24 Şub

BASIN TOPLANTISI: Brezilya’dan zorla taşınan 25 bin sığır için Mersin’deydik

19399005_10155580285718305_7781404013899316658_n

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’ndan gazeteci-yazar ve hayvan özgürlüğü aktivisti Zülâl Kalkandelen, Brezilya’dan Türkiye’ye zorla taşınan 25 bin sığır ile gerçekleri basın ve kamuoyunun gündemine taşımıştı. NADA adlı geminin, içindeki sığırlar ile Mersin Limanı’na yanaştığı gün, Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, canlı hayvan ticaretinin derhal yasaklanmasını talep ettik ve topluma hayvanların yaşam haklarına saygı duyulması yönünde çağrı yaptık.

i-php

Basın toplantımıza, Mersin milletvekilleri Fikri Sağlar ve Serdal Kuyucuoğlu ve CHP Mersin İl Başkanı Adil Aktay, yönetim kurulu üyeleri ve partililerin yanı sıra Mersin Hayvan Dostları Derneği, Mersin Çevre Koruma Derneği gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve Mersinliler katıldı.

Basın toplantımızdan önceki gün, Mersin Barosu, gemideki sığırların ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı bir şekilde taşındığı gerekçesiyle Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş ancak bu suç duyurusu adlî ve idarî makamları harekete geçirmemişti. Yüksek güvenlik tedbirleri ile korunan Mersin Limanı’na girişimiz ve NADA’daki hayvanların durumunu gözlemlememiz mümkün olamadı.

dwpjssgw4aanlln

Koordinatörümüz Burak Özgüner, NADA adlı geminin fizikî koşullarının uluslararası hayvan taşımacılığına uygun olmaması, gemide temel hayvan sağlığı prensiplerine dahi riayet edilmemesi, hayvanların yoğun işkence ve ağrı koşulları altında zorla taşınması ve Brezilya’daki yerel mahkemenin görevlendirdiği bağımsız teknik heyetin raporu hakkında basını bilgilendirdi.

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’ndan Zülâl Kalkandelen’in okuduğu basın açıklamasını kamuoyunun bilgisine sunuyoruz:

Bir süredir Türkiye’nin yurtdışından ithal ettiği canlı hayvanlar büyük bir zulme maruz bırakılarak, haftalarca süren gemi yolculukları ile başta Mersin olmak üzere farklı limanlara getiriliyor. Son olarak 25 bin 175 sığırı dün Mersin Limanı’na getiren NADA gemisi, içindeki vahim koşullar nedeniyle Brezilya’da yoğun kamuoyu tepkisi ve davalara konu olmuştur. Mahkemenin isteği doğrultusunda gemiye giren teknik ekibin yazdığı rapora eklenen fotoğraf ve videolar elimize ulaştığında ülkemiz kamuoyunun bilgisine sunduk. Söz konusu raporda, hayvanların aç ve susuz bırakılmaması, acı ve hastalığa maruz kalmaması, huzursuzluğa yol açacak bir ortamda tutulmaması, doğal davranışlarını yerine getirmesini engelleyecek bir fiziksel ortamda bulundurulmaması ve hayvanlara korku ve stres yaşatılmaması şeklindeki beş evrensel kurala uyulmadığı, canlı hayvan ticaretinin açık bir hayvan sömürüsü ve zulüm olduğu belirtiliyor.

NADA’ya istiflenen bu hayvanların yaşadığı eziyet daha başlangıçta Brezilya içerisinde tırlarla yaptıkları yolculukta başlıyor, gemiye zorla bindirilen hayvanlara elektroşok uygulandığına dair kanıtlar bulunuyor. Bu koşullarda hastalanan hayvanların bir kısmı yaşamını yitirdiği için, gemide kurulan bir düzenekte öğütülerek bir çöp gibi denize atılıyor. Bu manzara yaşadığımız bu çağda kabul edilebilir değildir. Bu nedenle biz hayvan özgürlüğünü savunan aktivistler olarak, canlı hayvan ticaretinin tamamı ile yasaklanmasını talep ediyoruz.

Bununla birlikte o gemilerdeki daracık alanlarda neredeyse üst üste bir ortamda, aç susuz hiçbir yaşamsal ihtiyaçları giderilmeden ve yaralanmaları, kemik kırılmalarını önleyecek hiçbir güvenlik tedbiri alınmaksızın taşınan hayvanların sağlıklı kalması mümkün olmadığından bu ticaret halk sağlığını da ciddi anlamda tehdit etmektedir. Nitekim NADA’da tutulan teknik raporda kendi dışkı ve idrarlarına bulanarak seyahat eden hayvanların yeminde bile dışkı kalıntıları tespit edilmiştir. NADA gemisinin limanda demirlemesiyle kenti saran yoğun kötü koku günlerce hissedilmekte, korkunç bir hava kirliliğine neden olan gemiden, etrafa bakteri yayılma olasılığı yüksek görülmektedir.

NADA gemisi hakkında, bütün bu nedenlerle Brezilya’da açılan dava sonucunda, mahkemenin durdurma kararı vermesine rağmen, siyaset ve ticaret el ele verip hukuku alt ederek geminin yola çıkması sağlanmış; Türkiye’de ise Mersin Barosu tarafından yapılan suç duyurusu, adli makamları harekete geçirememiş, gemide bağımsız bir heyetin inceleme yapmasına imkan tanınmamıştır.

Türkiye’nin taraf olduğu Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne açıkça aykırı olan bu ticaret, 21. yüzyılda hayvan köleliğini devam ettirip insan sağlığını da hiçe saymakta, ekolojik felaketlere neden olmaktadır. Bu gemiler, ölüm gemileridir ve ölümden, işkenceden, hastalıktan başka bir şey getirmeyecektir. Yolculuk sırasında kaç hayvanın yaşamını yitirdikten sonra cesetlerinin öğütülerek denize savrulduğu bilinmemekte, bu vahşeti ortaya çıkaracak bir resmi bilgi de kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Bu ne ilk ne de son ölüm yolculuğu olacaktır. 2018 yılı sonuna kadar, 975 bin canlı hayvanın dehşet verici koşullarda farklı ülkelerden Türkiye’ye taşınacağı bilgisi medyaya yansımıştır. Biz, başta Brezilya olmak üzere canlı hayvan ticareti yapan tüm ülkeleri kınıyor ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı bu kanlı ticareti derhal durdurmaya çağırıyoruz. Türkiye kamuoyunu da hayvanlara karşı bu suçlara ortak olmamaya, duyarlı canlıların yaşam hakkına saygı duymaya davet ediyoruz.

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Zülâl Kalkandelen, “ölüm gemisi” NADA’daki işkence koşulları hakkında ARTI TV’ye konuştu.

Brezilya’dan Türkiye’ye deniz yoluyla taşınan hayvanlar tam 1 aydır yolda, çileleri Mersin Limanı’ndan sonra da devam etti. Hayvanların istiflenmiş hâlde işkence ile nasıl taşındığını Zülâl Kalkandelen ile kaydettik.

04 Şub

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’na Seçildik

HAKİM 2016 Hayvan Hakları İhlâlleri Basın Toplantısı

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’na aday gösterildiğimizi, Sabancı Vakfı’ndan bize gelen bir telefon ile haberimiz oldu. Değerlendirme ekibi, “Fark Yaratanlar” programının dokuzuncu sezonunun sekizinci Fark Yaratan’ı olarak HAKİM’i seçti. Sabancı Vakfı’na, vakfın bünyesindeki Fark Yaratanlar ekibine ve tabii ki mücadelemize inanan, yanımızda olan, hayvanları önemseyen tüm insanlara teşekkür ediyoruz.

