07 Ara

PROTESTO: Hayvana karşı şiddete dur demek için 10 Aralık’ta eylemdeyiz!

eylem3

3 Aralık’ta, zorunlu askerliğini yapmakta olan bir er, orduevinin kapısındaki yavru bir  kediyi yakalayıp önce yumrukladı, daha sonra defalarca tekmeleyerek öldürdü. Gözaltına alınan asker, 493 € idarî para cezası ve haftanın her günü iki kez polis karakoluna imza koşulunu içeren adlî kontrol kararı ile serbest bırakıldı, adlî soruşturma sürüyor.

Türkiye’de 14 senedir yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanlara karşı işlenen suçlarda, faillere sadece idarî para cezası veriyor. Bahsettiğimiz yavru kediye işkence gibi vakalar ise her gün tekrarlanıyor. Mevzuata göre “sahipli” olarak tanımlanan hayvanlara karşı işlenen suçlar ise, Türk Ceza Kanunu’nda “mala zarar” olarak değerlendiriliyor ve failler ancak bu şekilde 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile yargılanabiliyor. Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanları ve onların haklarını koruyamıyor.

Uzun yıllardır yasanın değişmesi için mücadele veren hayvan hakları aktivistleri, hayvanlara karşı işlenen suçlar için ertelemesiz hapis cezası (en az iki yıl) talebi ile, 10 Aralık Dünya Hayvan Hakları Günü’nde, bir kez daha İstanbul’da sokağa çıkıyor. Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, 10 Aralık’ta biz de eylemde olacağız. Hayvanlara yönelik kötü muameleye ve buna karşılık verilen birkaç yüz TL’lik idarî para cezalarına razı değilseniz, şiddetsiz bir toplum hayali ve arzusu duyuyorsanız siz de gelin, hep birlikte şiddete karşı yan yana duralım, hayvanların sesi olalım.

22 Eyl

YAYIN: “Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri” Modelini Yayınladık!

Geçen sene, Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi’nde düzenlediğimiz çalıştay ile başlayan ve pilot uygulamaların, uzun soluklu bir çalışmanın ardından tamamladığımız, aktivist, gönüllü, uzman görüşleri ile şekillenen “Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri” modelini açık kaynak hâlinde yayınlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Hayvanları ve çocukları önemseyen tüm duyarlı kesim ve aktivistlerin bu modeli uygulayarak, atölye hedefine yaklaşılması için katkıda bulunacağını umuyoruz. “Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölyeleri” modelini yaygınlaştırmamız için herkesin desteğine ihtiyacımız var. Çocukların, bizim dışımızdaki hayvanların da hissedebilir bireyler olduğu gerçeğinin farkına varmasını sağlamak için çıktığımız bu uzun soluklu yolda bizi yalnız bırakmamanızı rica ediyoruz.

 

07 Haz

DOSYA: Mikroçipleme Yönetmelik Taslağı ile İlgili Eleştiri ve Önerilerimiz

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan ve 09.06.2017 tarihine kadar görüş bildirilebileceği duyurulan  “Kedi Köpek ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik” taslağı ile ilgili eleştiri ve önerilerimizi içeren, Hayvanlara Adalet Platformu ile hazırladığımız görüş dosyamız aşağıda bilginize sunulmuş ve Bakanlığa iletilmiştir.

petscan

GENEL DEĞERLENDİRME:
Söz konusu Yönetmelik taslağı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu taslağın ülkemizin gerçekleri göz ardı edilerek sadece şehirlerde ve ev ortamında bakılıp beslenen hayvanlar düşünülerek hazırlandığı, dayanak aldığı Kanunların lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil ettiği, ev hayvanlarının terk edilmelerinin önüne geçmeyi hedeflese de, aksine hayvan terkini artıracağı, taslak kapsamında belirlenen idarî para cezalarının orantısız olduğu, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden maddeler içerdiği, bazı maddelerin hukukî açıdan dayanaksız ve hayatın gerçeklerinden uzak olduğu açıkça görülmektedir.

Öncelikle görüşe açılan Yönetmelik taslağının, AB müktesebatı dâhilinde çıkarıldığı unutulmamalıdır; bununla birlikte taslak, kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesi amacını taşısa da Türkiye’nin ulusal mevzuatı ile açık bir şekilde ters düşmektedir. Ülkemiz Türkiye, AB Anayasasından çok daha farklı bir anayasaya sahip; ülkemizde hayvanların hukukî statüsü ise AB’nin çerçeve mevzuatından oldukça uzaktadır. AB Anayasası’nın Madde III-121’de hayvanlar “duyusal varlıklar” olarak tanımlanmıştır. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında hayvanlara dair herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte, sadece “sahipli hayvan”a karşı işlenen suçlar, Türk Ceza Kanunu Madde 151/2’de “mala zarar” şeklinde karşılık bulmuştur. Bu Yönetmelik taslağının da bir yasama çalışması olduğu göz önünde bulundurulduğunda, konuyu ülkemizin ulusal mevzuatı açısından değerlendirmek elzemdir. Söz konusu Yönetmelik taslağı, en başta ulusal mevzuatımıza ters düşmekte olup kabul edilmesi hâlinde de hukuksal olarak birçok probleme neden olacağı açıktır. Yönetmelik taslağının bu hâli ile kabulü hâlinde, devreye “eşya hukuku” girecek; bundan mütevellit Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesinde tanımlanan “mülkiyet hakkı” ihlâl edilmiş olacaktır. Ayrıca Yönetmelik taslağının, Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “özel hayatın gizliliği” ve 21. maddesinde düzenlenen “konut dokunulmazlığı”na da tehdit oluşturacağı yönünde endişelerimiz mevcuttur.

Ayrıca, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun “hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı” başlığı altında düzenlenen Madde 5’in 4. fıkrasında da belirtildiği üzere, bu kapsamda bir Yönetmelik taslağını hazırlamakta yetkili ve görevli olan bakanlık, Bakanlığınız değil; Orman ve Su İşleri Bakanlığı’dır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bu konuda eşgüdüm sağlanacak olan kurumdur.

TASLAĞIN MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

1. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde metninde, köpek, kedi ve gelinciklerin kimliklendirilerek kayıtlarının tutulacağı belirtilmiştir. Ev ve Süs Hayvanlarının Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde gelincik, her ne kadar “ev hayvanı” olarak tanımlanmış olsa da bu hayvanın, “ev hayvanı” olarak ülkemizde beslenmesi yaygın değildir. Gelincik, hâlihazırda doğada serbestçe yaşayan bir yaban hayvanıdır ve 5199 sayılı Kanuna göre de doğal yaşam ortamından koparılmaması esastır. Aynı zamanda bir yaban hayvanı olan gelinciğin, üretim yerlerinden alındığı düşünüldüğünde bile doğası gereği bir yaban hayvanın ev ortamı gibi bir suni ortama kapatılarak özgürlüğünün elinden alınması kabul edilemez. Avrupa Birliği müktesebatı dahilinde çıkarılmak istenen bu Yönetmelik taslağının ülkemizin kendine özgü gerçekleri göz önüne alınarak değiştirilmesi ve ülkemize uyarlanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, ülkemizde evcil hayvan olarak beslenmeyen gelinciklerin bu Yönetmeliğin kapsamı dışına çıkarılması isabetli olacaktır.

2. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Madde 2’nin ikinci fıkrasında, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunan hayvanların kimliklendirileceği ifade edilirken, üçüncü fıkrada Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanları, Yönetmelik taslağının kapsamı dışında tutulmuştur. Yönetmelik taslağının kapsamı, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ev hayvanlarını da kapsamalı; Türkiye’nin bu iki önemli kurumuna eşit olarak yaklaşılmalıdır.

4. MADDE ELEŞTİRİSİ:

“Tanımlar” başlıklı 4. maddenin (m) bendinde sahipsiz hayvan, “Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım en başta, işbu Yönetmelik taslağının amacına aykırılık teşkil etmektedir. Şöyle ki, sahibinin ev veya arazisi dışındaki hayvanların çiplerinden ya da tasmalarından kimlik tespiti kolaylıkla yapılabilir. Üzerinde bunlar bulunmadığı takdirde, hayvanın sahipli olup olmadığı etraftan sorularak, hayvanın davranışlarına ve genel görünümüne bakarak da anlaşılabilir. Bunların yanı sıra, işbu Yönetmelik taslağının 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ev hayvanı sahibinin, sahiplendiği hayvan üzerinde mülkiyet hakkı olduğu yazılmıştır. Bu durumda sahipli hayvan, taşınır eşya hükmündedir. Eşya hukukunun temel ilkelerine göre, taşınır bir eşya üzerindeki mülkiyet hakkı, eşyanın sahibinin zilyetliğinden çıkmasıyla sona ermez. Başka bir ifade ile kaybolmuş hayvan üzerinde, hayvan sahibinin mülkiyet hakkı sona ermez. En temel hukuk kurallarına aykırı olan ve sahipli hayvanların barınağa alınmasıyla sonuçlanması muhtemel olan bu maddeden vazgeçilmelidir. Bu maddeden vazgeçilmediği takdirde, anayasal bir hak ihlâlini beraberinde getirecektir. (T.C. Anayasası, Madde 35)

5. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 1. fıkrasında “Bu Yönetmelik çerçevesindeki ev hayvanlarının kimliklendirilmesi, kayıt altına alınması, mikroçip basımı ve dağıtımı ile ilgili tüm işlemlerin yürütülmesinde Bakanlık yetkilidir. Bakanlık, gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını kontrol ve denetimi altında olmak şartıyla yeterli altyapıya sahip, hayvancılık konusunda faaliyet gösteren kurum, kuruluş, gerçek veya tüzel kişilere devredebilir.” denmiştir.

Bakanlığın, hayvanların çiplenmesi ve kayıt altına alınması işlemleri ile ilgili olarak veteriner hekim klinikleri ile hayvan hastanelerini belirlemesi uygulamada sorunlar doğuracaktır. Bilhassa Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde bu işi yapabilecek klinik ve hayvan hastanesi bulunmadığından Bakanlık, Yönetmeliğin amacını gerçekleştirecek personel ve bütçe artırımını yapmadan, bu konuda altyapı çalışmalarını tamamlamadan bu Yönetmelik taslağını yürürlüğe sokarsa Yönetmeliğin uygulanması mümkün olmayacaktır.

Aynı maddenin 4. fıkrasında “Ev Hayvanı sahibinin sorumluluk ve yükümlülükleri: Hayvan sahibi, ev hayvanlarının kimliklendirilmesini sağlamak, doğum, ölüm, kayıp, sahip değişikliği ile ilgili bilgileri il/ilçe müdürlüğüne süresi içerisinde bildirmekle sorumlu ve yükümlüdür. Hayvan sahibi bu Yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden, eksik ya da hatalı vermiş olduğu beyanları nedeniyle oluşacak tüm olumsuzluk ve hatalardan sorumludur. Hayvan sahipleri ev hayvanlarının her türlü bakım ve beslenmesinden sorumlu olup, ev hayvanlarını sokağa terk edemezler.” denmiştir.

