HAYVAN HAKLARI İHLÂLLERİ RAPORUNU AÇIKLADIK!

2 MAYIS 2016 / İSTANBUL – Aynalıgeçit Toplantı Salonu

BASIN AÇIKLAMASI (Tam metni)

ChgUxjgUkAA3DOm.jpg_large

Sivil Düşün AB Programı tarafından desteklenen Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM), Türkiye genelinde basına ve sosyal medyaya yansıyan hayvan hakları ihlâllerini izleyecek, bu ihlâlleri raporlayacak ve bu raporları, iki aylık periyotlar hâlinde kamuoyu ile paylaşacaktır. Yetkililerce “münferit” olduğu iddia edilen, toplum ve medya tarafından “sapık”, “hasta”, “psikopat” yaftası ile cezalandırılamazlık düzlemine alınıp âdeta korunan insanlar tarafından hayvanlara yönelik işlenen suçların, Türkiye’de bir İLK olan bu çalışmamız ile, “münferit” ya da iddia edildiği gibi sadece “sapkın” insanların kötü niyetli fiilleri olmadığını, bu suçların aslında oldukça ve rutin olarak işlendiğini göstermek niyetindeyiz. Raporlar ve kamuoyu ile paylaşılan bilgilerin, oldukça geniş bir yelpazede gelişen vakaların görünürlüğünü arttıracağını da düşünüyoruz.  Hayvan hakları ihlâllerinin, gayet sistematik birer yaşam hakkı gasbı ve beden dokunulmazlığına karşı işlenmiş suçlar olduğu bilincinin toplumda gelişmesini ve yerleşmesini ve bunun sonucunda da toplumsal adalete ve barışa katkı sunmayı hedefliyoruz. Mağdur edilen özneler kim olursa olsun, artış gösteren toplumsal şiddeti ve savaşı, çatışma koşullarını kabul etmediğimizi, her fırsatta toplumsal şiddet ve savaştan hayvanların da en az insanlar kadar olumsuz etkilendiğini, yaşamını yitirdiğini, uzuvlarını kaybettiğini söylemeye devam edeceğiz. Aylardır bölgede süren savaşta, duvar yazılarında da gördüğümüz gibi, ölümlerin nefret söylemlerine alet edildiği, cenazelerin günlerce sokakta bekletilerek intikam aracına dönüştürüldüğü ve sivil insan kayıplarının ısrarla görmezden gelinmek istendiği bir coğrafyada, hayvan katliamları da yok sayılmıştır.

Bu basın toplantısında kamuoyu ile paylaştığımız iki aylık rapor, hayvan hakları ihlâllerinin aslında ne denli korkutucu boyutlarda yaşandığı gerçeğini de ortaya koyuyor. Çünkü toplumsal olarak, sadece en görünür olan ve en çok konuşulan ihlâller gündemde yer bulabiliyor. Bugün, mezbahalarda, süt çiftliklerinde, barınaklarda, deney laboratuvarlarında, hayvanlı sirklerde, hayvanat bahçelerinde, yunus parklarında, avcılıkta, hayvan üretim çiftliklerinde vb. esaret ve işkence merkezlerinde, kapalı kapılar ardında yaşanan hak ihlâlleri medyaya yansıyamıyor. Bu merkezlerde çok yoğun bir şekilde ölüme, işkenceye varan hak ihlâlleri yaşandığı ve yaşanan hak ihlâllerine neden olan kamu, özel ve yerel yönetim idarecilerinin hiçbir şekilde yargı önüne çıkarılmadığı, devletçe göz yumulan ve mevzuatla meşru bir zemine oturtulan tüm bu haksız fiillerin desteklendiği, bu cezasızlık ortamı ve buna zemin hazırlayan insanmerkezci ve türcü zihniyetin, işkencecileri, tecavüzcüleri, hak gaspçılarını yüreklendirerek yaşama ve hayvanlara karşı işlenen bu suçların, âdeta devlet koruması altında işlendiği bir gerçektir. Tüm bu ihlâllerin, Hayvanları Koruma Kanunu’nun istisnaları, hatta hiç değinmediği, sanki  öznesi hayvan olmayan sıradan konular gibi, başka kanunlarla düzenlendiğini görüyoruz.