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişmeye katkıda bulunan “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlattığı “Fark Yaratanlar” programının dokuzuncu sezonunun sekizinci Fark Yaratan’ı, hayvan hakları ihlâllerinin izlenmesi ve raporlanması için çalışan Hayvan Hakları İzleme Komitesi oldu.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye’nin ilk hayvan hakları ihlâllerinin tür ayırt etmeksizin izlenmesi ve raporlandırılması için çalışan sivil inisiyatifi olma özelliğini taşıyor.

Komite, hayvanlara kötü muamele konusunda olumsuz örneklerin teşhirinden hukuk mücadelesine, medyanın dilinin analiz edilmesinden hak ihlallerinin raporlanmasına kadar birçok alanda çalışmalar yapıyor. Uzmanların desteğiyle, hayvan hakları konusunda çocuklara yönelik bir de eğitim programı tasarlayıp uyguladılar.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye’de ilk defa tür ayırt etmeksizin hayvan hakları ihlallerini raporladı. Bu ihlallerle ilgili kamuoyunda farkındalık yaratan çalışmalar yaptı, hukuk mücadelesi verdi. Böylece şiddetsiz ve daha adil bir dünya için, tüm canlıların hayatında kocaman bir fark yarattı.


The eighth Changemaker of the 9th season of the Sabancı Foundation Turkey’s Changemakers Program is Animal Rights Watch Committee which works for monitoring and reporting animal rights violations.

Animal Rights Watch Committee is the first civil initiative that monitors and reports animal rights violations in Turkey without any distinction for all animal species.

The Committee works in several fields from exposure of animal rights abuses to legal struggle, from analysis of media discourse to data collection of right violations. They also designed and applied a workshop program for children on animal rights with the support of experts.

Animal Rights Watch Committee systematically reported the animal rights violations for the first time without any species distinction in Turkey. It worked for creating awareness on public about these right abuses, lobbied and struggled to improve legal regulations. Thus, for a more equal and peaceful world, it created a huge difference in the lives of all living creatures.

03 Şub

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’na Seçildik

hayvan-izleme

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’na aday gösterildiğimizi, Sabancı Vakfı’ndan bize gelen bir telefon ile haberimiz oldu. Değerlendirme ekibi, “Fark Yaratanlar” programının dokuzuncu sezonunun sekizinci Fark Yaratan’ı olarak HAKİM’i seçti. Sabancı Vakfı’na, vakfın bünyesindeki Fark Yaratanlar ekibine ve tabii ki mücadelemize inanan, yanımızda olan, hayvanları önemseyen tüm insanlara teşekkür ediyoruz.

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişmeye katkıda bulunan “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlattığı “Fark Yaratanlar” programının dokuzuncu sezonunun sekizinci Fark Yaratan’ı, hayvan hakları ihlâllerinin izlenmesi ve raporlanması için çalışan Hayvan Hakları İzleme Komitesi oldu.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye’nin ilk hayvan hakları ihlâllerinin tür ayırt etmeksizin izlenmesi ve raporlandırılması için çalışan sivil inisiyatifi olma özelliğini taşıyor.

Komite, hayvanlara kötü muamele konusunda olumsuz örneklerin teşhirinden hukuk mücadelesine, medyanın dilinin analiz edilmesinden hak ihlallerinin raporlanmasına kadar birçok alanda çalışmalar yapıyor. Uzmanların desteğiyle, hayvan hakları konusunda çocuklara yönelik bir de eğitim programı tasarlayıp uyguladılar.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye’de ilk defa tür ayırt etmeksizin hayvan hakları ihlallerini raporladı. Bu ihlallerle ilgili kamuoyunda farkındalık yaratan çalışmalar yaptı, hukuk mücadelesi verdi. Böylece şiddetsiz ve daha adil bir dünya için, tüm canlıların hayatında kocaman bir fark yarattı.


The eighth Changemaker of the 9th season of the Sabancı Foundation Turkey’s Changemakers Program is Animal Rights Watch Committee which works for monitoring and reporting animal rights violations.

Animal Rights Watch Committee is the first civil initiative that monitors and reports animal rights violations in Turkey without any distinction for all animal species.

The Committee works in several fields from exposure of animal rights abuses to legal struggle, from analysis of media discourse to data collection of right violations. They also designed and applied a workshop program for children on animal rights with the support of experts.

Animal Rights Watch Committee systematically reported the animal rights violations for the first time without any species distinction in Turkey. It worked for creating awareness on public about these right abuses, lobbied and struggled to improve legal regulations. Thus, for a more equal and peaceful world, it created a huge difference in the lives of all living creatures.

20 Oca

BASIN TOPLANTISI: Adalet Bakanlığı’nın Tasarısında Hayvanlara “Adalet” Yok!

imageedit_3_4381052497

Dört Ayaklı Şehir, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlediğimiz ortak basın toplantısında, Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı “Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağına dair görüş ve eleştirilerimizi kamuoyu ile paylaştık.

imageedit_3_4381052497

Basın toplantısında Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan, Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Burak Özgüner, Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Barış Kârlı ve Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu’ndan Timur Ugan konuştu. Basın açıklamasının ardından, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdık.

Basın toplantısında okunan ve 60’tan fazla STK ve oluşumun imzaladığı deklarasyonun tam metni:

BASINA VE KAMUOYUNA,
19.01.2018

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı yasa tasarısı taslağına sivil toplum kuruluşları olarak karşı çıkıyoruz.

Bu hâliyle tasarı, hayvanları ve onların haklarını korumaktan oldukça uzaktır. Tasarı, hukukî ve pratik anlamda çok sayıda muğlaklığı barındırmakta, vatandaşların anayasal haklarını sınırlandırmaktadır ve öngördüğü cezaların caydırıcı olmaması nedeni ile de günbegün artış gösteren toplumsal şiddeti önleyebilmek adına işlevsizliği ortada olan bir metindir.

1. Tasarı, belediyelerin sorumluluğunu göz ardı etmektedir ve bu durum belediyeler için cezasızlığa yol açacaktır.

Mevcut mevzuat kapsamında yerel yönetimlerin, hayvanların aşılarını, tedavilerini zaten yapması ve koruması gerekirken, hayvanları katleden belediye çalışanları ile emri veren yetkililer hakkında taslak metinde hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Taslak bu hâliyle eksik kalmıştır. Orman ve Su İşleri İl Müdürlüklerinin mevcut mevzuatta bile belediyeler üzerinde idarî veya cezaî yaptırımı yoktur. Toplu ihlâl ve kıyımların başlıca faili olan yerel yönetimler, bu tasarıda cezaî kapsam dışı bırakılarak adeta zırhlandırılmışlardır. Cezaî yaptırım içermeyen yasa, caydırıcı ve önleyici olamaz; bir konu hakkında esas, zorunluluk ve yükümlülükler getirip karşılığında hiçbir yaptırım belirlemeyen yasa çalışması ne hayvanlara ne de topluma bir fayda sağlayabilir. Mutlaka yerel yönetimlerin, kamu görevlilerinin de cezaî sorumluluk altına alınmaları düzenlenmelidir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın illerdeki taşra teşkilâtının, Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, 14 senelik süre zarfında ölüm kampı şeklinde çalışan bakımevlerine sahip olan belediyelere dahi hiçbir yaptırım uygulamadığı, uygulamak istemediği çok iyi bilinmektedir. Bugüne dek bakanlığın, kanuna muhalefet eden belediye yöneticilerinin ve kamu görevlilerinin soruşturulması için savcılıklara bir kez bile başvurmadığı da bilinen bir gerçekliktir. Belgeler ile sabit olan bu gerçeklik karşısında, hayvanlara karşı suçların soruşturulması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru şartı aranması keyfiyete, cezasızlığa yol açacak, belediyelerin yaptığı zehirlemeleri, kasıt ve ihmal ile ölüme sebebiyet verme vakalarını, toplu katliamları arttıracaktır.