Bu madde, son derece iyi niyetli ve hayvanlar lehine görünen düzenlemeler içerse de, uygulamada birçok sorun çıkaracaktır. Uygulamada hayvan koruma gönüllüleri, aldıkları sokak hayvanlarını 5199 sayılı Kanunun 6. maddesine uygun olarak geri bırakmayan yerel yönetimlerin barınaklarından alarak, alıştıkları mahalle geri getirmek istediklerinde çoğunlukla barınak görevlileri kendilerine, hayvanları kendi üstlerine almalarını şart koşmaktadır. Bu şekilde, hayvan sahibi olmadığı halde hayvan sahibi olarak görülen yüzlerce insan vardır. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, Kanuna aykırı davranarak sokak hayvanlarını aldığı yere bırakmayan yerel yönetimlerden bu hayvanların kişinin üstüne kaydedilerek alınması halinde, gönüllü hayvanı yaşama ortamına bıraktığı anda sahipli hayvanını terk etmiş sayılacak ve gönüllünün idari para cezasını ödemek durumunda kalması gündeme gelecektir.

6. MADDE ELEŞTİRİSİ:

6. maddenin ilk fıkrasının (b) bendinde yer alan ve “Ekinokokkus multiokularis” olarak geçen etkenin neden özel olarak seçildiği merak konusudur. Eccinococcus multilocularis etkeninin ana konağı tilki, kurt, çakal ve evcil köpekler; ara konağı ise kemirgenlerdir. Laboratuvar tetkikleri sonucunda teşhis edildiği takdirde ancak bu etkene yönelik tedavi bilgileri pasaporta işlenebilir. Başka zoonoz hastalıkların seçilmeyip özellikle bu etkenin tedavisine yönelik bilgilerin pasaporta işlenmesinin istendiği açıklanmalıdır. Kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesindeki ana amaç, bu hayvanların işaretlenmesi, bu hayvanlara yönelik aşıların ve diğer koruyucu tedbirlerin kayıt altına alınması olmalıdır. Pasaporta işlenecek bilginin, sadece Eccinococcus multilocularis etkeni ile sınırlı kalması, buradaki amacın hayvanları kimliklendirmekten ziyade hayvanlara birer hastalık odağı, halk sağlığını tehdit eden bir unsur olarak yaklaşıldığını göstermektedir. Bu sorunlu yaklaşımdan uzaklaşılmalıdır.

8. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Bilgi erişimi” başlıklı 8. maddesinde “Genel Müdürlüğün bu Yönetmelik çerçevesindeki tüm bilgilere; İl/İlçe Müdürlüğünün de kendi görev, yetki ve sorumluluk sahasındaki bilgilere erişimini sağlayan sistem kullanılır. Bakanlık, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin ve korunmasının sağlanması şartıyla, Bakanlık tarafından tüm ilgili taraflara gerekli önlemleri alarak, paydaşların uygun şartları haiz olmaları halinde, bu bilgilere erişimleri için izin verebilir.” denmiştir.

Burada kişisel bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılması hususunda bir düzenleme yapılmaktadır. Bu maddenin doğrudan Anayasanın 20. maddesine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Çok benzer bir düzenleme 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda da yapılmış; Anayasa Mahkemesinin 25.12.2014 tarih ve 2014/74 E. 2014/201 K. sayılı kararıyla Anayasanın 20. maddesine aykırılık nedeniyle iptal edilmiştir.
Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi hâlinde, idarî yargı yoluna gidildiği takdirde iptal kararı verilmesi kuvvetle muhtemel olduğundan, Anayasaya açık aykırılık teşkil eden bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.9. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının 9. maddesinin 1. fıkrasında, ev hayvanlarının kimliklendirilmesinin mikroçip ile yapılacağı hükme bağlanmak istenmektedir. Ancak bu konuda, veteriner tıp literatüründe ve araştırmalarda, bugüne dek nadir vakalar bildirilse de mikroçiplerin etrafında kanserli yapılar oluşabileceğine dair bilgiler paylaşılmakta, mikroçiplerin kanser sebebi olup olmadığı uzun yıllardır tartışılmaktadır. Yönetmelik taslağının 4. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendinde “hayvanların mülkiyet haklarını üzerinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanan “ev hayvanı sahibi”, anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına müdahale edilmemesini talep edebilir, yani hayvan sağlığı açısından çok az da olsa böyle bir riski barındıran bir uygulamayı reddedebilir. Böylelikle yine anayasal hak ihlâli oluşmuş olur. “Ev hayvanı sahibi”ne böyle bir zorunluluk getirmek, Türkiye’nin ulusal mevzuatı, Yönetmelik taslağına elverişli bir hâle getirilmediği sürece sorunludur, ileride insan hakları ve anayasal hak gaspına varacak olumsuzlukları gündeme getirecektir. Dolayısıyla bu zorunluluk ortadan kaldırılmalıdır.

Aynı maddenin 8. fıkrasında ise “Kontrolleri esnasında mikroçipi okunamayan ya da düştüğüne kanaat getirilen ev hayvanları için sahibinin ibraz ettiği belge veya bilgiler ile veritabanındaki bilgiler doğrultusunda yeniden mikroçip uygulaması yapılabilir” denilmektedir. Bu fıkra, mevzuatın kötüye kullanımını sağlayabilecek niteliktedir. Ülkemizden özellikle Avrupa’ya birçok ev hayvanı yuvalandırılmakta, mikroçiplerin okutulması, pasaport bilgilerinin kontrol edilmesi ve hayvanın eşkalinin tespiti konularında ciddi şaibeler bulunmaktadır. Ayrıca mikroçipin, tatbik edildiği bölgeden çok basit bir cerrahî müdahale ile çıkartılabileceği de unutulmamalıdır. Örneğin hemen hemen hepsi birbirine benzeyen Golden Retriever ırkı bir köpek için uygulanan mikroçip, başka bir hayvanın kanı ile yapılan kuduz titrasyon testi ile eşleştirilip, aynı mikroçipe sahip olan hayvan defalarca ülkemize girip yurtdışına çıkmış gibi kolaylıkla gösterilebilir. Ülkemizdeki denetimsizlik ortamı ve altyapı çalışmalarının da yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda, bu Yönetmelik taslağı ile mevzuatın kötüye kullanımı daha da meşru bir hâle getirilecektir.

12. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Bu maddenin 3. fıkrasında “Kayıtlı ev hayvanlarının ölümü ya da kaybolması hâlinde hayvan sahibinin beyanına istinaden il/ilçe müdürlüğüne bildirilir. Resmi veteriner hekim tarafından ev hayvanının durumu veri tabanına işlenir” denilmektedir. Sorumluluğu altındaki ev hayvanının ölümüne neden olan ya da kasıtlı olarak ev hayvanını öldüren veya terk eden kişiler, bu fıkra hükümleri doğrultusundaki bildirim yükümlülüğü ile yine mevzuatı kötüye kullanabilecektir. Bu nedenle ev hayvanının ne şekilde öldüğü kesinlikle veteriner hekim raporu ile sabitlenmelidir. Kayıp durumlarında ise hayvanın, tam olarak nerede ve ne zaman kaybolduğuna dair bilgiler de sisteme, veritabanına işlenmeli ve derhal o bölgenin yerel yönetiminin ilgili birimine bilgi verilerek hayvanın bulunması için girişimlerde bulunulmalıdır. Bu konuda ev hayvanı sahibinin beyanının yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

13. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmeliğin “Denetim ve kontroller” başlıklı 13. maddesinde “Yönetmelik kapsamındaki denetim ve kontroller Genel Müdürlük veya ilgili il/ilçe müdürlüğü tarafından yapılır. Bakanlık gerektiğinde bu yetkinin bir kısmını veya tamamını devredebilir. Yetki devriyle ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının denetiminin, yetki devri ile başka kurum ve kuruluşlara bırakılmasının uygulamada birçok sorun yaratacağını düşünüyoruz. Denetim hususunun özellikle Bakanlık tekelinde bulunması, hayvan sahipleri ile hayvanların sağlığı için elzem olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Bakanlığın yetki devri ile kişisel bilgilerin başka kurumlarca ele geçirilmesi ve kötüye kullanılması tehlikesinin de mevcut olduğunu hatırlatmak isteriz.

14. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Masraflar” başlıklı 14. maddesinde “Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınmasına ilişkin masraflar hayvan sahipleri tarafından karşılanır. Sahipli ev hayvanlarının kimliklendirilmesi araçlarının uygulama ücreti Bakanlıkça belirlenir.” denmiştir.

Fazla sayıda hayvan besleyen hayvan sahipleri göz önüne alınarak masrafların Bakanlık üzerinde bırakılması ya da en azından bu maddenin yumuşatılması gerektiği kanaatindeyiz. Hayvan sahiplerinin bir anda maddi külfet altında ve buna uyulmaması halinde ağır idarî yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmaları hukuka ve hakkaniyete aykırıdır, ciddi mağduriyetler doğuracaktır.

17. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının “Veri tabanında bilgi erişimi” başlıklı 17. maddesinde “İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bilgi gizliliğinin korunması şartıyla, Bakanlık tarafından tanınan ve uygun şartları taşıyan tüm ilgili taraf ve paydaşların da veri tabanındaki bilgilere erişimleri için gerekli önlemleri alınır.” denmiştir.

Yukarıda 8. maddenin eleştirisinde ayrıntılı olarak açıkladığımız burada da geçerlidir. Anayasanın 20. maddesi ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları göz önüne alınarak, Anayasaya açıkça aykırı olan bu maddeden vazgeçilmesi isabetli olacaktır.

20. MADDE ELEŞTİRİSİ:

Yönetmelik taslağının 20. maddesinin 3. fıkrasının, 5996 sayılı Kanunun 36. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine atıfta bulunarak, ev hayvanı sahibine yaptırım uygulanması, eşya hukuku açısından problemli, Anayasal hak ihlâli doğuran bir durumdur. Ayrıca, hayvanını kimliklendirmeyen kişiye verilen idarî para cezasının, hayvanını terk eden kişiye verilecek idarî para cezasından fazla olması da Yönetmelik taslağının iyi niyetli ve hakkaniyetli olmadığını gösterir niteliktedir. Yürürlükte bulunan 5199 sayılı Kanunun 5. maddesinin son fıkrasına aykırı hareket edenlere, aynı Kanunun 28. maddesinin (b) bendi gereğince, 2017 yılı itibarı ile 363 TL idarî para cezası uygulanmaktadır. Bu Yönetmelik taslağında da yürürlükte bulunan 5199 ve 5996 sayılı Kanunların ilgili maddeleri de hayvanları ve onların haklarını değil, âdeta onları terk eden, bakımlarını ihmal eden kişileri korumakta ve yüreklendirmektedir.

03 Haz

BİLDİRİ: Hayırsızada Sokak Köpeği Soykırımını Unutma, Unutturma!

3-haziran-1910-hayirsizada-sokak-kopegi-soykirimini-unutma-unutturma-6

3 Haziran 1910, Hayırsızada Sokak Köpeği Sürgünü ve Soykırımı’nı unutmuyoruz, affetmiyoruz! Soykırımı unutma, unutturma!

Bugün 3 Haziran… Hayırsızada Sürgünü’nün, İstanbullu sokak köpeklerinin soykırımının yıl dönümü. 107 sene önce bugün, 80.000 İstanbullu sokak köpeği, sokaklardan zalimce toplanarak Hayırsızada’ya sürgün edildi ve burada açlığa, susuzluğa mahkûm edilerek öldürüldü.

Günümüz Türkiye’sinde ise, merkezî toplama kampları oluşturularak, katletmeye meyilli/donanımlı toplama ekipleri kurularak ve daha sistemli bir şekilde, devlet politikası hâlinde sokakların, kentlerin hayvansızlaştırıldığına büyük bir öfke ve üzüntü içerisinde her gün tanık oluyoruz. Yüzyıllardır bizimle hayatı paylaşan sokak hayvanları sokaklardan toplanarak bilinmeze gönderiliyor, öldürülüyor.

