarından nasibini almış ve almaktadır. On yıllarca sınır bölgelerindeki mayınları temizlemeye sürülerek katledilen hayvanlar, “barış” günlerinde de sınır ticaretinde kullanılarak sömürülmüştür.

Kana bulanmış bir coğrafyada, tahakküm ilişkilerinin en altında kalan, yaşam hakkı yük ve mal taşıma işleviyle sınırlandırılmış bu hayvanlar, bölgede on yıllardır devam eden savaşın ismi anılmayan kurbanlarıdır. Bombalanan dağlarda ve köylerde binlerce insanla birlikte, sayısını dahi bilmediğimiz yabanî-evcil hayvan ve ekolojik bir toplumsal dönüşüm ile barışın yegane unsuru olacak olan doğa da katledilmiş ve katledilmektedir.

11129_821819197873215_6264150525305534959_n

Türkiye, hem insanlar hem de hayvanlar için can güvenliğinin ortadan kalktığı bir coğrafya haline getirilmiştir. Son derece keyfî uygulamalara hukukî dayanak sunan yasal düzenlemeler ve de resmî otoritelere ve güvenlik güçlerine verilen sonsuz yetkiler, her gün patlayan bombalar, Türkiye’yi tam anlamıyla bir katliam diyarı hâline getirmiştir.

“Kaçakçılık” bahane gösterilerek insanların, hayvanların başına bombalar yağdırılmış, düşman hukukuyla hız verilen bu uygulamaların adına “iç güvenlik” tedbiri denmektedir. Şiddetin bizzat devlet eliyle tırmandırıldığı, katliamların giderek daha yasal, kılıfına uygun hale getirildiği, türlü zorbalığın uygulandığı Türkiye’de, ölümlerin gündelikleşmesiyle, kamuoyu tarafından, katledilenler arasında tür, etnik kimlik, ırk, sınıf ayrımcılığına dayanan hiyerarşik bir değer sıralaması yapılmasından endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz. Roboskî’de TSK’nin katlettiği her katır, Türkiye’de yaşam, umut, barış ve adaletin katledilmesi demektir.

Geçen sene, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile yaptığımız suç duyurusunda, birçok katırı, görev ve yetkisinde olmadığı hâlde, kanun ve nizama aykırı olduğunu bilerek öldüren ve yaralayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin askerî personelinin yargılanmasını talep etmiştik. Gerek suçu doğrudan işleyen gerekse emir ve talimat vererek suçun işlenmesini sağlayan kişilerin tamamının tespit edilerek, görevi kötüye kullanma, kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi, kişilerin malları üzerinden usulsüz tasarrufta bulunulması, kamu görevine ait araç ve gereçlerin suçta kullanılması suçlarından cezalandırılmalarını istedik. Şırnak Valiliği, Şırnak İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Uludere İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Şırnak İl Orman ve Su İşleri Müdürlüğü’nün idarî personeli ve Şırnak Belediyesi’nin yetkilileri hakkında da görevi kötüye kullanma, kamu görevinin terki veya yapılmaması suçlarından ayrı ayrı yargılanarak cezalandırılmasını istemiştik. Yaptığımız suç duyurusu ve tüm idarî başvurular ya sümen altı edilmiş ya da geçiştirilmiştir.

unnamed

Canlıların üzerine hiç düşünülmeden bomba yağdırılmasını, kurşun sıkılmasını sağlayan yasaların varlığı, tüm bu yapılanların meşru ve doğru olduğunu göstermez. Yirminci yüzyılın soykırımları, katliamın yasal ve hatta neredeyse gözler önünde yapıldığı, çarpıcı örneklerle doludur. Gerek coğrafî gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle bölgede, sınır ticaretinden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan, devletin resmî politikası haline gelmiş işsizlikle, yoksulluk ve savaşla, baskı altında tutulan bölge halklarından, örgütlülüklerinin, devlet terörüne karşı duruşlarının ve barış taleplerinin intikamı alınmaktadır. Devletin, şiddetin bir gün bile durmasına izin vermediği coğrafyada, toplumsal barışı talep eden bölge halklarının canına devlet tarafından kastedilmekte, katledilen insanlara “kan parası” gibi bedeller biçilmekte, katliamların sorumluları ödüllendirilerek halkların adalete olan inancı taammüden sarsılmaktadır.

roboski

Tüm bu katliamlar yetmezmiş gibi, Roboskî katliamının aydınlatılması için hak mücadelesi veren aktivistler, katliamda akrabalarını, yakınlarını kaybeden aileler, adlî soruşturmalarla, keyfî gözaltılarla sindirilmek istenmektedir. Büyük acılara sebep olan katliamdan beri, Roboskî asker ablukası altında tutulmakta, gündelik yaşam sekteye uğratılmaktadır.

Devletin ana akım medya başta olmak üzere tüm propaganda araçlarıyla hafızasızlaştırdığı, iktidarın kendi suretinde yarattığı bu katliamları, kanıksamış toplum imgesinin aksine, bizler unutmuyoruz. Roboskî katliamını da, dönemin İçişleri Bakanı’nca “hata” olarak tanımlanan ve altı aylık Solin bebeğin pek çok kardeşi ve komşusuyla birlikte öldürüldüğü Ranya katliamını da; devletin çıkardığı orman yangınlarında katledilen binlerce yaban hayvanını da; Türkiye’nin sebep olduğu diğer katliamları da unutmadık, unutmayacağız. İnsanlara, hayvanlara bomba yağdırılırken operasyonların emirlerini verenler hâlâ görev başında, yetki sahibi ve iktidarda olduğu sürece barış ve adaletin mümkün olmadığını biliyoruz.