2. Tasarıda öngörülen hapis cezaları, açılması muhtemel davaların çoğunda ertelenecek, adlî para cezasına çevrilecektir. Bu nedenle, cezaî müeyyideler caydırıcı değildir.

Basına yansıyan açıklamalarda 4,5 yıl hapis cezası öne çıkarılıyorsa da tasarı metninin tamamında görülmektedir ki “Sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da haklı bir neden olmaksızın öldürene 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası” öngörülmüştür. Ancak birden fazla hayvanın öldürülmesi hâlinde cezalar artırılarak 4,5 yıla kadar hapis cezası uygulanabileceği düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda da tasarıda da “haklı bir neden olmaksızın” öldürme fiili açıklanmamıştır. Bizler, hukukun üstünlüğüne, ülkemizde hâlâ vicdanlı hâkimlerin varlığına inanan insanlar olsak da yasama çalışmasının, hele ki içinde işkence, öldürme gibi fiillere yaptırımların belirlendiği yasa yapım süreçlerinin bu şekilde işlememesi gerektiği kanaatindeyiz.

Hayvan hakları savunucuları ve hukukçular olarak talebimiz, hayvana yönelen şiddet eylemlerinin cezasının alt sınırının en az 3 yıl hapis cezası olmasıdır. Düzenleme bu şekilde yapılmalıdır ki failler, “iyi hâl indirimi”nden faydalanarak toplumumuzun içinde yaşayamasın.

Hayvanlara yönelik işlenen suçların, insanlara işlenen suçlar ve cezalar ile karşılaştırılması ise son derece yersizdir. Bakanlık ya da devlet, hayvanı düşünmese bile artan toplumsal şiddeti, sağlayamadığı toplumsal refahı düşünmelidir ve sosyal, hukuk devleti olarak yükümlülüğü olan toplumsal şiddeti önlemek adına taleplerimizi dikkate alarak, öznesi kim olursa olsun, işkenceye uğrayan, hakları gasp edilen, şiddete, tecavüze maruz bırakılan bireylerin yanında saf tutarak kanunî düzenlemeye gitmelidir. Tasarı bu hâliyle kanunlaştığı takdirde verilen adlî hapis cezaları para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Dolayısıyla iki yılın altında verilecek cezalar, caydırıcılık bakımından yetersizdir.

Yıllardır yasak olmasına rağmen, gerek evcil gerekse yaban hayvanı satışı yapan, çeşitli hayvanları ölümüne dövüştüren, bunlar için yasadışı organizasyonlar düzenleyen ve hayvana işkence, kötü muamele edip bu fiillerin kayıtlarını internette yayınlayan kişiler etkin bir şekilde soruşturulmamakta ve cezalandırılmamaktadır. Hayvanlara yönelik işlenen suçlarda faillerin tespiti bu kadar zor iken, hatta suçun gerçekleştiğine, maddî unsurların her şekilde oluşmasına rağmen “beraat” kararı verilen davalar göz önünde bulundurulduğunda, bu cezaların uygulanabilirliği bu açıdan oldukça düşüktür.

3. Tasarıda “sahipli/sahipsiz” hayvan ayrımı kaldırılmış gibi gözükse de “sahipsiz” hayvanlara yönelik çoğu haksız fiilin yaptırımı, idarî para cezası olarak belirlenmiştir. Suçların soruşturulması için “Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru” şartı aranması keyfî uygulamalara yol açacaktır.

Hayvan hakları konusunda, en asgarî mevzu “hayvanın”, acı çekme anlamında bizden hiçbir farkı olmayan bedeninin korunmasıdır. Yürürlükteki mevzuatta ve Türk Ceza Kanunu’nda sahipli-sahipsiz ayrımı sadece sahibinin mülkiyet hakkıyla güçlendirilen tali bir durumdur, doğrudan hayvanı koruyan bir hüküm değildir. Tasarı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yazılı müracaatı şartı korunarak yasalaştığı takdirde, sahipli hayvanlar için hayvan sahiplerinin; sahipsiz hayvanlar için ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın müracaatı şartı aranacaktır. Bu durumda kişi kendi hayvanını öldürür, yaralar ya da hayvana eziyet ederse yargılanması mümkün olmayacaktır. Sahipsiz hayvanlara yönelen şiddet eylemleri açısından ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın iş yükü çok artacağı için, mevcut durumda bile talebe cevap veremeyen Bakanlığın bununla başa çıkamayacağı açıktır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ne denetçi kadrosu ne de hukukçu kadrosu mevcuttur.

14 yıldır yürürlükte olan 5199 sayılı Kanunda belirtilmiş olan idarî para cezalarını kestirmek için bile defalarca başvuru yapmamız gerekirken, her hayvana şiddet eyleminde Bakanlığın şikâyetçi olacağını ve davayı takip edeceğini düşünmek, en iyi ifade ile hayalciliktir. Mevzuata göre, ister sahipli isterse sahipsiz olsun, hayvanlara yönelen her türlü şiddet eylemi için şikâyet şartı kaldırılmalıdır. Hayvanların yaşam hakkını güvence altına almayı amaçlayan bir düzenleme, insanların şikâyetçi olmaları şartına bağlanamaz. Konu cumhuriyet savcılıkları tarafından re’sen soruşturulmalı; bunun yanı sıra başta Türkiye Barolar Birliği, tüm il baroları hayvan hakları komisyonları, hayvan koruma ve hayvan hakları STK’leri ve gönüllüler bu aşamada şikâyetçi olabilmelidir. Yapılmak istenen düzenleme, başta Anayasamıza ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Şikâyet konusu ile ilgili olarak, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun kapsamlı bir açıklaması da bulunmaktadır.

4. Hayvana tecavüz suçtur; faillere ertelemesiz hapis cezası öngörülmelidir.

Yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu’nda, hayvana tecavüz ve diğer cinsel şiddet fiilleri, “hayvanla cinsel ilişki” olarak tanımlanmıştır ancak hayvanda rıza aranamayacağı için “hayvanla cinsel ilişki” diye bir tanımlamayı yapmak da imkânsızdır. Gündemde olan tasarıda da bu fiiller için 2.000 TL idarî para cezası öngörülmektedir. Hayvan bedeni ve psikolojisi üzerinde tarif edilemez yaralanmalara neden olan bu cinsel şiddet ve işkence fiili, idarî para cezası ile geçiştirilebilecek bir suç değildir.

Öte yandan, bakanlık taslağında “hayvana tecavüz” fiili açıktan suç olarak tanımlanarak cezalandırılmamıştır. Muhtemelen “kötü muamele” başlığı altında cezalandırılabileceği öngörülmüşse de şiddet uygulamadan tecavüz fiili uygulayan kişilerin de doğrudan bu fiillerden cezalandırılmaları kapsam dışı kalmıştır. Oysa ülke genelinde hayvanlara tecavüz çok sık görülen bir ihlâldir ve mutlaka alt sınırı 2 yıldan az olmayacak şekilde ayrı bir başlıkla cezai müeyyideye bağlanmalıdır. Taslak bu haliyle yasalaştığı takdirde hayvanlara tecavüz eden kimselere ceza verilmesi mümkün olmayacaktır. Hayvana tecavüz etmek zaten tartışmasız bir şiddet eylemi ve suçtur.