Coğrafyamızda ve tüm dünyada, hangi canlı türüne yönelik olursa olsun, soykırımlarla yüzleşilmediği sürece yeryüzüne barışın, adaletin geleceğini düşünmüyoruz. 1910’da bu sürgün ile başlayıp günümüzde daha “modern” bir şekilde sürdürülen soykırımda hayatını kaybeden tüm sokak köpeklerini ve bu vesileyle insanlığın keyfi, menfaati uğruna yüzyıllardır devam eden hayvan holokostunda hayatını kaybeden tüm hayvanları anıyoruz.

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)

hayirsizada-aciklama

 

28 May

AÇIKLAMA: Petshoplarda kedi-köpek satışlarının yasaklanacağına ilişkin haberler, kamuoyunu yanıltmaya yönelik ve asılsızdır!

150320101191

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve tekrar TBMM gündemine geleceği duyurulan yasa tasarısında “petshoplarda kedi-köpek satışının yasaklanacağı” iddiasını ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın mikroçip ile ilgili yönetmelik taslağını KANAL B’ye değerlendirdik.

23 Mayıs 2017 – Kanal B Ana Haber Bülteni

Hayvanlar mal değildir; hakları, hisleri, herkes gibi özgürce yaşama dürtüleri olan bireylerdir. Tekrar gündeme gelecek olan tasarı ile petshoplar “emlakçı”; üretim çiftlikleri ise “müteahhit” gibi çalışacak. Hayvanlara “fabrika makinesi” muamelesi yapılan bu yerlere sadece göstermelik olarak denetimler uygulanıyor. Petshoplarda her türlü hayvanın satışının yasaklanması, üretim çiftliklerinin tarihe karışması ve yurtdışından Türkiye’ye satış amacı ile hayvan girişinin yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz.

PETSHOPLARDA SADECE “EV HAYVANI” BULUNDURMAK YASAKLANACAK, SATIŞ YASAKLANMAYACAK!

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın hazırlayarak Başbakanlığa sunduğu tasarıda, petshoplarda sadece kedi ve köpek bulundurulamayacağı hükmü var, bu hayvanların satışının yasak olacağına dair bir düzenleme tasarıda mevcut değil. Tasarıya göre, petshoplarda kedi ve köpek bulundurulamayacak, kedi-köpek edinmek isteyenler kataloglardan seçim yaparak, üretim çiftliklerinde üretilen hayvanları para karşılığında alacak.

Tasarı metninden: MADDE 5- 5199 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“Madde 10- Ev hayvanı satış yerlerinde ev hayvanı bulundurulamaz, ancak bu yerlerde hayvan üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki hayvanların satışı yapılabilir. Akvaryum balıkları ve kuş türleri bu yasağın dışındadır

Ülkemizde faal olan 1.668 petshop ve ruhsatlı/ruhsatsız üretim çiftliklerinde çok ciddi hak ihlâlleri yaşandığını biliyoruz.

“Merdiven altı” üretimhanelerde ya da hayvan üretimi yapan küçük aile çiftliklerinde ise sürekli doğurtulan hayvanlardan alınan yavrular, yoğun olarak internette satılıyor.

HAYVAN TERK EDENE CEZA ZATEN VAR: 363 TL!

Tasarıya yönelik, birlikte yaşadıkları hayvanları terk eden insanlara ceza geleceği şeklinde kamuoyunu yanıltıcı bilgiler basına servis ediliyor. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 13 sene önce yürürlüğe girmesi ile, yani 13 senedir bu şahıslara idarî para cezası zaten uygulanabilmekte. 2017 yılı itibarı ile hayvan terk eden şahıslara uygulanan idarî para cezası sadece 363 TL. Yasa nezdinde hayvanın “sahibi” olarak tanımlanan şahıs, hayvanı barınağa teslim ederse bu ceza da uygulanmıyor.

MİKROÇİPLEME VE KAYIT ZORUNLULUĞU, GÖNÜLLÜLERİN VE HAYVANLARIN ALEYHİNE KULLANILABİLİR

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hazırladığı “Kedi Köpek ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik” taslağında ise evlerde yaşayan hayvanları mikroçiplendirerek kimliklendirme zorunluluğunun getirimesi gündeme gelecek. Ayrıca, bu kayıt altına alma zorunluluğun, evlerini ve yaşamlarını çok sayıda hayvan ile paylaşan hayvan koruma gönüllülerinin aleyhine kullanabileceğinden de endişeliyiz, bu yönetmeliğin hayvanlar aleyhine sonuçlanabilecek etkiler yaratacağı muhtemeldir..

YILLARDIR SÜRDÜRÜLEN MİKROÇİP UYGULAMALARININ SOKAK HAYVANLARINA NE FAYDASI OLDU?

Mikroçip uygulaması, hayvan sağlığı açısından ayrıca ele alınması ve tartışılması gereken bir konu olmakla birlikte, veritabanı sisteminin gerçekten işletilmesi hâlinde, hayvanları terk eden şahısların tespit edilmesi için etkili bir yöntem olacaktır ancak sokakta yaşayan hayvanlara yıllardır uygulanan mikroçiplerin, belli ilçelerde yaşayan hayvanların farklı ilçelere ya da ıssız ormanlara yerel yönetimlerce terk edilmesi karşısında, yürürlükteki mevzuat açısından herhangi bir cezaî müeyyide uygulanması konusunda pratikte hiçbir katkısı olmadı. Dolayısıyla mikroçip ile kimliklendirme sayesinde yapılacak tespitler ve uygulanacak cezaların sokaklarda yaşayan hayvanları da kapsayacak şekilde düzenlenmesi, hayvanları farklı ilçelere, mahallelere, ormanlara atan yerel yöneticilerin cezalandırılması sağlanmalıdır. Uygulanacak idarî para cezası yerel yönetim bütçesinden, yani vatandaşların vergileri ile ödenmemeli; ceza yerel yöneticiye ya da belediye yetkilisine rücu ettirilmelidir.

BAKANLIĞIN “PETSHOPLARDA KEDİ-KÖPEK SATIŞI YASAĞI” KONUSUNDA KAMUOYUNA VE BASINA YANLIŞ VE KASITLI VERDİĞİ BİLGİLERE KARŞI CEVABIMIZ:

  • Tasarının 5. MADDESİNDE, “pet-shop” olarak bilinen ve hayvan ticareti yapılan yerlerde, akvaryum balığı ve kuş türleri dışında hayvan bulundurulamayacağı, ancak üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki (kedi, köpek, tavşan, fare vb) hayvanların satışının yapılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir.
  •  Tasarıda, pet-shoplar yerine üretim çiftliklerinin teşviki sağlanmakta; aynı maddenin ikinci fıkrası üretim amacı ile kullanılan anne hayvanların ve yavruların sağlığına dikkat edilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir. Ancak, hayvanlara “fabrika” mantığı ile yaklaşan bir endüstride maalesef hayvanların haklarından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, devlet tarafından denetimi dahi gerektiği gibi gerçekleştirilmeyen bu işletmelere ilişkin ucu açık maddeler, durumu samimiyetsiz bir duruma sürüklemektedir.

Kamuoyu, hayvan satışının yasak olacağı şeklinde yanlış bilgilendirilmekte; tasarı metninde hayvan satışına engel teşkil edecek bir ibareye yer verilmemektedir.

Kaldı ki Türkiye’deki pet-shop ve üretim çiftlikleriyle ilgili mevzuatın hayvan haklarına uygunluğu bir yana, bu işletmeleri bağlayan ilgili mevzuata uygun işletme de oldukça az sayıdadır. Üretim çiftliklerinde hayvanların sırtından para kazanan tüccarların ne gibi hak ihlâllerine sebep oldukları aşikârdır.

Hayvanların satıldığı ve üretildiği ticarethanelerin denetimi, zaten yıllardan beri devlet tarafından gerçekleştirilmekte ancak bu yerlerde yaşanan mezalimin son bulması ya da gözle görülür şekilde azaltılması her türlü mevzuata rağmen sağlanamamıştır. Bu tasarı ile de denetim anlamında yeni bir öngörü olmayışı, bu sömürü merkezlerinin kanlı kazanç sağlamaya devam edeceklerini göstermektedir. Dolayısıyla, bu anlamda da bir kazanımdan bahsetmek mümkün değildir.

  • Tasarının 4. MADDESİNDE, akvaryum balıkları ve kuş türlerinin pervasızca satışı ve mal olarak görülmesi söz konusudur. Doğal koşullarda sınırsız ortamlarda özgür bir şekilde yaşayan ancak pet-shoplarda tamamen sınırlı ortamlarda, esaret altında yaşamaya mahkûm edilen akvaryum balıklarının ve kuş türlerinin ise komisyon nezdinde, doğuştan gelen hakları gasp edilmektedir. Yasa çalışmaları ile istenildiği kadar meşrulaştırılmak istensin, bu haklar ne esnetilebilir ne de gasp edilebilir.
26 May

AÇIKLAMA: İBB’nin, Koordinatörümüz Hakkında Bulunduğu Suç Duyurusu “Takipsizlik” ile Sonuçlandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Koordinatörümüz Burak Özgüner hakkında iftira, hakaret ve kamu kurumlarının faaliyetlerinin engellenmesi iddiaları ile suç duyurusunda bulunmuş, savcılık ve mahkeme İBB’yi haksız bularak soruşturma dosyasını kapatmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunulur.

Aynı zamanda Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği – HAGİD Yönetim Kurulu Üyesi olan koordinatörümüze karşı İBB’nin asılsız iddiaları ve suç duyurusu ile ilgili olarak derneğin resmî açıklamasını aşağıda okuyabilirsiniz:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kısırkaya toplama kampına karşı yürüttüğümüz hukuk mücadelesine karşılık olarak, derneğimizin yönetim kurulu üyesi Burak Özgüner hakkında iftira, hakaret, kamu kurumu kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi iddiaları ile suç duyurusunda bulunduğunu bugün tesadüfen öğrendik. İBB’nin suç duyurusu ile yönetim kurulu üyemiz hakkında başlatılan soruşturmada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR” vermiştir. İBB, bu karara Sulh Ceza Hâkimliği’nde itiraz etmiş ancak İBB’nin itirazı, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nce de REDDEDİLMİŞTİR. Savcılık kararının haricinde, suç duyurusuna “delil” olarak sunulan videoyu paylaşıyor, İBB’nin iddia ettiği gibi hakaret, iftira ve kamu kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi suçlarının oluşup oluşmadığını ayrıca kamuoyunun takdirine bırakıyoruz:

En baştan beri söylediğimiz gibi, İBB’nin kurduğu ve işlevsel ve mantıksal olarak “toplama kampı” olarak nitelendirdiğimiz “Kısırkaya Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı”nın, Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’nde yer alan bakımevi arazi kriterleri açısından hiçbir uygunluğu yoktur. Bizler de bu tesisin kurulumuna karşı çıkarak ve en başta bu yönetmelik hükümlerini hukukî dayanak alarak, konuyu idarî yargıya taşıdık ve dava sonucunda İstanbul 6. İdare Mahkemesi derneğimizi haklı bularak İPTAL kararı verdi. Ayrıca söz konusu mahkeme kararı ile, Kısırkaya toplama kampının SİT alanı üzerinde kurulu olduğunu, projenin birçok mevzuat hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, gerekli izinler alınmadan tesisin kurulduğunu öğrendik. Bunlar bizim iddialarımız hiçbir şekilde olmadı, arazinin niteliği açısından tespitler İstanbul 6. İdare Mahkemesi kararında yazılıdır. Bu konuda gerek kamuoyuna gerekse basına yaptığımız bilgilendirmeler de tamamen hukukî tespitler ve imar planları üzerinden gitmiştir.