Canlılara bomba yağdıran, kurşun sıkan, cenazelere, insanların kutsal saydığı mekânlara saldıran, mezarlıkları talan eden, demokratikleşme hamleleri adı altında kamuoyu gündemini meşgul ederken her türlü hukuksuzluğu meşru kılan, kan ve intikam üzerinden siyaset yapan iktidar düzenine karşı, Roboskîli katırların ve insanların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Orada hiç olmamaları ve var oluştan gelen hakları ile özgürce yaşamaları gerekirken, sınır ticaretinde, silahların, bombaların, mayınların gölgesinde insanlarca sömürülen katırların katledilmesinde devleti, hükûmeti ve TSK’yi sorumlu tuttuğumuzu belirtmek istiyoruz.

Adaletin, barışın, eşitliğin, özgürlüğün yeşermediği yerde, iç güvenlik, terörle mücadele, sınır yönetimi adı verilen faşizan uygulamalar yasallaşırken kanunun dışına itilen halkların, hayvanların, doğanın, en masum ve savunmasızların kanının durmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.

İnsan-hayvan demeden yaşama karşı suç işleyen, halklar arasında nefreti körükleyen devlet politikalarına, katliamlara karşı hak ve özgürlüklere duyarlı tüm kesimleri dayanışmayı büyütmeye ve savaşa karşı vicdanî ret açıklamaya; katliamları, sınırları değil, tür, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapmadan yaşamı savunmaya çağırıyoruz.

Adaletin olmadığı yerde barış da olmaz!
Barış içinde yaşamak, bir haktır!

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)

18 Eki

ÇALIŞMA ZİYARETİ: Çatışma Bölgelerine Gidiyoruz!

cizre

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak yarın, aylar boyunca süren çatışmalar nedeniyle yıkıma uğratılan ve yoğun hak ihlâllerinin yaşandığı bölgelere gidiyoruz. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle yaşanan hayvan hakları ihlâllerini gözlemlemek ve insan-hayvan ayırt etmeden savaşın yıkıcı etkilerine birebir tanık olmak için çalışma ziyaretimizi tekrarlıyoruz. Bir haftalık çalışma ziyaretimizde yerel yönetimler, bölgedeki insan hakları, hayvan hakları ve ekoloji aktivistleri ve STK’lerle görüşeceğiz. Diyarbakır’dan başlayacak olan çalışma ziyaretimize farklı şehirlerde devam edeceğiz.

1

Aylar süren çatışmaları biz “savaş” olarak adlandırıyoruz. İnsanları yerinden yurdundan eden, gündelik yaşamı sekteye uğratan bu savaş koşulları, insanlarla birlikte hiçbir şeyden haberi olmayan hayvanları da etkiliyor. Yüzlerce sivil insan bilinçli, planlı olarak açlığa, susuzluğa mahkûm edilirken ve katledilirken, cenazeler günlerce yerlerde bekletilirken, üretilen nefret söylemleri için duvarlar yazı tahtasına dönüştürülürken binlerce hayvan da katledildi, bu yıkıcı koşullar nedeniyle zorunlu olarak göç etti. İnsanlar nasıl etkilendiyse hayvanlar da aynı şekilde etkilendi. Biz yaşanan bu savaşta insan-hayvan ayrımı yapmadık, yapmayacağız da. Yaşanan acılar, dramlar, ölümler arasında hiçbir zaman bir öncelik sıralaması yapılamayacağını her ortamda dile getiriyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz; bu savaş ortamında başta yaşam hakkı ihlâl edilmiştir. Yaşam hakkından bahsederken de özne ayrımı yapılmaz. Bazı yerlerde sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı iddia ediliyor ancak bölgedeki gündelik hayat hâlâ normale dönmüş değil, insanlar evlerine dahi ulaşamıyor.

Şırnak’ta süren abluka neredeyse 250. güne ulaşacak. Biz ne bu savaşa, ne görmezden gelinen ölümlere, hak ihlâllerine, ne de bölgede sürdürülen kirli ve kanlı kurumsal ilişkilere razıyız. Hayvan-insan ayrımı yapmadan, istisnasız herkes için topyekûn özgürlük ve adalet talebimizi bir kez daha çatışma bölgelerinden yükselteceğiz.

Sur’da yaşam savaşı veren sokak hayvanlarına mama desteğinde bulunmak isterseniz;

Sevgi Ekmekçiler (Diyarbakır Doğayı, Hayvanları Koruma Derneği Başkanı) adına Lise Caddesi Ortaklar Apt. 4/10 Yenişehir/Diyarbakır adresine mama gönderebilirsiniz.

Nusaybin, Cizre ve Şırnak’taki sokak hayvanlarına mama desteğinde bulunmak isterseniz;

29 Ekim ve 3 Kasım tarihleri arasında MNG Kargo’nun Mardin Merkez Şubesi’nde olacak şekilde Heja Özdemir adına  mama gönderebilirsiniz. Özellikle kedi mamasına ihtiyaç var.

ÖNEMLİ NOT: Mama desteğinin HAKİM ile hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır, dayanışma çağrıları bireyseldir.

2