5. Hayvanlara karşı işlenen suçlar, tasarıda net olarak tanımlanmamıştır.

Yaralama, öldürme, eziyet, tecavüz, dövüştürme ve benzeri fiiller tek tek tanımlanmalı ve düzenlenmelidir. Bu maddeler insanlara yönelen şiddet eylemlerinde nasıl ayrı ayrı düzenlenmişse, hayvanlar için de öyle düzenlenmelidir. Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik ilkesi vardır. Bu ilke gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir konuda kimseye ceza uygulanamaz; kıyas yasaktır. Her fiilin tanımı ve kapsamı net olarak belirlenmeli, cezaları ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir ki uygulamada karmaşa yaşanmasın. Mevcut taslakta bu düzenleme muğlak kalmıştır.

6. Tasarıdaki idarî para cezaları yetersiz ve orantısızdır.

Taslak ile değiştirilmek istenen idarî para cezalarının miktarları orantısız bir şekilde belirlenmiş olup bu cezalar, hayvan hakları ihlâllerini engellemek açısından oldukça yetersizdir. Belediyelerin ve kamu kurumlarının sık sık şikâyet ettiği ve sorun olarak gördüğü “sokak hayvanı popülasyonu”nun artması konusunda birincil faktörlerden olan hayvan terk etme fiili için 700 TL idarî para cezası öngörülmesinin, hayvanları birer “mal” olarak görüp satın aldıktan sonra sokağa, ormana terk eden şahısları engelleyemeyeceği açıktır. Hayvanları koruma maksadı ile hazırlandığı iddia edilen bu taslakta, “terk etme” fiili için iki kat dahi artışa gidilmemiştir.

Taslakta, hayvanlara işkence yapan, tecavüz eden faillere 2000 TL; sahipsiz hayvanları öldüren faillere ise 4000 TL idarî para cezası öngörülmüş ve bu ceza, şu anda olduğu gibi, KAÇ HAYVANA İŞKENCE EDİLDİĞİ YA DA KAÇ HAYVANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNE BAKILMAKSIZIN uygulanacaktır; yani ceza, hakları ihlâl edilen hayvan başına uygulanmayacaktır. Mevcut Kanunda yasak olarak belirlenen haksız fiiller ile taslaktaki idarî para cezaları karşılaştırıldığında, ciddi bir orantısızlık olduğu ve bu orantısızlığın da kanunun maksadı ve lafzı ile belirgin şekilde çeliştiği görülmektedir. Bu haliyle tasarıda yer alan idarî para cezaları, hayvanlara karşı işlenen suçların önüne kesinlikle geçemeyecek, 2000 TL’si olan her şahsa, istediği kadar hayvana dilediğince tecavüz etme, işkence etme hakkını tanıyacaktır.

Taslakta belirlenen idarî para cezası miktarları ile, yürürlükteki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan idarî para cezalarının 2018’de uygulanan miktarları karşılaştırıldığında, bu yaptırımlarda dahi hayvanların lehine bir artışa gidilmediği bariz bir şekilde görülmektedir.

7. Tasarı, hayvan hakları konusunda Türkiye’yi geriye götürmüştür.

24. yasama döneminde, Türkiye birçok dünya ülkesini haklar bağlamında geride bırakarak yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvanat bahçeleri, petshoplar, hayvan üretimi ve satımı, hayvan deneyleri konularında, parlamento düzeyinde birçok tartışma yapmış ve önemli kararlar almıştır. Ancak görüyoruz ki Adalet Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu bu tasarı, parlamentoda tartışılan ve karara bağlanan konu başlıkları görmezden gelinerek hazırlanmıştır. Ülkemizde yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvan deneyleri, petshoplar, faytonlar ve benzeri hayvanların esir edildiği, sömürüldüğü tesisler olduğu sürece hayvanlara adaletin, huzurun gelmeyeceği ortadadır. Bahsettiğimiz yasama çalışmaları görmezden gelinerek, tasarının hak ve hukuk nosyonundan uzak bir şekilde kaleme alınarak tartışmaya açılması, başta parlamentonun emeğine, konumuna büyük bir saygısızlıktır. Bu nedenle, tasarı hazırlanırken, ülkemizin birçok ülkeye örnek olacak şekilde tartışarak karar aldığı hususların da dikkate alınması gerekmektedir. Sektörü, tesisi neresi olursa olsun, tasarı, hakları gasp edilen tüm hayvanları kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. Mezbahaya, kesime sevk edilirken işkence gören inek de; yunus parkında sistematik işkence ve esarete tâbi tutulan yunus da; faytonlarda sömürülürken çatlayarak can veren at da; barınaklarda ya da sokaklarda yaşam savaşı verirken zehirlenerek yaşam hakkı gasp edilen köpek de; kapalı kapılar ardında, laboratuvarlarda rutin şiddete maruz bırakılan tavşan da koruma altına alınmalıdır. Mevzuat ile hayvanların şiddetsiz bir şekilde yaşama hakları teminat altına alınmalıdır. Türü ne olursa olsun, bir hayvana işkence eden tüm failler ertelemesiz bir şekilde hapis cezası ile yargılanmalıdır. Bu yapılmadığı sürece, ülkemizdeki toplumsal şiddet de engellenemeyecektir.

SONUÇ: Tasarı, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

Basında yer bulan ve ülkemizdeki haklara, yaşama saygılı, duyarlı insanlara “müjde” olarak duyurulan taslak, ne yazık ki hayvanların sorunlarını çözemeyecek, onlara karşı işlenen suçları engelleyemeyecektir. Yukarıda yer verdiğimiz başlıklar kapsamında, “hayvan”, “suçlar”, “cezalar”, “suçun failleri”, “idarî ve adli soruşturma-kovuşturma yolları” konularının muğlaklıktan uzak, herkesin anlayabileceği ve kolaylıkla adalete ulaşabileceği şekilde net olarak tanımlanmasını ve tasarının, ülkemizi de bağlayan “Paris İlkeleri” ve “Sivil Toplumun Karar Verme Sürecine Katılımıyla İlgili İyi Uygulama İlkeleri” de dikkate alınarak ve Türkiye Barolar Birliği’nin, baroların hayvan hakları komisyonlarının ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri de gözetilerek, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz.