Kısırkaya toplama kampı arazisinin ilgili yönetmeliğe uygun olmadığı gerekçesiyle açtığımız davanın delillerini dahi, Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu (BEDK) aracılığıyla temin ettik çünkü İBB, ısrarla talep ettiğimiz bilgi ve belgeleri derneğimizle paylaşmadı; yönetmeliğe aykırı olduğu gerekçesi ile söz konusu arazi üzerindeki faaliyetlerin derhal durdurulması taleplerimizi içeren başvurularımızı yok saydı ve taleplerimizi reddetti. Bir kez daha vurgulayarak ifade ediyoruz: Kısırkaya toplama kampının üstünde kurulduğu arazi, mevzuat hükümlerini karşılamamaktadır ve ısrarla bu arazinin seçilmiş olması, tüm idarî ve hukukî başvurulara rağmen tesisin işletilmesi art niyetlidir. Yapılan, hukukun alenen çiğnenmesi, imtiyazlı olarak kullanılması, adaletsizliğin karakteristik hâle getirilmesidir. Biz bu durumu normalleştirmeyeceğiz, bu duruma alışmayacağız!

İBB, yönetim kurulu üyemiz hakkında yaptığı suç duyurusunda, yönetim kurulu üyemizin basına verdiği bir demeçte sokak köpekleri için “sokaklardan çöp toplarmış gibi muamele edildiği” beyanından rahatsızlığını dile getirmekte; faaliyetlerini 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği doğrultusunda yürüttüğünü iddia etmektedir. İBB’nin toplama ekiplerinde, vasıfsız işçilerin eline anestezik maddelerin teslim edilerek sokak köpeklerine gelişigüzel bir şekilde tatbik edildiğine, küpeli köpeklerin defalarca toplandığına, hasta-hamile-yaşlı-engelli demeden gece ve sabahın erken saatlerinde yangından mal kaçırırcasına sokak köpeği toplandığına, anestezik madde kullanılarak yapılan toplamalarda, ekipte veteriner hekim görevlendirilmediğine yüzlerce İstanbullu hayvan koruma gönüllüsü şahit olmuştur. Yıllardır kendi imkânları ile mahallesinde yaşam mücadelesi veren Esenyurtlu bir hayvan korumacı olan Mehmet Amca’nın feryadı belki İBB’yi rahatsız etmeyebilir ama sokak hayvanlarına uygulanan soykırım ve hayvan koruma gönüllülerinin feryadı bizi oldukça rahatsız ediyor:

Ve bizler biliyoruz ki bu ve benzeri birçok usulsüz toplamanın, işkencenin ve ihmal nedeniyle ölümün müsebbibi İBB’dir.

Yine aynı suç duyurusunda, İBB’nin, şikâyet ettiği yönetim kurulu üyemiz Burak Özgüner hakkında dilekçede yer verdiği “olayı çarpıtarak tesise iptal kararı verilmiş gibi duyurması” beyanı da gerçeği yansıtmamaktadır çünkü en başta ifade ettiğimiz gibi İstanbul 6. İdare Mahkemesi 2015/1601 numaralı kararı ile İPTAL kararı vermiştir. Ortada bir hukuksuzluk vardır, mahkeme kararına rağmen işletilen ve arazi koşulları itibarı ile mevzuata aykırı olan bir tesis vardır. Ayrıca İBB’nin her fırsatta basında, mahkemelere sunduğu savunma ve beyanlarda verdiği aşılama/kısırlaştırma verileri de bir lütuf değil, İBB’nin görevidir. Ancak her ortamda ve fırsatta dile getirdiğimiz gibi, mesela suç duyurusu metninde belirtilen ve 2016’da kısırlaştırıldığı ifade edilen 26.299 hayvanın kaçı yaşamaktadır, kaçı sokaklarına geri dönebilmiştir? Ortada kanun dışına itilen hayvanlar, uygulanmayan mevzuat, hukukun kötüye kullanılması ve tekrar ifade ediyoruz ki art niyet vardır.

Daha en baştan kurulmaması gereken Kısırkaya toplama kampına dair sorularımızı ve sorunları defalarca dile getirdik, taleplerimizi bir kereliğe mahsus olmak üzere İBB ile yaptığımız heyet görüşmesinde İBB yetkililerine ilettik. Dağ başına, devasa bir arazi üzerine, neredeyse Auschwitz toplama kampı ile birebir benzerlik gösteren bir tesisi kurmanın ne hukukî ne de mantıksal bir açıklaması olabilir.

İBB’nin yönetim kurulu üyemize yönelttiği suçlamaların tamamı gerçek dışıdır ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da takipsizlik kararı, akabinde İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin de İBB’nin itirazına dair verdiği ret kararı ile de bu durum sabittir. Asılsız iddialar ile adlî mercileri meşgul eden İBB’ye, yönetim kurulu üyemiz Burak Özgüner ve diğer hayvan hakları aktivistlerine yönelik uydurma suçlar üreterek kurumsal itibarını zedelediğini bir kez daha hatırlatıyor, yıllardır ölümüne sebep olduğu sokak hayvanlarından, onları İBB’nin toplama ekiplerinden korumaya çalışan hayvan koruma gönüllülerinden ve mesnetsiz suç isnatları ile kriminalize etmeye çalıştığı yönetim kurulu üyemizden özür dilemeye çağırıyoruz.

Sokak hayvanlarına uyguladığınız soykırım politikalarından vazgeçin! Kendinizi tek ve resmî otorite olarak görerek yaşamı yüzyıllardır bizimle paylaşan kent hayvanları ve tüm İstanbul üzerindeki türlü tasarruflarınızla bu kenti daha da yaşanmaz hâle getirmeyin. Anayasayı çiğnemeyin, mahkeme kararlarını uygulayın, gerçek dışı beyanlar ile kamuoyunu yanıltmayı ve asılsız ithamlarla adlî mercileri meşgul etmeyi bırakın, kamu kaynaklarını kendinize aitmiş gibi harcamayın!

Sivil toplum kuruluşu olarak, ister kabul görsün isterse görmesin, sivil bir denetim mekanizması oluşturmak için çabalamaya ve Kısırkaya toplama kampına karşı yürüttüğümüz hukuk mücadelesine devam edeceğimizi, mevzuata muhalefet eden tüm kamu görevlileri yargılanana dek her türlü hukukî girişimde bulunacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz ve İBB’ye Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasını hatırlatıyoruz:

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)

24 Nis

Basın Toplantısı: 2016 Hayvan Hakları İhlâlleri Raporunu Açıkladık!

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, Sivil Düşün AB Programı desteğiyle yürüttüğümüz “Hayvan Hakları İzleme Merkezi” çalışmamız kapsamında, 2016 boyunca tür ayırt etmeksizin raporladığımız hayvan hakları ihlâllerine ilişkin yıllık raporumuzu Beyoğlu’ndaki Aynalıgeçit Etkinlik Mekânı’nda düzenlediğimiz basın toplantısında açıkladık. Basın toplantımıza, oyuncu Özge Özder (Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği) ve gazeteci, yazar, hayvan hakları aktivisti Zülâl Kalkandelen de katılarak yıllık raporumuzu yorumladı ve Türkiye’de hayvan haklarının güncel durumuna, hayvan hakları ihlâllerine dair tespitlerde bulundu. 

HAKİM 2016 Hayvan Hakları İhlâlleri Basın Toplantısı

Medyanın türcü nefret dilini ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren tavrını eleştiren “Hayvanlar Medyaya Seslenseydi” adlı videonun gösterimi ile başlayan basın toplantımızda, ilk olarak, parlamento ve bürokraside hayvan haklarına verilen öneme dair güncel bilgileri basın ile paylaştık: 2016’da TBMM’ye sunulan soru önergesi sayıları, TBMM’de bekleyen yasa teklifi sayıları, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın bütçesi, bütçede sokak hayvanlarına ve yaban hayvanlarına ayrılan ödenek, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan bilgi edinme yolu ile elde ettiğimiz ve hayvanları ilgilendiren istatistikî veriler, hayvan deneylerine ilişkin istatistikî veriler, hayvan hakları ihlâllerine karşılık yaptırımlar…

Video Kolaj ve Kurgu: Özge Azap

Parlamento ve bürokrasiye dair bilgi, veri paylaşımı ve Türkiye’de hayvan haklarının güncel durumu, yasama çalışmaları ile ilgili tespitlerin ardından, 2016 yılında gerçekleşen hayvan hakları ihlâllerinin özetini ve hayvan hakları ihlâllerine ilişkin güncel ve resmî bilgileri içeren basın açıklamasını, HAKİM Raportörü ve aynı zamanda Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD) Başkanı olan Fatma Biltekin ve HAKİM Koordinatörü Burak Özgüner okudu. Yaşam hakkı gasbı, işkence, özgürlüğü kısıtlama, cinsel şiddet ve beden dokunulmazlığının ihlâli kategorilerinde, bir yıl boyunca raporladığımız hak ihlâllerine ilişkin raporumuza yansıyan toplam sayılara, bu metnin sonunda ulaşabilirsiniz.

Basın toplantımızda konuşan gazeteci, yazar ve hayvan hakları aktivisti Zülâl Kalkandelen, hayvan haklarıyla ilgili birçok konuya değindi, özellikle insan menfaati ve keyfi için sömürülen ve toplum tarafından “çiftlik hayvanları” olarak tanımlanan hayvanlara uygulanan “görünmez” tahakküm, şiddet ve soykırımdan bahsetti. Medyanın türcü dilini de eleştiren Zülâl Kalkandelen, AB ülkelerinden Türkiye’ye korkunç koşullar altında taşınan ve işkenceye maruz bırakılan sığırlarla ilgili The Guardian gazetesinde yayınlanan bir haberi örnek vererek, geçtiğimiz aylarda Beykoz ormanlarında açılan bir sondaj kuyusuna düştükten sonra kurtarılan ve sonunda hepimize büyük bir mutluluk kaynağı olan yavru köpeğin hikâyesi ile uluslararası nakiller esnasında ve sonrasında sığırlara yaşatılanları karşılaştırdı ve hayvanlarla ilgili çalışan örgütlerin tepkisizliğine, medyanın ilgisizliğine tepki gösterdi. Aynı tepkiyi bizler de paylaşıyoruz ve kuyudan kurtarılan yavru köpeğin hemen ardından, Afyon Sandıklı’da kuyuya düştükten sonra kurtarılıp kesilerek öldürülen ineği hatırlatıyoruz ve haberlerde “kuyuya düştükten sonra kesilen inek” olarak yer alan bu hayvanı bir kez daha üzüntü ile anıyoruz. Zülâl Kalkandelen, toplumsal şiddetten en çok etkilenen hayvanlara ve hayvan hakları ile ilgili olarak toplumun, hayvan kuruluşlarının genel tavrı, devlet politikalarına ilişkin birçok tespitte bulundu. Basın toplantısının medya yansımalarına baktığımızda, Zülâl Kalkandelen’in hiçbir görüş, tespit ve eleştirisinin medyada hiç yer bulmadığını gördük. Yıllardır türcü haberleri nedeniyle eleştirdiğimiz medyanın bu tutumu, bizi hiç şaşırtmadı ancak medyaya hâkim olan popülizmin, haber kalitesini oldukça düşürdüğünü düşündüğümüzü de paylaşmadan edemeyeceğiz. Zülâl Kalkandelen’in konuşmasının tamamını yayınlıyor, basın toplantısına katılımı ve hayvanların sesini bir kez daha duyurduğu, yükselttiği için kendisine teşekkür ediyoruz.