Ocak ve şubat aylarında, EN AZ 2.672 yaşam hakkı gasbı raporlanmıştır. Bu sayısal verilere, Ocak ve şubat aylarında, abluka ve çatışma altında olan savaş bölgelerinde yaşamını yitiren yüzlerce hayvanı dâhil edememiş olsak da savaş bölgesini ziyaretlerimiz sonucunda sayısız hayvanın yaşamını yitirdiğine tanık olduk. Raporda kaydedilen yaşam hakkı ihlâlleri; toplu zehirleme, kesici ve delici maddelerle ve ateşli silahla öldürme, iple boğma, boyun kırma, balık ağına takılarak boğulmaya sebebiyet verme; sert cisimle şiddet uygulayarak öldürme, linç edip yüksek bir yerden atma ve ihmal nedeniyle ölümleri içermektedir. Ancak bilinmelidir ki mezbahalarda, balıkçılıkta, barınaklarda, hayvanat bahçelerinde, şirketlerin ve üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, eğitimlerde kayıtlı ve kayıtdışı olarak milyonlarca hayvan katledilmektedir. Fakat bu yaşam hakkı gasplarına dair “resmî” veriler, ancak bir sonraki yıl yayınlanmaktadır. Mart 2016’da, Hayvancılık Genel Müdürlüğü (HAYGEM) tarafından yayınlanan bir raporda; TÜİK verilerine göre, sadece 2015’de 3.765.077 sığır, 1.391 manda, 5.008.411 koyun ve 1.999.241 keçi olmak üzere TOPLAM 10.774.120 sığır, manda, koyun ve keçi katledilmiştir ve bunlar sadece kayıt altına alınan ölümlerdir. Kaç kanatlı hayvanın ise yaşam hakkının gasp edildiğine dair net bir bilgi yok çünkü kanatlı hayvan katliamları TÜİK verilerine, devlet kayıtlarına geçmemektedir. Eti ve yumurtası için, akıl almaz işkence koşullarında sömürülen milyonlarca kanatlı hayvanın yaşam hakkı gasp edilmiş; milyonlarca erkek civciv daha doğar doğmaz katledilmiştir çünkü erkek civcivlerin yumurta ve et endüstrisi için bir değeri yoktur; şirketler onların yaşam hakkını da ekonomik çıkarları nedeniyle yok sayıyor. Milyonlarca arı ve ipek böceği ise, bu sektörlerde çok acı koşullarda can veriyor. Aynı katliam ve soykırım koşulları, suda yaşayan hayvanlar için de geçerlidir.

Avcıların, devletin kural ve izni ile hayvanların yaşam haklarına yönelik gaspları ise hiçbir şekilde bilinememektedir. Bu raporda, türlü hilelerle hayvanları katleden avcıların ve katliamda kullanılan araç-gereçlerin sayısına da değinilmiş ancak kesin bir şekilde bu istatistikî veriler yansıtılamamıştır. Bazı haberlerde, haklarında yaptırım uygulanan avcıların sayısı verilirken bazı haberlerde sayı verilmemiştir. Ocak ve şubat ayında, en az 788 şahıs hakkında, av mevzuatına muhalefet ettikleri gerekçesi ile yasal işlem başlatıldığı basına yansımıştır. Yasal olarak devlet izniyle gerçekleştirilen avcılık dâhilinde silah, bıldırcın sesi çıkaran teyp, yaban hayvanı yakalamada kullanılan ağ, kafes, motorlu araç, akü,  ses çıkarıcı cihaz ve düzenekleri, şarjlı el projektörleri gibi, hayvan katliamında kullanılan sayısız araç ve gerece el konularak mülkiyeti kamuya geçirilmiştir.

Şubat ayı sonunda ise av “katliam”ı dönemi sona ermiştir. 2015-2016 av sezonunda onbinlerce yaban hayvanı katledilmiştir. Niğde  Orman ve Su İşleri Şube Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, “Orman İdaresi, avcılığı bir spor olarak görmekte ve  desteklemektedir” ifadesi medyaya yansımıştır.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2015 yılında yaban hayvanlarına yönelik suçlarla ilgili olarak uygulanan yaptırımları açıklamıştır. Bu rapora göre, 2015 yılında 65 bin 250 avcı kontrol edilmiş; 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet eden 6 bin 949 kişi hakkında yasal işlem yapılmıştır. Ancak yaşam hakkını gasp eden avcılara yaptırım uygulanması, devlet izni ile sürdürülen kanlı bir insan “hobi”si olarak karşımıza çıkan avcılığı kabul etmemizi hiçbir şekilde sağlamaz. Yasayla meşrulaştırılmaya çalışılan avcılık, cinayetten başka bir fiil değildir.