BASIN TOPLANTISINI DÜZENLEYENLER ve DEKLARASYON ÇAĞRICILARI:

Dört Ayaklı Şehir

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED)

Söz konusu tasarı ile ilgili yaptığımız medya iletişim çalışmalarının yansımaları:
Durum kötüye gidiyor / Hürriyet / 20 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın sunduğu tasarıda, hayvanlara adalet yok’ / BirGün / 20 Ocak 2018
‘Anayasa’ sahiplendi / Hürriyet / 19 Ocak 2018
“Hayvan Koruma Kanunu Tasarısı Cezai Yaptırımdan Uzak” / bianet / 19 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın tasarısında hayvanlara adalet yok’ / Mezopotamya Ajansı / 19 Ocak 2018
Hayvan hakları kuruluşlarından tepki: Hayvanlara adalet getirmeyecek / ABC Gazetesi / 19 Ocak 2018
‘Hayvanlara yönelik şiddete karşı cezalar yetersiz’ / JinNews / 19 Ocak 2018
Hayvana işkenceye 10 taksit cezalı yasa / ETHA / 17 Ocak 2018
Hayvanları Koruma Tasarısı Ne Getiriyor? Hak Savunucuları Nasıl Yorumluyor? / bianet / 17 Ocak 2018
Hayvan hakları savunucularından taslağa itiraz / Hürriyet / 13 Ocak 2018
Hayvana Tecavüze Yine Hapis Yok: Tüm Gerçekleriyle Yasa Tasarısı / Ajanimo / 11 Ocak 2018
‘Hayvanlara işkenceye verilecek cezalar caydırıcı değil’ / Evrensel / 10 Ocak 2018
07 Oca

TOPLANTI: EyüpSultan Belediyesi’nin Köpek Toplamaları Hakkında

Dört Ayaklı Şehir, Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) üyelerinden, avukatlardan oluşan heyet, dün Göktürk Hayvan Sevenler Derneği ile bir araya gelmiştir.

26219836_1705588349485330_1582464067385210306_n

Toplantıda, haklara saygılı her insanın vicdanını yaralayan Eyüp Belediyesi’nin, her türlü kamuoyu tepkisine rağmen, halen büyük bir umursamazlıkla sürdürdüğü köpek toplamaları konusu görüşülmüştür. Toplantının detaylarını kamuoyu ile paylaşıyoruz:

– İlk olarak, Eyüp Belediyesi Veterinerlik İşleri Müdürlüğü’nün köpek toplamaları ve buna bağlı olarak yaşanan olaylara (provoke edilen bazı yerel işletme çalışanlarının gönüllülere saldırması ve gönüllüleri tehdit etmesi, bölgedeki bir dernek gönüllüsünün yolunun kesilerek tehdit edilmesi vb.) dair tanıklıkları dinledik.

– Eyüpsultan Belediyesi, bölgedeki gönüllüler ve Göktürk Hayvan Sevenler Derneği yetkilileri ile iki toplantı düzenlemiş; üçüncü toplantı için de randevu vermiş ancak bu toplantı iptal edilerek, üçüncü randevu tarihinden hemen bir gün önce, sokak köpekleri, gönüllülere hiçbir açıklama yapılmadan toplanmaya başlanmıştır.

– Eyüp Belediyesi’nin 24 Ekim’de, sokak hayvanlarına saldırı olarak tanımladığımız toplama faaliyetleri halen sürmekte, sadece Göktürk’ten toplanan ve % 90’ı kısır olduğu belirtilen 300 civarında köpek, Kısırkaya toplama kampında yasadışı olarak alıkonulmaktadır. Eyüp Belediyesi, web sitesi kanalı ile, halihazırda büyük bir çoğunluğu kısır olan köpeklerin kısırlaştırıldığını duyurmaktadır. Bu köpeklerin, hangi gerekçeler ile alıkonulduklarına dair Eyüp Belediyesi, mevzuata ve mantığa uygun herhangi bir açıklama yapamamaktadır.

– Ormanlık alanlarda yaşam mücadelesi veren 400 civarındaki köpekten, sadece 50 civarında köpek kaldığı ifade edilmiştir. Kısırlaştırma iddiası ile toplama yapan Eyüp Belediyesi’nin, yavrulu bir anne köpeğin yavrularını alarak ormana terk ettiği, anne köpeği de kısırlaştırmak için almayıp sokakta bıraktığı bildirilmiştir. Terk edilen yavru köpeklerin tamamı ölmüştür.

– Gönüllüler, bölgeden toplanan köpeklerin, ilçenin çok farklı yerlerine bırakıldığını bildirmiştir. Bu da yaşam alanlarından koparılan ve hiç bilmedikleri mahallere bırakılan sokak köpeklerinin, eski yaşam alanlarına dönmeleri sırasında, yollarda ölmeleri anlamına gelmektedir.

– Eyüp Belediyesi’nin, büyük hayati riskler barındıran anestezik madde ile köpek toplamaları sırasında, 2 köpek sokakta; 2 köpek ise İBB’nin Kısırkaya toplama kampında yaşamını yitirmiştir. Bölgedeki gönüllüler, toplamalar sırasında hayvanları korumak ve belediyenin bu faaliyetinden kaynaklanan, hayvanların sağlığı açısından hayati riskleri bertaraf etmek için ciddi bir maddi külfetin altında bırakılmıştır. Belediyenin bu faaliyetinden doğan maddi külfete ilişkin tüm belgeler toplanmakta, gerektiğinde kullanılmak ve yargıya, resmi otoritelere sunulmak üzere faturalandırma yapılmaktadır.

– Eyüp Belediyesi’nce, Kemerburgaz’dan topladığı ifade edilen 200 civarında köpeğin geri bırakıldığı gönüllülere ifade edilmiş ancak Kemerburgaz’da yaşayan sokak köpekleri, eski yaşam bölgelerinde bulunamamaktadır.

– Eyüp Belediyesi’nin, bilgi edinme talebi ile kendisine başvuran vatandaşlara ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda bilimsel olduğu iddia edilen uygulamaların, bilimselliği bulunmamaktadır. Yine söz konusu açıklamalarda belirsizlikler mevcut olup yapılan toplama işlemlerinin rastgele, plansız ve programsız, hayvanların yaşamını, sağlık durumlarını hiçe sayarak yapıldığı ortadadır.

– Belediye tarafından yapılan açıklamada, bölgedeki ısırık vakalarının 1000’i geçtiği ifade edilmektedir. Bu iddianın tespiti ve teyidi amacı ile, ilgili sağlık kuruluşları ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne başvuruda bulunularak, bölgede kaç kişinin ısırıldığı, bu kişilerin kaçına yasal prosedür gereği aşı programı uygulandığı soruşturulacaktır.

– Eyüp Belediyesi yetkililerinin, köpek toplamalar ile ilgili haksız fiilleri konusunda yapılan suç duyuruları birleştirilmiş, soruşturma devam etmektedir. Dosya kapsamında, soruşturma izni için savcılık tarafından İçişleri Bakanlığı’na başvurulmuştur. Soruşturma izni konusunda, İçişleri Bakanlığı’nın ilgili birimi ile görüşülecektir.

– Soruşturma kapsamındaki deliller toplanmaya devam edilmektedir. Bu süreçte delillerin tespiti ve toplanması ile ilgili bilgiler ve girişimler, Eyüp Belediyesi’nin muhtemel karşı girişimleri dikkate alınarak paylaşılmayacaktır.

– HAYKONFED, İl Hayvanları Koruma Kurulu’na şifahi olarak öneride bulunarak, Eyüp Belediyesi’nin köpek toplamalarının gündeme alınmasını istemiş ancak İl Kurulu sekreteryası, bu talebi geçiştirmiştir. İl Kurulu üyesi STK’lere ve İstanbul’daki tüm STK’lere çağrıda bulunularak, sokak hayvanlarına saldırı niteliği taşıyan, hiçbir vicdani, yasal, mantıksal açıklaması olmayan, Eyüp Belediyesi’nin bu faaliyetlerinin İl Kurulu gündemine alınması ve müzakere edilmesi talep edilecektir.

– Yapılan toplamalara ilişkin olarak, Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul Şube Müdürlüğü’ne yapılan başvurular ısrarla yanıtsız bırakılmaktadır. Eyüp Belediyesi’ne herhangi bir idari soruşturma açılmamış olup yanıtsız bırakılan başvurular TBMM Dilekçe Komisyonu’na taşınacaktır.