Video: Özge Özgüner

Basın toplantımızda konuşan bir diğer konuğumuz, hayvan hakları konusunda farkındalık çalışmaları ve son olarak da “Kürkünü Çıkar, Vicdanını Giy” kampanyasından kendisini tanıdığımız sanatçı dostumuz, oyuncu Özge Özder de yasa koyuculara seslenerek hayvan haklarına gereken önemin verilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Toplumdaki tahammülsüzlüğe “Sokak hayvanlarına koyduğumuz su kaplarını tekmeleyen insanlarla yaşıyoruz” sözleriyle vurgu yapan Özge Özder, raporumuza yansıyan hayvan hakları ihlâllerinin korkunç boyutlarda olduğunu ifade etti. Hayvanlara yönelik işlenen suçların, bir an önce “kabahat” statüsünden çıkarılarak “suç” kapsamına alınmasının öncelikli taleplerimiz arasında olduğunu hatırlatan Özge Özder, hayvan hakları için birleşik bir mücadele hattı oluşturulmasının önemine de dikkat çekti. Hayvanların kapatıldığı, işkence gördüğü tesislerin şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiği görüşünde olduğunu ve önümüzdeki dönemde, yeni kampanya konularının faytonlarda sömürülen atlar olacağını açıklayan Özge Özder, toplumun tüm kesimlerine hayvanlara âdil davranılması konusunda çağrıda bulunarak duyarlı sanatçı dostlarıyla hayvan hakları için farkındalık yaratmaya, hayvanların sesi olmaya devam edeceklerini açıkladı.

Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM), 2016 yılı boyunca raporlanan hayvan hakları ihlallerini açıkladı. Toplantıya oyuncu Özge Özder de katıldı. ( Hikmet Faruk Başer - Anadolu Ajansı )

Fotoğraf: Hikmet Faruk Başer – Anadolu Ajansı

“Hayvan Hakları İzleme Merkezi” çalışmamızı destekleyen Sivil Düşün AB Aktivist Destek Programı’na, yıllık raporumuza dair infografiklerin tasarımı, video kolaj/kurgu ve basın toplantısında görev alan gönüllülerimize, basın toplantımıza yoğun ilgi gösteren tüm medya kuruluşlarına, toplantıyı takip eden tüm basın emekçilerine, toplantıya katılan Özge Özder’e, Zülâl Kalkandelen’e, tüm duyarlı insanlara ve raporumuzu haberleştirerek hayvanların sesini yükseltmemize olanak sağlayan Anadolu Ajansı, CNNTÜRK, CNNTÜRK Radyo’daki “Haber Ötesi” programına bizi konuk eden Nevşin Mengü, Kanal B, Ulusal Kanal; BirGün, Cumhuriyet, Vatan, Son Saat ve Tünaydın gazetelerine teşekkür ediyoruz.

Video: Özge Özgüner

2016 hayvan hakları ihlâlleri raporumuza yansıyanlar şöyle:

YAŞAM HAKKI GASBI:

Ocak: 403.780

Şubat: 771

Mart: 16.560

Nisan: 7.392.152

Mayıs: 1.797

Haziran: 104.596

Temmuz: 800.136

Ağustos: 5.684.927

Eylül: 1.000.704

Ekim: 7.827.669

Kasım: 10.187.242

Aralık: 7.001.630

  • 2016 yılında eti için kayıtlı olarak öldürülen tavuk ve hindi hayvan sayısı: 1 milyar 106 milyon 235 bin 358 (TÜİK)
  • 2016 yılında eti için kayıtlı öldürülen sığır, koyun, keçi ve manda sayısı: 9 milyon 741 bin 786 (TÜİK)
  • Son av sezonunda, kayıtlı 239.986 avcı ve kayıtsız avcılar tarafından kaç bin hayvanın öldürüldüğü bilinmemektedir. Av kontrol ve denetimleri sırasında 7.796 hayvan ele geçirilmiştir. EN AZ 569 yaban hayvanı, yabancı ve yerli avcılarca “av turizmi” kapsamında katledilmiştir. (Bilgi edinme başvurusu)
TOPLAM: EN AZ 1.156.407.473
NOTLAR:
  • Balıkçılık adı altında ve tatlı su balık üretim merkezlerinde kaç balığın öldürüldüğüne ilişkin istatistikî bir bilgi mevcut değildir.
  • 2016 yılında ipek üretimi için boğularak ve canlı canlı kaynatılarak yaşam hakkı gasp edilen ipek böceklerine dair istatistikî bir bilgi mevcut değildir. Yaş ipek kozası (ton): 103 ton (576 köy, 2.001 aile, 5.303 adet tohum kutusu) (TÜİK)
  • 2016 yılında “arıcılık” adı altında kaç arının sömürüldüğü ve hayatını kaybettiği bilinmemektedir. Bal için sömürülen ve ölen arılara dair kovan sayısı: 900.364 (TÜİK)
  • Fayton ve taşımacılıkta sömürülürken kaç atın, katırın, eşeğin yaşamını yitirdiği bilinmemektedir.
  • Savaş ve çatışma ortamında yaşam hakkı gasp edilen hayvanların sayısı bilinmemektedir.
  • Orman yangınlarında kaç hayvanın hayatını kaybettiği bilinmemektedir.
  • Türkiye’de kürkleri için öldürülmek üzere yetiştirilen Çinçila ve tavşanların sayıları bilinmemektedir.

hakim-1

İnfografik: Murat Can Kurşun

İŞKENCE:

Ocak: 4875

Şubat: 43

Mart: 1.040

Nisan: 105

Mayıs: 24

Haziran: 27

Temmuz: 248

Ağustos: 17.098

Eylül: 4

Ekim: 6

Kasım: 54

Aralık: 6

  • Yurt içinde sevk edilirken fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalan kanatlı hayvan sayısı bilinmemekle birlikte taşınırken işkenceye maruz kalan sığır, koyun, keçi sayısı: 191.436 (Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Verileri)
  • Sadece Adalar genelinde, faytonlarda işkence gören, sömürülen at sayısı (yaz dönemi için): 1540 (Bilgi edinme başvurusu)
  • 2016 yılı deneylerde işkence gören ve öldürülen hayvan sayıları bilinmemektedir.
TOPLAM: EN AZ 8.216.506
ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLAMA:

Ocak: 32

Şubat: 458

Mart: 232

Nisan: 576

Mayıs: 103

Haziran: 1.516

Temmuz: 342

Ağustos: 855

Eylül: 8

Ekim: 2.004

Kasım: 105

Aralık: 59

  • 32 hayvanat bahçesinde tutsak edilen en az hayvan sayısı: 16.000 (Yaklaşık 7.500’ü sadece Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nden; 16.000 sayısı hayvanat bahçelerinin web sitelerindeki bilgiler derlenerek elde edilmiştir)
  • 2016 yılında, insan menfaati ve keyfi, et, süt, yün, yumurta, tiftik, kıl, taşımacılık, at yarışı için özgürlüğü kısıtlanan sığır, manda, koyun, keçi, deve, domuz, at, eşek, katır, tavuk, hindi, kaz ve ördek sayısı: 505.382.472 (TÜİK)
  • 2016 yılında balık üretim çiftliklerinde tutsak edilen hayvanların sayısı bilinmemektedir.
  • 2016 yılında, Türkiye’de hâlâ faal olan 8 yunus parkında ise, en az 30 yunus tutsak edilmektedir. Bu sayıya beyaz balina, mors, deniz aslanı, fok gibi deniz memelileri dâhil değildir.
  • Türkiye’deki 6 dev akvaryumda, kaç deniz canlısının tutsak edildiği bilinmemektedir.
  • 2016 yılında, deney laboratuvarları ve araştırma merkezlerinde özgürlüğü kısıtlanan hayvanların sayısı henüz açıklanmamıştır.
  • Türkiye’de kürkleri için öldürülmek üzere yetiştirilen Çinçila ve tavşanların sayıları bilinmemektedir.
TOPLAM: EN AZ 1.505.404.792

hakim-2

İnfografik: Murat Can Kurşun

CİNSEL ŞİDDET

Ocak: 0

Şubat: 1

Mart: 0

Nisan: 1

Mayıs: 0

Haziran: 0

Temmuz: 0

Ağustos: 0

Eylül: 0

Ekim: 1

Kasım: 2

Aralık: 1

  • 2016 yılında “sunî tohumlama” yoluyla cinsel şiddete maruz kalan hayvan sayısı: 2.979.752 (HAYGEM)
TOPLAM: EN AZ 2.979.758
hakim-3

İnfografik: Murat Can Kurşun

BEDEN DOKUNULMAZLIĞININ İHLÂLİ

Ocak: 0

Şubat: 0

Mart: 50

Nisan: 60

Mayıs: 2

Haziran: 0

Temmuz: 0

Ağustos: 0

Eylül: 0

Ekim: 0

Kasım: 0

Aralık: 0

  • 2016 yılında, temel hayvan sağlığı kuralları ve cerrahî prensiplere bile riayet edilmeden belediyelerce kısırlaştırılan sahipsiz hayvan sayısı:597 (Bilgi edinme başvurusu)
  • 2016’da yün, tiftik üretimi için kırkılma esnasında beden dokunulmazlığı ihlâl edilen ve işkence gören koyun ve keçi sayısı: 558.109 (TÜİK)
  • 2016 yılında, deney laboratuvarları ve araştırma merkezlerinde tutulan hayvanların sayısı açıklanmadığından, kaç bin hayvanın deneylerde beden dokunulmazlığının ihlâl edildiği bilinmemektedir.
TOPLAM: EN AZ 42.711.818
hakim-4

İnfografik: Murat Can Kurşun

HAYVAN HAKLARI HAKKINDA VERİLER

Avcılardan ele geçirilen ölü/canlı yaban hayvanı sayısı: 7.796 (Bilgi edinme başvurusu)

Türkiye’de kayıtlı avcı sayısı: 239.986 (DKMP web sitesi)

2016’da satılan avlanma izin kartı sayısı: 145.259 (DKMP web sitesi)

2016-2017 “av sezonu”nda av turizmi kapsamında öldürülen yaban hayvanları ve avcı sayıları: (DKMP web sitesi)

  • Yaban keçisi: 107 (57’si yabancı; 28’i yerli, 21’i yerel, 1’i diplomat),
  • Hatalı boynuzlu-Şelek yaban keçisi: 3 (1 yerli, 2 yerel)
  • Dişi yaban keçisi: 3 (3 yerel),
  • Melez yaban keçisi 10 (7 yabancı, 3 yerli),
  • Çengel boynuzlu dağ keçisi: 20 (11 yabancı, 9 yerli),
  • Anadolu yaban koyunu: 1 (1 yabancı),
  • Kızıl geyik: 33 (15 yabancı, 15 yerli, 2 yerel, 1 diplomat),
  • Karaca: 117 (44 yabancı, 69 yerli, 4 diplomat),
  • Yaban domuzu: 275 (200 yabancı, 75 yerli)

TOPLAM KOTA: EN AZ 569 (341’i başka ülke vatandaşı ve belirlenen kotanın dışında avlanmak mümkün ve ekstra ücrete tâbi)

2017 itibarı ile tescil edilen avlak sayıları ve avlakların yüz ölçümü:

  • 1.098 devlet avlağı,
  • 990 genel avlak,
  • 49 örnek ve özel avlak

Tescil edilen 2.137 avlağın toplam yüz ölçümü: 72.255.534,57 hektar (DKMP web sitesi)

Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılıklarına intikal eden ateşli silah: 2 adet yivli av tüfeği (yaban hayvanlarının beslenmesine barınmasına üremesine ve korunmasına imkan veren doğal yaşama alanlarının zehirlenmesi, zehirle avlanma, avlanmak suretiyle, bir canlı türünün yok olması ya da ekolojik dengenin bozulması tehlikesine neden olunduğu için ve yivli silahların avcılık belgesi olmadan ruhsatsız olarak avda kullanılması durumunda suçtan dolayı) (Bilgi edinme başvurusu)

Avcılardan ele geçirilen ve ihale ile satılarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na gelir olarak kaydedilecek yasadışı av malzemeleri: 1442’si ateşli silah olmak üzere, sair eşya (33 otomobil, 9 kamyonet, 4 motorlu tekne, 2 motorsiklet ve 3 traktör ile bin 443 otomatik ve yarı otomatik tüfek, 120 ağ ve 46 akü) (Bilgi edinme başvurusu ve DKMP web sitesi)

2016 yılında 4915 sayılı Kara Avcılığa Kanununa muhalefet eden şahıs sayısı: 7.845 (Bilgi edinme başvurusu)

  • Sosyal paylaşım sitelerinden tespit edilerek Kara Avcılığı Kanunu’na göre haklarında yaptırım uygulanan şahıs sayısı: 720 (DKMP web sitesi)

2016 yılında Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet eden şahıslara kesilen toplam idarî para cezası: 6.060.535,64 TL (Bilgi edinme başvurusu)

2016 yılında Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu kararlarına göre yasadışı avlanan hayvanlar için talep edilen tazminat bedelleri toplamı: 3.826.050,04 TL (DKMP web sitesi)

Kötü muamele nedeniyle el konulan hayvan sayısı: 157 (Bilgi edinme başvurusu)

“Tehlikeli ırk” genelgesine göre el konulan köpek sayısı: 40 (Bilgi edinme başvurusu)

2016 yılında, hayvanlara yönelik kötü muamele, işkence ve öldürme gibi fiiller nedeniyle idarî para cezası uygulanan şahıs sayısı: 229 (Bilgi edinme başvurusu)

2016 yılında kısırlaştırılan sahipsiz hayvan sayısı: 153.597 (Bilgi edinme başvurusu)

Mevcut barınak sayısı: 231 (Bilgi edinme başvurusu)

Mevcut hayvanat bahçesi sayısı: 32 (Bilgi edinme başvurusu)

Hayvanat bahçelerinde tutsak edilen hayvan sayısı: Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca cevaplanmamıştır.

Mevcut yaban hayvanı kurtarma ve rehabilitasyon merkezi sayısı: 6 (Bilgi edinme başvurusu)

Mevcut dev akvaryum sayısı: 6 (Bilgi edinme başvurusu)

2016 yılında, kuşlar, deniz memelileri hariç memeliler, sürüngenler, iki yaşamlılar, eklem bacaklılara ait türler ve bunların ceset, ceset parçası ve türevleri için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca düzenlenen toplam CITES belgesi sayısı (tüm ticarî işlemler için): 2090 (Bu sayının 1750’si Türkiye’ye giriş için düzenlenmiş CITES izin belgesidir.) (Bilgi edinme başvurusu)

2016 yılında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na muhalefet edenlere uygulanan toplam idarî para cezası: 934,035 TL (Bilgi edinme başvurusu)

Denetlenen ve yaptırım uygulanan hayvanat bahçesi sayısı: 0 (Bilgi edinme başvurusu)

Denetlenen ve yaptırım uygulanan hayvan barınağı sayısı: Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca cevaplanmamıştır.

Hayvan hakları ihlâlleri nedeniyle yaptırım uygulanan belediye sayısı: Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca cevaplanmamıştır.

2017 itibarı ile hayvan satan pet-shop sayısı: 1.668 (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü web sitesi)

Sadece Adalar genelindeki fayton sayısı: 272 (Bilgi edinme başvurusu)

Sadece Adalar genelinde, faytonlarda sömürülen at sayısı (yaz dönemi için): 1.540 (Bilgi edinme başvurusu)

2017 itibarı ile hayvan deneylerinde kullanılmak/öldürülmek üzere hayvan üreten kuruluşlar: 128 (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü web sitesi)

2010-2015 yıllarında deneylerde kullanılan/öldürülen toplam kayıtlı hayvan sayısı: (DKMP web sitesi)

  • 2010: 207.307
  • 2011: 201.606
  • 2012: 173.152
  • 2013: 167.634
  • 2014: 213.366
  • 2015: 386.745 (2015 verisi, bilgi edinme başvurusundan elde edilmiştir)

2010-2014 yıllarında, deneylerde kullanılan/öldürülen ve nereden temin edildiği bilinmeyen kedi ve köpek sayısı: 14.057 (DKMP web sitesi)

Tavuk endüstrisindeki işletme sayıları: (Bilgi edinme başvurusu)

  • 7819 “ticari etlik” işletmesi
  • 384 “ticari yumurtacı” işletmesi
  • 316 “etlik damızlık” işletmesi
  • 41 “yumurtacı damızlık” işletme
  • 62 kuluçhane

2016 yılında eti için kayıtlı olarak öldürülen tavuk ve hindi hayvan sayısı: 1 milyar 106 milyon 235 bin 358 (TÜİK)

2016 yılında eti için kayıtlı öldürülen sığır, koyun, keçi ve manda sayısı: 9 milyon 741 bin 786 (TÜİK)

2016 yılında insan menfaati (et, yumurta, yün, tiftik, kıl, süt) için özgürlüğü kısıtlanan hayvan sayısı toplamı:  1 milyar 505 milyon 382 bin 472 (TÜİK)

  • 2016 yılında eti için kayıtlı olarak öldürülen tavuk ve hindi hayvan sayısı: 1 milyar 106 milyon 235 bin 358
  • 2016 yılında eti için kayıtlı öldürülen sığır, koyun, keçi ve manda sayısı: 9 milyon 741 bin 786
  • 2016 yıl sonu itibarı ile sığır, manda, koyun, keçi, deve, domuz, at, eşek ve katır sayısı: 55 milyon 864 bin 66
  • 2016 yıl sonu itibarı ile tavuk, hindi, ördek ve kaz sayısı: 333 milyon 541 bin 262

2016’da yün, tiftik üretimi için kırkılma esnasında beden dokunulmazlığı ihlâl edilen ve işkence gören koyun ve keçi sayısı: 42.558.109 (TÜİK)

2016’da sütü için sömürülen inek, koyun, keçi ve manda sayısı: 25.199.563 (TÜİK)

2016 yılında “arıcılık” adı altında kaç arının sömürüldüğü ve hayatını kaybettiği bilinmemektedir. Bal için sömürülen ve ölen arılara dair kovan sayısı: 7.900.364 (TÜİK)

2016 yılında ipek üretimi için yaşam hakkı gasp edilen ipek böceklerine dair yaş ipek kozası (ton): 103 ton (576 köy, 2.001 aile, 5.303 adet tohum kutusu) (TÜİK)

2016 yılında “bohçacılık” adı altında kaç böceğin doğadan koparıldığı ve öldürüldüğü bilinmemektedir.

2016 yılında “sunî tohumlama” yoluyla cinsel şiddete maruz kalan hayvan sayısı: 2.979.752 (HAYGEM)

hayvan-deneylerikedi-kopek-deney

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI KADROSU, BÜTÇESİNE İLİŞKİN GÜNCEL BİLGİLER:

Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesinde çalışan veteriner hekim sayısı: 35 (TBMM – Yazılı soru önergesine cevap olarak)

2017 için TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi: 14 milyar 663 milyon 74 bin TL (Orman ve Su İşleri Bakanlığı web sitesi)

Sokak hayvanları için hayvan bakımevi yapımı, mikroçip ve kulak küpesi temini ve otomatik mama ve su makinası alımı için 2017 yılında ayrılması planlanan ödenek: 11.500.000 TL (Bilgi edinme başvurusu)

2017 yılı için yaralı yaban hayvanlarının tedavi ve rehabilitasyonu ile ilgili -maliyet gelen hayvan sayısı ve yapılan tedavilere göre değişmekle birlikte- ayrılması planlanan ödenek: 2.000.000 TL + 500.000 TL (Hatay’da yaban hayvanı kurtarma tesisi inşaatı) (Bilgi edinme başvurusu)

2017 yılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesinde, sokak hayvanlarına ayrılan bütçenin oranı: % 0,078

2017 yılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesinde, yaban hayvanlarının tedavi ve rehabilitasyonu için ayrılan bütçenin oranı: % 0,017

2016 yılında “av turizmi” kapsamındaki av organizasyonlarından elde edilen gelir: 3.043.625 TL (Bilgi edinme başvurusu)

2016’da satılan avlanma izin kartlarından elde edilen gelir: 12.045.765 TL (DKMP web sitesi)

Sokak hayvanları için hayvan bakımevi yapımı, mikroçip ve kulak küpesi temini ve otomatik mama ve su makinası alımı için 2016 yılında ayrılan ödenek: 5.310.000 TL (Bilgi edinme başvurusu)

bakanlik

PARLAMENTO İLE İLGİLİ VERİLER:

  • 2016 yılında TBMM Başkanlığı’na sunulan hayvan hakları ile ilgili toplam yazılı soru önergesi sayısı: 16 (15’i CHP tarafından, 1’i HDP tarafından verilmiş)
  • 26. yasama döneminde, TBMM ihtisas komisyonlarında bekleyen hayvan hakları ile ilgili kanun teklifleri: 5 kanun teklifi (Tamamı CHP milletvekilleri tarafından teklif edilmiştir)

hayvan-haklari-ile-ilgili-soru-onergesi-sayisi-1

OKUNAN BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:

BASINA VE KAMUOYUNA,                                                                                                                     14.04.2017

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, Türkiye’de ilk kez, hayvan hakları ihlâllerini tür ayırt etmeksizin raporladık, bu ihlâllerin yaptırımla sonuçlanması için çabaladık. Birazdan açıklayacağımız rakamları, insanlığın hayvanlar üzerinde kurduğu tahakkümün, toplumsal şiddetin, soykırımın ne denli korkunç ve can acıtıcı boyutlarda yaşandığını gözler önüne serilmesi, toplumun birçok kesimi tarafından yok sayılan hayvanlara yaşatılan zulmün görünür kılınması açısından oldukça önemli buluyoruz.