İlgili mevzuata göre el konularak kamuya geçirilmesine karar verilen av tüfekleri ve tüm araç-gereçler ise, açık arttırma ile, Bakanlığa gelir elde etmek amacı ile satışa çıkarılmıştır. Çok basit bir şekilde edinilen av tüfeklerinin intihar, kaza ile ölüm, kadın, nefret ve töre cinayetlerinde oldukça yaygın olarak kullanıldığı biliniyor.

Bu iki aylık raporda, EN AZ 29 işkence vakası kaydedilmiştir. İşkence olarak tanımlanan hak ihlâlleri ise, hayvan toplama ve kurtarma sırasında uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddet; ateşli silahla yaralama; araç arkasında ya da altında sürüklemek; kulak kesme; köpek dövüştürme; kırbaçla darp, kesici ve delici aletlerle, yabancı ve sert cisimlerle saldırılar olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak deney laboratuvarlarında; hayvan dövüşlerinde; süt çiftliklerinde, kürk çiftliklerinde, mezbahalarda devlet koruması ile hayvanların tutsak edildiği tesislerde, mekânlarda, hayvanlara yönelik sistematik, rutin bir işkencenin olduğunu biliyoruz. Köpek dövüşlerine dair gözaltılara raporda yer verilmiştir ancak kaç hayvana bu yolla işkence edildiği raporlanamamıştır. Türkiye’de köpek ve horoz dövüşleri yasadışı bir şekilde; deve güreşleri ise “folklorik” olduğu iddiası ile devlet kontrolünde düzenlenerek hayvanlara yasal bir işkence uygulanmaya devam edilmektedir.

EN AZ 190 özgürlüğü kısıtlama vakası raporlanmıştır. Özgürlüğü kısıtlama vakaları olarak; yaban hayvanlarının şahıslar ve devlet tarafından alıkonulması, avcılıkta “canlı mühre” olarak bilinen yöntemde, yaban hayvanlarını çağırmak, yakına getirmek için bazı hayvanların tutsak edilmesi, bazı hayvan türlerini yaşam ortamı ve türlerine uygun olmayan yerlere hapsetmek, sokak hayvanlarının sokaklardan toplatılarak hapsedilmeleri olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak besi ve süt çiftliklerinde, hayvanlı sirklerde, yunus parklarında, kürk çiftliklerinde, hayvanat bahçelerinde, deney laboratuvarlarında, üniversitelerin araştırma enstitülerinde, yaban hayvanı üretim çiftliklerinde, kısacası hayvanların özgürlüğünün kısıtlandığı her mekân, tesis ve kuruluşta, onbinlerce hayvanın ise tâbi tutuldukları esarete dair net bir veri bulunmamaktadır. Türkiye’de hâlâ faal olan 8 yunus parkında ise, en az 30 yunusun tutsak edildiğini biliyoruz. Bu sayıya beyaz balina, mors, deniz aslanı, fok gibi deniz memelileri dâhil bile değil.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verilerine bakıldığında ise, sadece 2015’de 25.540.193 sığır, manda, koyun ve keçinin özgürlüğünün kısıtlandığını görülmektedir. Hiçbir canlının başka canlıların menfaati gözetilerek özgürlüğünün kısıtlanamayacağını düşünüyoruz.

Bu raporda, medyaya yansıyan EN AZ 1 cinsel şiddet vakası raporlanabilmiştir. Ancak Türkiye’de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, eşeklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, atların olduğu ve hayvana tecavüzün her gün gerçekleştiği de toplumun tüm kesimlerince bilinen ve kanıtlanamadığı için medyaya yansıyamayan, erkekliğin dokunulmazlığı gerekçesiyle üstü örtülen bir gerçekliktir. Raporumuza yansıyan tek vaka da İstanbul Kartal Yakacık’ta meydana gelmiş, bir anne köpeğe tecavüz edilmiş ve ardından boynu kırılmıştır. Bu iki aylık periyotluk raporda “sunî tohumlama” diye bilinen cinsel şiddet vakalarına yer verilememiştir. Süt ve et endüstrisinin devamı ve çıkarı için sayısız hayvana “sunî tohumlama” yöntemi ile rektumlarıa kol sokulmak suretiyle vajinalarına demir çubuklarla yasal olarak tecavüz edildiği de bilinen bir gerçekliktir. Sadece 2015’de bu cinsel şiddete maruz kalmış kayıtlı hayvan sayısı HAYGEM verilerine göre 4.144.225’dir.