– Eyüp Belediye Başkanı Av. Remzi Aydın, “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerini ihlal ettiği gerekçesi ile Kamu Görevlileri Etik Kurulu’na şikayet edilecektir.

– Konu, İBB Meclisi’ne taşınmış; hazırladığımız soru önergeleri İBB Meclisi üyelerine teslim edilmiştir. Yarınki İBB Meclis toplantısında, yine İBB’ye gidilecek ve meclis üyeleri ile görüşülecektir.

– Yapılan toplamalar, TBMM gündemine taşınmıştır. Konunun parlamento gündeminde güncel tutulması ile milletvekilleri ile görüşülecektir.

Bir kez daha ifade etmek isteriz ki Eyüpsultan Belediyesi’nin yaptığı köpek toplamalarını, ne mevzuat ne vicdan ne de mantık dahilinde açıklayabiliyoruz. Sürecin takipçisi olduğumuzu ve olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

20 Ara

SÖYLEŞİ: Hayvan Özgürlüğü, Veganizm ve Şiddetsizlik Üzerine Konuştuk

25497961_2043922349212685_2218253733106688188_n

Bu ay, iki ayrı yerde, hayvan özgürlüğü ve veganizm üzerine konuştuk; verdiğimiz mücadeleyi anlattık.

Bilgi Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Bârika Göncü’nün verdiği “İnsan-Hayvan Etkileşimi” dersindeydik. Derste, hayvan özgürlüğü, veganizm, hayvan hakları için verdiğimiz hukuk mücadelesi, diğer toplumsal hareketler ile kurduğumuz ilişkiler üzerine konuştuk ve raporladığımız, takibini yaptığımız vakalar üzerinden hayvan hakları ihlallerini anlattık. Davet için Bârika Göncü’ye ve bizi dinleyen öğrencilere teşekkür ederiz.

20171211_162820
Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi ve Düşünce Suçu’na Karşı Girişim’in ortaklaşa düzenlediği şiddetsiz eylem atölyelerinin dokuzuncusunda ise Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner ile “veganlık ve şiddetsizlik” üzerine konuştuk.

25497961_2043922349212685_2218253733106688188_n

Veganlığı hayvan hakları, iktidar, cinsiyet ve tür ayrımcılığı üzerinden ele aldık. 2016 hayvan hakları ihlalleri raporumuzun infografikleri üzerinden hayvan sömürüsü, zulmü ve soykırımının ne denli korkunç boyutlarda gerçekleştiğini aktardık.

25396288_2043922335879353_4993796282103855296_n
Şiddetsiz bir dünya arzulayan, arayan ve kendisi dışındaki hayvanları da önemseyen insanlar ile birlikte olmaktan mutluluk duyduk. Atölyeyi düzenleyen Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi ile Düşünce Suçu’na Karşı Girişim’e ve atölyeye değerli görüşleri ile katkı sunan tüm katılımcılara teşekkürler.

16 Ara

ZİYARET: İBB Meclisi’nde CHP Grubu ile Görüştük

img-7157

Dört Ayaklı Şehir, İstanbul Kent Savunması ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) üyelerinden oluşan heyet, İBB Meclisi’nde CHP grubu ile görüştü.

img-7157

Kısırkaya toplama kampı, genişletilmek istenen Hasdal tesisi, Tepeören projesi ve soykırım boyutlarında gerçekleşen İstanbul genelindeki köpek toplamalarını konuştuk. Bu konulardaki bilgi ve belgeleri meclis üyeleriyle paylaştık ve hazırladığımız soru önergesi taslaklarını meclis üyelerine teslim ettik.

07 Haz

DOSYA: Mikroçipleme Yönetmelik Taslağı ile İlgili Eleştiri ve Önerilerimiz

petscan

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan ve 09.06.2017 tarihine kadar görüş bildirilebileceği duyurulan  “Kedi Köpek ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik” taslağı ile ilgili eleştiri ve önerilerimizi içeren, Hayvanlara Adalet Platformu ile hazırladığımız görüş dosyamız aşağıda bilginize sunulmuş ve Bakanlığa iletilmiştir.

petscan

GENEL DEĞERLENDİRME:
Söz konusu Yönetmelik taslağı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu taslağın ülkemizin gerçekleri göz ardı edilerek sadece şehirlerde ve ev ortamında bakılıp beslenen hayvanlar düşünülerek hazırlandığı, dayanak aldığı Kanunların lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil ettiği, ev hayvanlarının terk edilmelerinin önüne geçmeyi hedeflese de, aksine hayvan terkini artıracağı, taslak kapsamında belirlenen idarî para cezalarının orantısız olduğu, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden maddeler içerdiği, bazı maddelerin hukukî açıdan dayanaksız ve hayatın gerçeklerinden uzak olduğu açıkça görülmektedir.Öncelikle görüşe açılan Yönetmelik taslağının, AB müktesebatı dâhilinde çıkarıldığı unutulmamalıdır; bununla birlikte taslak, kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesi amacını taşısa da Türkiye’nin ulusal mevzuatı ile açık bir şekilde ters düşmektedir. Ülkemiz Türkiye, AB Anayasasından çok daha farklı bir anayasaya sahip; ülkemizde hayvanların hukukî statüsü ise AB’nin çerçeve mevzuatından oldukça uzaktadır. AB Anayasası’nın Madde III-121’de hayvanlar “duyusal varlıklar” olarak tanımlanmıştır. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında hayvanlara dair herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte, sadece “sahipli hayvan”a karşı işlenen suçlar, Türk Ceza Kanunu Madde 151/2’de “mala zarar” şeklinde karşılık bulmuştur. Bu Yönetmelik taslağının da bir yasama çalışması olduğu göz önünde bulundurulduğunda, konuyu ülkemizin ulusal mevzuatı açısından değerlendirmek elzemdir. Söz konusu Yönetmelik taslağı, en başta ulusal mevzuatımıza ters düşmekte olup kabul edilmesi hâlinde de hukuksal olarak birçok probleme neden olacağı açıktır. Yönetmelik taslağının bu hâli ile kabulü hâlinde, devreye “eşya hukuku” girecek; bundan mütevellit Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesinde tanımlanan “mülkiyet hakkı” ihlâl edilmiş olacaktır. Ayrıca Yönetmelik taslağının, Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “özel hayatın gizliliği” ve 21. maddesinde düzenlenen “konut dokunulmazlığı”na da tehdit oluşturacağı yönünde endişelerimiz mevcuttur.

Ayrıca, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun “hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı” başlığı altında düzenlenen Madde 5’in 4. fıkrasında da belirtildiği üzere, bu kapsamda bir Yönetmelik taslağını hazırlamakta yetkili ve görevli olan bakanlık, Bakanlığınız değil; Orman ve Su İşleri Bakanlığı’dır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bu konuda eşgüdüm sağlanacak olan kurumdur.