Türkiye’de hayvan haklarından bahsedildiğinde, insanların aklına daha çok kedi-köpek gelse de farklı türden milyonlarca hayvan, insanlığın zalimliğinden nasibini almış durumda ve almaya devam ediyor. Yaşanan hak ihlâllerini, hayvan türü olarak kategorize etmedik çünkü ister insan olsun isterse herhangi bir hayvan türü olsun, yaşanılan acı, stres, korku aynı…

2016 boyunca raporladığımız hak ihlâlleri, basına, sosyal medyaya yansıyanlar, yaptırımla karşılık bulanlar, yani sadece kayıt altına alınabilenlerden oluşuyor. Buna rağmen, sadece 2016 yılında, milyonlarca hayvanın başta yaşam hakkı olmak üzere birçok hakkının gasp edildiğini biliyoruz. Raporlanamayan milyonlarca hak ihlâli var. Her gün mezbahalarda, barınaklarda, süt ve yumurta çiftliklerinde, balıkçılıkta, avcılıkta, hayvanat bahçelerinde, faytonlarda ve taşımacılıkta, yunus parklarında, hayvanlı sirklerde, kürk çiftliklerinde, deney laboratuvarlarında, yurtiçi ve yurtdışı hayvan nakillerinde, ipek böcekçiliğinde, arıcılıkta, “bohçacılık” adı altında yürütülen böcek toplamaları ve kurbağa, salyangoz toplayıcılığındaki rutin şiddet ve ülkemizdeki çatışmalar, bombalamalar, orman yangınları sırasında yaşanan can kayıpları ve acılar ne yazık ki raporlarımıza dâhil edilememiştir. Ancak bizler biliyoruz ki her gün onbinlerce hayvan, birçok tesis ve işletmede, gündelik hayatımızda sistematik zulme, hak ihlâllerine ve katliamlara maruz bırakılıyor. İstanbul Tuzla’da bulunan ve Balkanlar’ın en büyük mezbahasında, sadece bu tesiste her gün 2.000 koyun katledilmektedir. Bir günü geçtik, bir dakikada dahi hayvanlara uygulanan zulüm korkunç boyutlardadır.

Sadece 2016 yılında EN AZ 1 milyar 156 milyon 407 bin 473 (1.156.407.473) yaşam hakkı gasbı raporlanabilmiştir. Bu kategoride insan menfaati ve keyfi için, kasıtla, silahla, işkence ile, zehirle öldürme, ihmal nedeniyle ölüme sebebiyet verme, trafik kazaları, av katliamları raporlanmıştır. Bu kategoride bildirdiğimiz toplam sayının EN AZ 1 milyar 106 milyon 235 bin 358’ini (1.106.235.358) küçücük kafeslerde yaşamaya mahkûm edilen ve çok kısa bir süre zarfında, kaçınılmaz bir son olarak kesimhaneye gönderilen tavuk ve hindilerin yaşam hakkı ihlâlleri oluşturmaktadır. Yumurta endüstrisinde, fazla ekonomik getirisi olmadığı ve bakımı külfet olduğu için boğularak ya da diri diri preslenerek, parçalanarak öldürülen milyonlarca erkek civcivin sayısı ise bilinmemektedir. Raporlayabildiğimiz yaşam hakkı ihlâllerinden EN AZ 9 milyon 740 milyon 638’i (9.740.638) ise 2016 yılında eti için öldürülen sığır, koyun, keçi ve mandalardan gasp edilen yaşam hakkıdır. 2016’da avcıların katlettiği hayvan sayısı bilinmemekle birlikte, yapılan denetim ve kontrollerde avcılardan 7 bin 796 hayvan ele geçirilmiş, “av turizmi” denilen ölüm tacirliği kapsamında ise en az 596 yaban hayvanı yabancı ve yerli avcılara öldürtülmüştür. Aynı bilinmezlik hâli, kürk çiftliklerinde de mevcuttur. Türkiye’de artış göstererek, çinçila ve tavşanlar kürkleri için yetiştirilmekte ve katledilmektedir. Bu vesileyle hem yaşam hakkını gasp ettiği hem de ekolojik yıkıma sebep olduğu için avcılığın da av turizminin de kürkün de derhal yasaklanması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

2016’da EN AZ 8 milyon 216 bin 506 (8.216.506) işkence vakası raporlanabilmiştir. Bu kategoride raporladığımız vakalarda, psikolojik/fiziksel şiddet ayrımı yapılmamıştır. Kapalı kapılar ardında, hayvanlara yönelik sömürü ve zulüm ile ayakta duran ticarî kuruluşlarda yaşanan hayvan hakları ihlâlleri, büyük bir koruma kalkanı altında gerçekleşiyor, bu verilere ulaşmak neredeyse imkânsız…  Raporlanan işkence vakalarından 8 milyon 191 bin 436’sı yurt içinde sevk edilirken fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalan sığır, koyun ve keçilere aittir. Korkunç boyutlarda taşınan kanatlı hayvan sayısı ise bilinmemekte ancak raporlarımızda da yer aldığı gibi, binlerce kanatlı hayvan, nakillerde ve nakiller esnasında gerçekleşen trafik kazalarında sıkışarak, ezilerek, havasızlıktan hayatını kaybetmiştir.

Yük taşıtma amacıyla sömürülen ve sömürülürken korkunç işkencelere maruz kalan hayvanların yaşadığı rutin şiddet de raporlanamamıştır. Ancak sadece 2016’da Adalar’da, 1540 atın sistematik işkenceye maruz kaldığını biliyoruz. Geçtiğimiz hafta, Darıca Hayvanat Bahçesi yakınlarında bulunan ve hayvan hakları aktivistlerinin girişimleri ile mühürlenen at mezbahasının içi ve çevresi, taşımacılık için sömürülürken hayatını kaybeden at sayısının ne denli fazla olduğunu gösterir nitelikteydi.

2016’da, Türkiye’de deneylerde kullanılıp atılan, öldürülen hayvan sayısı hâlâ açıklanmamıştır. Ancak Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın verilerine baktığımızda, 2010-2015 yıllarında, altı senede 1 milyon 412 bin 810 hayvan, deneylerde korkunç acılara maruz bırakılmıştır. 2014 yılında yayınlanan Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik ile, sokaklardaki hayvanların da deneylerde kullanılmasının önü iyice açılmıştır. 2010-2014 yılları arasındaki deneylerde, sayıları 14 bin 057 olarak belirtilen kedi ve köpeklerin ise, nereden temin edilerek deneylerde kullanıldıkları belirsiz olmakla birlikte, sokaklardan, barınaklardan alıkonuldukları kuvvetle muhtemeldir. Çünkü kedi ve köpekleri deney hayvanı olarak tedarik eden bir işletme ya da merkez Türkiye’de mevcut değildir. Hayvan deneylerinin topyekûn yasaklanması, hayvan deneylerine alternatif yöntemlere acil bir şekilde geçilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Bir yıllık raporumuza EN AZ 1 milyar 505 milyon 404 bin 792 (1.505.404.792) özgürlüğü kısıtlama vakası yansımıştır. Bu sayının 1 milyar 505 milyon 382 bin 472’si (1.505.382.472), insan keyfi ve menfaati (et, süt, yün, yumurta, tiftik, kıl, taşımacılık, at yarışı) için özgürlüğü kısıtlanan sığır, manda, koyun, keçi, deve, domuz, at, eşek, katır, tavuk, hindi, kaz ve ördekten oluşmaktadır. Bu sayılara, hayvanat bahçelerinde ve yunus parklarında tutsak edilen binlerce yaban hayvanı ve faal olan 1.668 pet-shop’ta pazarlanmak üzere tutsak edilen hayvanlar dahil edilememiştir çünkü esarete tâbi tutulan hayvanların sayılarına ilişkin olarak yaptığımız bilgi edinme başvuruları, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ısrarla yanıtlanmamıştır. Türkiye’de aktif olan 8 yunus parkında, yunuslar ve deniz memelileri, esaret altında tutulmaya devam edilmekte, bu işkencehanelerde tutulan hayvan sayısı sır gibi saklanmaktadır. Türkiye’de 32 adet ruhsatlı hayvanat bahçesi bulunmakta, sayıları binlerle ifade edilen yaban hayvanları, bu hapishanelerde korkunç esaret koşullarında tutulmaktadır. Örneğin Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nde, 325 hayvan türünden yaklaşık 7.500 hayvan hapsedilmektedir. Anadolu’da benzin istasyonu, dinlenme tesisi, restoran gibi yerlerde ise yüzlerce yaban hayvanı da yoğun stres koşulları altında âdeta aklî dengesini yitirerek seyirlik malzeme muamelesi görmektedir. Hayvanat bahçelerinin korkunç boyutları ortada iken, denetlenen hayvanat bahçelerinin hiçbirisine yaptırım uygulanmamış olması da manidardır ve esaretin, zulmün bizzat Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından desteklendiğini bizlere göstermektedir.

2016’da EN AZ 42 milyon 711 bin 818 (42.711.818) beden dokunulmazlığını ihlâl vakası raporlanabilmiştir. Bu sayının, 153.597’si, sokak hayvanlarına yapılan kısırlaştırma müdahaleleridir. Kısırlaştırılan bu hayvanların kaçının, yaşadıkları sokaklara geri bırakıldığı, kaçının hâlâ yaşadığı meçhûldür. Türkiye’de belli başlı belediyeler haricinde, çoğu yerel yönetim, cerrahî deneyimi olmayan veteriner hekimleri istihdam etmekte, temel hayvan sağlığı prensiplerine dahi uymadan bu ciddi operasyonları yapmakta ve ayrıca resmî otoritelerce onaylı bir şekilde faaliyet gösteren mobil kısırlaştırma üniteleri nedeniyle de binlerce hayvan, gerektiği gibi tıbbî bakım göremediğinden hayatını kaybetmektedir. 13 senedir yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu, en göz önünde olan sokak hayvanlarının dahi haklarını koruyamamış, 2017 itibarı ile 231 adet faal hayvan barınağının çok büyük bir kısmından ölüm çığlıkları yükselmeye devam etmektedir.  Türkiye’de, açlıktan, susuzluktan, genel ve tıbbî bakımsızlıktan hayvanların yaşamını yitirdiği çok sayıda barınak varken bu barınakların kapatılması ya da iyileştirilmesi, sorumlular hakkında soruşturma açılması konularında ısrarla adım atılmamaktadır. Bu tesisler, tabelalarında olduğu gibi “bakımevi” değil, bir toplama ve imha kampı işlevi görmektedir. “Beden dokunulmazlığını ihlâl” kategorisindeki 42 milyon 558 bin 109 ihlâl ise, yün, tiftik, kıl üretimi için kırkılma esnasında beden dokunulmazlığı ihlâl edilen ve işkence gören koyun-keçi sayısıdır. Kırkılma esnasında hayvanlar, büyük bir çaresizlik içerisinde sabitlenerek kontrol altına alınmakta, oldukça ağır fiziksel ve psikolojik bir işkence ile beden dokunulmazlıkları ihlâl edilmektedir.