BEDEN DOKUNULMAZLIĞININ İHLÂLİNE ilişkin bazı vakalar tespit edilmiş ancak bu konuda sayısal bir veriye ulaşılamamıştır. Bugün tüm Türkiye genelinde hiçbir standarda, meslek etiğine dikkat edilmeksizin, soykırım şeklinde sokak hayvanlarına uygulanan kısırlaştırma işlemleri sırasında kaç hayvanın beden dokunulmazlığının ihlâl edildiğini, hayatını kaybettiğini bilmiyoruz. Yine hayvan deneylerinde ve kuyruk, kulak, boynuz ve gaga kesme gibi hayvan endüstrisi müdahalelerinde kaç hayvanın beden dokunulmazlığının ihlâl edildiğine dair herhangi bir  güvenilir veri bulunmamaktadır ancak hatırlatmak isteriz ki Türkiye’de hayvan endüstri tesislerinde, her gün bu muamelelerden geçen onbinlerce hayvan bulunmaktadır.

EN AZ 2 yaşama kasıt vakası raporlanmıştır. Bu vakalardan biri bir belediyenin yasadışı bir şekilde uyuşturucu maddelerle sokak köpeklerini toplamasının engellenmesi ile sonuçlanmış; diğeri ise bir köpeği ateşli silahla öldürmek isteyen şahsın yanlışlıkla silahını ateşlemesi üzerine şahsın kuzeninin ölümü ile sonuçlanmıştır. Ancak Türkiye genelinde, yerel yönetimlerin hiçbir gerekliliği ve tıbbî açıklaması yokken, son derece kontrolsüz bir şekilde sokak hayvanlarını ölümcül sonuçları olan anestezik maddeler ile topladığı da bilinen bir gerçekliktir. Soykırım boyutlarını alan bu ölümlerle ilgili hiçbir veri mevcut değildir. Kontrolsüz ve hayvan sağlığıyla uzaktan yakından alakası olmayan şahıslarca uygulanan anesteziklerin her zaman yaşama kastı vardır.

Bu rapora, zorunlu göce tâbi tutulan hayvanların haklarının ihlâline ilişkin herhangi bir veri yansıtılamamıştır. Ancak Ocak ve Şubat aylarında, çatışma bölgeleri olan Diyarbakır ve Mardin ziyaretimiz sırasında, yüzlerce sokak hayvanının yıllardır yaşadığı sokakları terk etmek zorunda kaldığı gözlemlenmiştir. Devam eden savaş koşullarında ve doğayı katleden üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, enerji santrali projeleri, kentsel rant projeleri ve maden tetkik ve sondaj çalışmaları hayvanları yaşam ortamlarını terk etmeye zorlamıştır. Milyonlarca hayvan, doğaya ve yaşama düşman bu müdahale ve projeler ile yerlerinden edilmiştir.

Yaşam hakkının ideolojiler ve siyasetler üstü bir hak olduğunu ve yaşam hakkı gasbının hiçbir şekilde meşrulaştırılabilecek bir yanı olmadığını söylüyoruz. Doğayı ve tüm canlıları aynı şekilde katleden savaşlarda yaşanan kayıplar ifade edilirken, sokak hayvanlarının ve insan sömürüsü amacı ile kullanılan hayvanların maruz kaldığı hak ihlâllerinin, can kayıplarının dillendirilmeyişini eleştiriyoruz. Coğrafyamızda milyonlarca canlının katledilmesi şeklinde sonuçlanan savaş ortamının zeminini hazırlayan kişilerin -görevleri ve uluslararası menfaat ilişkilerindeki konumu ne olursa olsun- uluslararası hukukta bariz bir şekilde savaş suçu olarak tanımlanan haksız fiillere neden olanların ve azmettiricilerin derhal Uluslararası Ceza Mahkemesi önüne çıkartılması gerektiğini söylüyoruz.

Tüm canlılar için topyekûn özgürlük arayışında olduğumuzu ifade ediyor, hayatının her alanında katledilen, sömürülen, hakları yok sayılan hayvanların sesi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyor ve bu toplantı ile, aylardır coğrafyayı cehenneme çeviren bu savaşta yaşamını yitiren tüm insanları ve hayvanları anıyoruz.

HAYVAN HAKLARI İZLEME MERKEZİ (HAKİM)


Av. Hülya Yalçın Hayvan Hakları İhlallerini Yorumluyor