TASLAĞIN MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

1. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde metninde, köpek, kedi ve gelinciklerin kimliklendirilerek kayıtlarının tutulacağı belirtilmiştir. Ev ve Süs Hayvanlarının Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde gelincik, her ne kadar “ev hayvanı” olarak tanımlanmış olsa da bu hayvanın, “ev hayvanı” olarak ülkemizde beslenmesi yaygın değildir. Gelincik, hâlihazırda doğada serbestçe yaşayan bir yaban hayvanıdır ve 5199 sayılı Kanuna göre de doğal yaşam ortamından koparılmaması esastır. Aynı zamanda bir yaban hayvanı olan gelinciğin, üretim yerlerinden alındığı düşünüldüğünde bile doğası gereği bir yaban hayvanın ev ortamı gibi bir suni ortama kapatılarak özgürlüğünün elinden alınması kabul edilemez. Avrupa Birliği müktesebatı dahilinde çıkarılmak istenen bu Yönetmelik taslağının ülkemizin kendine özgü gerçekleri göz önüne alınarak değiştirilmesi ve ülkemize uyarlanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, ülkemizde evcil hayvan olarak beslenmeyen gelinciklerin bu Yönetmeliğin kapsamı dışına çıkarılması isabetli olacaktır.

2. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde 2’nin ikinci fıkrasında, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunan hayvanların kimliklendirileceği ifade edilirken, üçüncü fıkrada Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanları, Yönetmelik taslağının kapsamı dışında tutulmuştur. Yönetmelik taslağının kapsamı, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanlarını da kapsamalı; Türkiye’nin bu iki önemli kurumuna eşit olarak yaklaşılmalıdır.

4. MADDE ELEŞTİRİSİ:

“Tanımlar” başlıklı 4. maddenin (m) bendinde sahipsiz hayvan, “Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım en başta, işbu Yönetmelik taslağının amacına aykırılık teşkil etmektedir. Şöyle ki, sahibinin ev veya arazisi dışındaki hayvanların çiplerinden ya da tasmalarından kimlik tespiti kolaylıkla yapılabilir. Üzerinde bunlar bulunmadığı takdirde, hayvanın sahipli olup olmadığı etraftan sorularak, hayvanın davranışlarına ve genel görünümüne bakarak da anlaşılabilir. Bunların yanı sıra, işbu Yönetmelik taslağının 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ev hayvanı sahibinin, sahiplendiği hayvan üzerinde mülkiyet hakkı olduğu yazılmıştır. Bu durumda sahipli hayvan, taşınır eşya hükmündedir. Eşya hukukunun temel ilkelerine göre, taşınır bir eşya üzerindeki mülkiyet hakkı, eşyanın sahibinin zilyetliğinden çıkmasıyla sona ermez. Başka bir ifade ile kaybolmuş hayvan üzerinde, hayvan sahibinin mülkiyet hakkı sona ermez. En temel hukuk kurallarına aykırı olan ve sahipli hayvanların barınağa alınmasıyla sonuçlanması muhtemel olan bu maddeden vazgeçilmelidir. Bu maddeden vazgeçilmediği takdirde, anayasal bir hak ihlâlini beraberinde getirecektir. (T.C. Anayasası, Madde 35)

5. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 1. fıkrasında “Bu Yönetmelik çerçevesindeki ev hayvanlarının kimliklendirilmesi, kayıt altına alınması, mikroçip basımı ve dağıtımı ile ilgili tüm işlemlerin yürütülmesinde Bakanlık yetkilidir. Bakanlık, gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını kontrol ve denetimi altında olmak şartıyla yeterli altyapıya sahip, hayvancılık konusunda faaliyet gösteren kurum, kuruluş, gerçek veya tüzel kişilere devredebilir.” denmiştir.

Bakanlığın, hayvanların çiplenmesi ve kayıt altına alınması işlemleri ile ilgili olarak veteriner hekim klinikleri ile hayvan hastanelerini belirlemesi uygulamada sorunlar doğuracaktır. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde bu işi yapabilecek klinik ve hayvan hastanesi bulunmadığından Bakanlık, Yönetmeliğin amacını gerçekleştirecek personel ve bütçe artırımını yapmadan, bu konuda altyapı çalışmalarını tamamlamadan bu Yönetmelik taslağını yürürlüğe sokarsa Yönetmeliğin uygulanması mümkün olmayacaktır.

Aynı maddenin 4. fıkrasında “Ev Hayvanı sahibinin sorumluluk ve yükümlülükleri: Hayvan sahibi, ev hayvanlarının kimliklendirilmesini sağlamak, doğum, ölüm, kayıp, sahip değişikliği ile ilgili bilgileri il/ilçe müdürlüğüne süresi içerisinde bildirmekle sorumlu ve yükümlüdür. Hayvan sahibi bu Yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden, eksik ya da hatalı vermiş olduğu beyanları nedeniyle oluşacak tüm olumsuzluk ve hatalardan sorumludur. Hayvan sahipleri ev hayvanlarının her türlü bakım ve beslenmesinden sorumlu olup, ev hayvanlarını sokağa terk edemezler.” denmiştir.

Bu madde, son derece iyi niyetli ve hayvanlar lehine görünen düzenlemeler içerse de, uygulamada birçok sorun çıkaracaktır. Uygulamada hayvan koruma gönüllüleri, aldıkları sokak hayvanlarını 5199 sayılı Kanunun 6. maddesine uygun olarak geri bırakmayan yerel yönetimlerin barınaklarından alarak, alıştıkları mahalle geri getirmek istediklerinde çoğunlukla barınak görevlileri kendilerine, hayvanları kendi üstlerine almalarını şart koşmaktadır. Bu şekilde, hayvan sahibi olmadığı halde hayvan sahibi olarak görülen yüzlerce insan vardır. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, Kanuna aykırı davranarak sokak hayvanlarını aldığı yere bırakmayan yerel yönetimlerden bu hayvanların kişinin üstüne kaydedilerek alınması halinde, gönüllü hayvanı yaşama ortamına bıraktığı anda sahipli hayvanını terk etmiş sayılacak ve gönüllünün idari para cezasını ödemek durumunda kalması gündeme gelecektir.

6. MADDE ELEŞTİRİSİ:

6. maddenin ilk fıkrasının (b) bendinde yer alan ve “Ekinokokkus multiokularis” olarak geçen etkenin neden özel olarak seçildiği merak konusudur. Eccinococcus multilocularis etkeninin ana konağı tilki, kurt, çakal ve evcil köpekler; ara konağı ise kemirgenlerdir. Laboratuvar tetkikleri sonucunda teşhis edildiği takdirde ancak bu etkene yönelik tedavi bilgileri pasaporta işlenebilir. Başka zoonoz hastalıkların seçilmeyip özellikle bu etkenin tedavisine yönelik bilgilerin pasaporta işlenmesinin istendiği açıklanmalıdır. Kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesindeki ana amaç, bu hayvanların işaretlenmesi, bu hayvanlara yönelik aşıların ve diğer koruyucu tedbirlerin kayıt altına alınması olmalıdır. Pasaporta işlenecek bilginin, sadece Eccinococcus multilocularis etkeni ile sınırlı kalması, buradaki amacın hayvanları kimliklendirmekten ziyade hayvanlara birer hastalık odağı, halk sağlığını tehdit eden bir unsur olarak yaklaşıldığını göstermektedir. Bu sorunlu yaklaşımdan uzaklaşılmalıdır.

8. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Bilgi erişimi” başlıklı 8. maddesinde “Genel Müdürlüğün bu Yönetmelik çerçevesindeki tüm bilgilere; İl/İlçe Müdürlüğünün de kendi görev, yetki ve sorumluluk sahasındaki bilgilere erişimini sağlayan sistem kullanılır. Bakanlık, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin ve korunmasının sağlanması şartıyla, Bakanlık tarafından tüm ilgili taraflara gerekli önlemleri alarak, paydaşların uygun şartları haiz olmaları halinde, bu bilgilere erişimleri için izin verebilir.” denmiştir.

Burada kişisel bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılması hususunda bir düzenleme yapılmaktadır. Bu maddenin doğrudan Anayasanın 20. maddesine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Çok benzer bir düzenleme 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda da yapılmış; Anayasa Mahkemesinin 25.12.2014 tarih ve 2014/74 E. 2014/201 K. sayılı kararıyla Anayasanın 20. maddesine aykırılık nedeniyle iptal edilmiştir.
Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi hâlinde, idarî yargı yoluna gidildiği takdirde iptal kararı verilmesi kuvvetle muhtemel olduğundan, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.9. MADDE ELEŞTİRİSİ:Yönetmelik taslağının 9. maddesinin 1. fıkrasında, ev hayvanlarının kimliklendirilmesinin mikroçip ile yapılacağı hükme bağlanmak istenmektedir. Ancak bu konuda, veteriner tıp literatüründe ve araştırmalarda, bugüne dek nadir vakalar bildirilse de mikroçiplerin etrafında kanserli yapılar oluşabileceğine dair bilgiler paylaşılmakta, mikroçiplerin kanser sebebi olup olmadığı uzun yıllardır tartışılmaktadır. Yönetmelik taslağının 4. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendinde “hayvanların mülkiyet haklarını üzerinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanan “ev hayvanı sahibi”, anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına müdahale edilmemesini talep edebilir, yani hayvan sağlığı açısından çok az da olsa böyle bir riski barındıran bir uygulamayı reddedebilir. Böylelikle yine anayasal hak ihlâli oluşmuş olur. “Ev hayvanı sahibi”ne böyle bir zorunluluk getirmek, Türkiye’nin ulusal mevzuatı, Yönetmelik taslağına elverişli bir hâle getirilmediği sürece sorunludur, ileride insan hakları ve anayasal hak gaspına varacak olumsuzlukları gündeme getirecektir. Dolayısıyla bu zorunluluk ortadan kaldırılmalıdır.

Aynı maddenin 8. fıkrasında ise “Kontrolleri esnasında mikroçipi okunamayan ya da düştüğüne kanaat getirilen ev hayvanları için sahibinin ibraz ettiği belge veya bilgiler ile veritabanındaki bilgiler doğrultusunda yeniden mikroçip uygulaması yapılabilir” denilmektedir. Bu fıkra, mevzuatın kötüye kullanımını sağlayabilecek niteliktedir. Ülkemizden özellikle Avrupa’ya birçok ev hayvanı yuvalandırılmakta, mikroçiplerin okutulması, pasaport bilgilerinin kontrol edilmesi ve hayvanın eşkalinin tespiti konularında ciddi şaibeler bulunmaktadır. Ayrıca mikroçipin, tatbik edildiği bölgeden çok basit bir cerrahî müdahale ile çıkartılabileceği de unutulmamalıdır. Örneğin hemen hemen hepsi birbirine benzeyen Golden Retriever ırkı bir köpek için uygulanan mikroçip, başka bir hayvanın kanı ile yapılan kuduz titrasyon testi ile eşleştirilip, aynı mikroçipe sahip olan hayvan defalarca ülkemize girip yurtdışına çıkmış gibi kolaylıkla gösterilebilir. Ülkemizdeki denetimsizlik ortamı ve altyapı çalışmalarının da yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda, bu Yönetmelik taslağı ile mevzuatın kötüye kullanımı daha da meşru bir hâle getirilecektir.

12. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 3. fıkrasında “Kayıtlı ev hayvanlarının ölümü ya da kaybolması hâlinde hayvan sahibinin beyanına istinaden il/ilçe müdürlüğüne bildirilir. Resmi veteriner hekim tarafından ev hayvanının durumu veri tabanına işlenir” denilmektedir. Sorumluluğu altındaki ev hayvanının ölümüne neden olan ya da kasıtlı olarak ev hayvanını öldüren veya terk eden kişiler, bu fıkra hükümleri doğrultusundaki bildirim yükümlülüğü ile yine mevzuatı kötüye kullanabilecektir. Bu nedenle ev hayvanının ne şekilde öldüğü kesinlikle veteriner hekim raporu ile sabitlenmelidir. Kayıp durumlarında ise hayvanın, tam olarak nerede ve ne zaman kaybolduğuna dair bilgiler de sisteme, veritabanına işlenmeli ve derhal o bölgenin yerel yönetiminin ilgili birimine bilgi verilerek hayvanın bulunması için girişimlerde bulunulmalıdır. Bu konuda ev hayvanı sahibinin beyanının yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

13. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmeliğin “Denetim ve kontroller” başlıklı 13. maddesinde “Yönetmelik kapsamındaki denetim ve kontroller Genel Müdürlük veya ilgili il/ilçe müdürlüğü tarafından yapılır. Bakanlık gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını devredebilir. Yetki devriyle ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının denetiminin, yetki devri ile başka kurum ve kuruluşlara bırakılmasının uygulamada birçok sorun yaratacağını düşünüyoruz. Denetim hususunun özellikle Bakanlık tekelinde bulunması, hayvan sahipleri ile hayvanların sağlığı için elzem olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Bakanlığın yetki devri ile kişisel bilgilerin başka kurumlarca ele geçirilmesi ve kötüye kullanılması tehlikesinin de mevcut olduğunu hatırlatmak isteriz.

14. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Masraflar” başlıklı 14. maddesinde “Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınmasına ilişkin masraflar hayvan sahipleri tarafından karşılanır. Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi araçlarının uygulama ücreti Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Fazla sayıda hayvan besleyen hayvan sahipleri göz önüne alınarak masrafların Bakanlık üzerinde bırakılması ya da en azından bu maddenin yumuşatılması gerektiği kanaatindeyiz. Hayvan sahiplerinin bir anda maddi külfet altında ve buna uyulmaması halinde ağır idarî yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmaları hukuka ve hakkaniyete aykırıdır, ciddi mağduriyetler doğuracaktır.

17. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Veri tabanında bilgi erişimi” başlıklı 17. maddesinde “İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin korunması şartıyla, Bakanlık tarafından tanınan ve uygun şartları taşıyan tüm ilgili taraf ve paydaşların da veri tabanındaki bilgilere erişimleri için gerekli önlemleri alınır.” denmiştir.

Yukarıda 8. maddenin eleştirisinde ayrıntılı olarak açıkladığımız burada da geçerlidir. Anayasanın 20. maddesi ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları göz önüne alınarak, Anayasaya açıkça aykırı olan bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.

20. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının 20. maddesinin 3. fıkrasının, 5996 sayılı Kanunun 36. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine atıfta bulunarak, ev hayvanı sahibine yaptırım uygulanması, eşya hukuku açısından problemli, Anayasal hak ihlâli doğuran bir durumdur. Ayrıca, hayvanını kimliklendirmeyen kişiye verilen idarî para cezasının, hayvanını terk eden kişiye verilecek idarî para cezasından fazla olması da Yönetmelik taslağının iyi niyetli ve hakkaniyetli olmadığını gösterir niteliktedir. Yürürlükte bulunan 5199 sayılı Kanunun 5. maddesinin son fıkrasına aykırı hareket edenlere, aynı Kanunun 28. maddesinin (b) bendi gereğince, 2017 yılı itibarı ile 363 TL idarî para cezası uygulanmaktadır. Bu Yönetmelik taslağında da yürürlükte bulunan 5199 ve 5996 sayılı Kanunların ilgili maddeleri de hayvanları ve onların haklarını değil, âdeta onları terk eden, bakımlarını ihmal eden kişileri korumakta ve yüreklendirmektedir.