EN AZ 2 milyon 979 bin 758 cinsel şiddet vakası raporlanabilmiştir. Bu sayının, 2.979.752’si, süt endüstrisinin devamı için, hayvanların rektumlarına kol, vajinalarına demir bir çubuk sokularak uygulanan “sunî tohumlama” adı altındaki sistematik tecavüz fiilleridir. Sunî tohumlama dışında EN AZ 6 cinsel şiddet vakası raporlanmıştır. Ancak biliyoruz ki hayvana tecavüz, iddia edildiği gibi “münferit” olaylar değildir. Ulusal mevzuata göre “kabahat” olan ancak hayvanlara karşı işlenen bir suç olan bu fiiller, duyguları, acı hissetme yetisi olan canlılara yapılan bir saldırı, cinsel şiddet ve beden dokunulmazlığı hakkının gasbıdır. Toplumumuzda tecavüzün önlenememesi, hatta meşrulaştırılması ve hayvana tecavüzün hâlâ suç kapsamında olmaması,  psikolojik, sosyolojik ve daha birçok açıdan üzerinde durulması gereken bir utanç olayıdır. Türkiye’de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, eşeklerin, köpeklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, atların olduğunu ve her gün gerçekleşen hayvana tecavüzün de toplumun tüm kesimlerince bilinen ancak üstü örtülen bir gerçeklik olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

Neredeyse her gün katliam haberi aldığımız 2016 yılında, hayvanlara yönelik kötü muamele, işkence ve öldürme gibi fiiller nedeniyle sadece 229 şahsa idarî para cezası uygulanmıştır. 2016 yılında bu tür haksız fiilere 526 TL idarî para cezası uygulanmaktayken, 2017 yılı itibarı ile hayvana tecavüz, kötü muamele gibi fiillerin cezasında 20 TL artışa gidilmiş ve bu ceza, 546 TL olarak belirlenmiştir. Hayvana işkence ve tecavüz edenlere verilen bu tarz “komik” ve faiilleri âdeta yüreklendiren yaptırımları asla kabul etmiyoruz. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında hayvan hakları ihlâli olarak belirlenen haksız eylemler nedeniyle, 2016 yılında toplam 934,035 TL idari para cezası uygulanmıştır. 2016 yılında kötü muamale nedeniyle el konulan hayvan sayısı ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı verilerine göre sadece 157’dir. Şu anda yürürlükte bulunan “tehlikeli ırk” genelgesine göre, 2016 yılında, Pitbull Terrier, Dogo Argentino gibi ırklardan oldukları iddiası ile 40 köpeğe el konulmuştur. Bu köpeklerden kaçının yaşadığı ise bizim için merak konusudur çünkü bu ırklara mensup oldukları gerekçesi ile el konulan bu köpeklerin büyük bir çoğunluğu, belediyelerce öldürülmektedir.

Açıkladığımız rakamlardan da görüleceği üzere, ülkemizde, özellikle son yıllarda artış gösteren toplumsal şiddet ve linç kültüründen hayvanlar da fazlası ile “nasibini almış”, almaya da devam etmektedir. Toplumsal şiddet halkasının en zayıf bireyleri olan hayvanlara “mal” muamelesi yapılması; onların hakları olan, hissedebilir bireyler olarak görülmemesi, toplumun tüm kesimlerini etkilemekte, her gün tanık olduğumuz olaylarla cinnetin eşiğinde olduğunu gördüğümüz toplumumuzu, herkese sirayet eden, derin bir tahammülsüzlük, eşitsizlik, adaletsizlik içerisine sürüklemektedir. Toplumun tüm kesimlerine buradan sesleniyoruz: Yeryüzünde yaşayan her canlıya âdil davranmadığımız sürece, hiçbir topluma gelmeyeceği gibi toplumumuza da barış, adalet gelmeyecektir. Bizlerle eşit, belki de daha şiddetli derecelerde acıyı, korkuyu, stresi hisseden hayvanları yok saymaya, onların haklarını çiğnemeye, onlara zulmetmeye son vermediğimiz takdirde, hayvanların tâbi tutulduğu soykırım boyutları daha da şiddetlenecek ve kaçınılmaz olarak dünyanın ekolojik felaket ile yok olduğunu hep birlikte deneyimleyeceğiz. En başta hayvanlar, doğuştan gelen haklara sahip olan bireyler oldukları için ve dünyayı herkes için daha âdil, eşit bir yaşam ortamı hâline dönüştürmek için hayvanların hakları derhal teslim edilmelidir.

İstisnasız herkes için özgürlük!

Hayvan hakları, hemen şimdi!

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

14 Mar

BİLDİRİ: İBB Meclis Üyesi Hüseyin Avni Sipahi’yi Kınıyoruz!

17310122_1324050817641404_8537619206446044453_o

Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan diplomatik krize tepki olarak bir ineğin katledileceği yönündeki haberleri öfke ve üzüntü ile karşıladık. Basında İBB Meclis Üyesi ve Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı olarak geçen Hüseyin Avni Sipahi’yi, aldığı bu karar nedeniyle kınıyoruz. Kan akıtarak, hayvan katledip inek bedeni üzerinden amacı dahi belli olmayan tepkiler vererek, birileri hakkında ölüm fermanı imzalayarak hiçbir sorun çözülmez; böyle bir tepkiyi oldukça “tehlikeli” buluyoruz. Hollanda’ya tepki olarak, hiçbir şeyden haberi olmayan bir ineğin katledilmesini “cinayet” olarak tanımladığımızı ifade etmek istiyoruz. Yaşadığımız Türkiye toplumunda kana, nefrete yeterince doyduğumuzu ve ister insan isterse insan dışı hayvan olsun, daha fazla kan, katliam, linç ve nefret propagandası ve eylemine tahammülümüzün kalmadığını bir kez daha bildiriyoruz.

Diplomasi ve parlamentodaki kirli ilişkilerinize masum hayvanları alet etmeye derhal son verin. Hayvanlara reva görülen kölelik, sömürü ve zulüm yetmezmiş gibi hayvanların, onların adlarının, bedenlerinin, insanların vereceği tepkilere alet edilmesini, gözden çıkarılmasını asla kabul etmiyoruz. İBB Meclis Üyesi ve Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin AvniSipahi’yi, hâlihazırda yıllarca sömürmüş olduğu inek hakkında vermiş olduğu bu kanlı karardan vazgeçmeye ve üstünde “mülkiyet” hakkı iddia ettiği söz konusu ineğe, doğal haklarını, özgürlüğünü teslim etmeye çağırıyoruz. Hayvanlar; kimsenin malı, yiyeceği, giyeceği değildir!

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)

28 Ara

BİLDİRİ: ROBOSKÎ KATLİAMI’nı Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz!

ROBOSKÎ KATLİAMI İÇİN TAM 1827 GÜNDÜR ADALET ARAYIŞINDAYIZ!
Roboskî katliamını unutmayacağız, affetmeyeceğiz!

Katliamın 5. yıldönümünde herkesi vicdanî ret açıklamaya çağırıyoruz.

uludere-copy

Tam 5 sene önce, vatandaşı olduğumuz devletin savaş uçakları tarafından 34 insan ve 59 katırın üstüne bomba yağdırılarak bir katliam gerçekleştirildi. Yaptığımız suç duyurularının kimisi sümen altı edildi; kimisine “takipsizlik” kararı verildi; kimisi ise askerî savcılığa gönderilerek “yetkisizlik” kararı ile sonuçlandı. Bu katliam karşısında, tüm iç hukuk yollarını tükettiğimizde ise yapabileceğimiz tek şey kalmıştı: Vicdanî ret açıklamak… Geçtiğimiz sene, topyekûn özgürlük ve hayvan özgürlüğü savunucuları olarak bu katliamcı, imhacı zihniyete tepki olarak vicdanî reddimizi açıkladık.

roboski-katir-katliamina-karsi-vicdani-ret-basin-toplantisi

Yıllar süren hukuk mücadelesi ve adalet arayışı sonuç vermezken, katliamın ardından terfi ettirilenler, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra katliamın failleri olarak anıldı ve hapse gönderildi.

Birkaç gün önce ise, katliamın 5. yıldönümü yaklaşırken, devlet bir ayıbın altına daha imza attı: Katliamda yakınlarını kaybeden aile fertleri ve Roboskî’de yaşayan barış aktivistleri gözaltına alındı. Gözaltına alınan Roboskîliler’in derhal salıverilmesini, hakikât ile yüzleşilmesini ve bu katliamda rolü bulunan tüm eli kanlı aktörlerin hesap vermesini istiyoruz. Roboskî’de 34 insan ve 59 katırı katledenler, bu katliama sebep olanlar, Roboskîli ailelere göre âdil bir şekilde yargılanıp cezalandırılıncaya kadar adalet arayışımıza devam edeceğiz.

Katliamların, hukuksuzluğun ve savaşın misliyle arttığı şu dönemde, herkesi dayanışmayı büyütmeye ve vicdanî ret açıklamaya çağırıyoruz.

Aşağıda basın açıklamamızı okuyabilirsiniz:

BASINA ve KAMUOYUNA,
28.12.2016

Bundan tam 5 yıl önce, 28 Aralık 2011 günü Roboskî’de, çoğu çocuk yaşta olan 34 insanla birlikte, savaş uçaklarının yaptığı bombardımanda 59 katır da katledilmişti. Bu katliam karşısında, tüm dünya ayağa kalkmışken insanlarla birlikte hayatını kaybeden katırlar, ne konuyla ilgili haberlerde, ne de -birkaç hayvan hakları ve özgürlüğü oluşumu dışında- hayvan hakları savunucuları tarafından anıldı. Roboskî katliamının üzerinden tam 1827 gün geçmesine rağmen, katliam emrini verenler ve bu katliamı yapanların yargılanması yolunda hâlâ etkin bir adım atılmadı. Roboskî katliamından sonra ise, Roboskî’de katırlar kurşuna defalarca dizildi, katırlar hakkında itlaf kararları alındı, hayvanlar üzerinden Roboskîli insanlardan intikam alınmak istendi.

20140107-roboski3-e1389125345594

Bu katliamları takip eden aylarda, oluşan ciddi toplumsal infiale, yapılan tüm hukukî başvurulara, girişimlere ve görüşmelere rağmen, TSK, katliamlarında kararlı olduğunu defalarca göstermiştir.

Artık çetelesini bile tutamadığımız katır katliamlarına devam eden TSK’dan konu ile ilgili tatmin edici bir açıklama gelmez iken dönemin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve şu anda AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı olan Mehdi Eker, katliamın yasal ve rutin bir uygulama olduğunu beyan etmiştir. Katliamı kimin gerçekleştirdiğinin bizim nezdimizde hiçbir önemi olmasa da, Mehdi Eker, itlaf konusunda kendi bakanlığının yetkili ve görevli olduğunu bilmesine rağmen, katliamın neden TSK tarafından gerçekleştirildiğini hiçbir zaman sorgulamamıştır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratları ile yaptığımız görüşmeler de son derece ciddiyetsiz geçmiş, kasıtlı ve sistematik olan bu katliamın üstü, ilgili bakanlıklar tarafından kapatılmak istenmiş ve istenmektedir.

11082615_1562710724004694_5495255087653806842_n

Bölge halklarıyla birlikte hayvanlar da savaş, soykırım ve katliam politikalarından nasibini almış ve almaktadır. On yıllarca sınır bölgelerindeki mayınları temizlemeye sürülerek katledilen hayvanlar, “barış” günlerinde de sınır ticaretinde kullanılarak sömürülmüştür.

Kana bulanmış bir coğrafyada, tahakküm ilişkilerinin en altında kalan, yaşam hakkı yük ve mal taşıma işleviyle sınırlandırılmış bu hayvanlar, bölgede on yıllardır devam eden savaşın ismi anılmayan kurbanlarıdır. Bombalanan dağlarda ve köylerde binlerce insanla birlikte, sayısını dahi bilmediğimiz yabanî-evcil hayvan ve ekolojik bir toplumsal dönüşüm ile barışın yegane unsuru olacak olan doğa da katledilmiş ve katledilmektedir.

11129_821819197873215_6264150525305534959_n

Türkiye, hem insanlar hem de hayvanlar için can güvenliğinin ortadan kalktığı bir coğrafya haline getirilmiştir. Son derece keyfî uygulamalara hukukî dayanak sunan yasal düzenlemeler ve de resmî otoritelere ve güvenlik güçlerine verilen sonsuz yetkiler, her gün patlayan bombalar, Türkiye’yi tam anlamıyla bir katliam diyarı hâline getirmiştir.

“Kaçakçılık” bahane gösterilerek insanların, hayvanların başına bombalar yağdırılmış, düşman hukukuyla hız verilen bu uygulamaların adına “iç güvenlik” tedbiri denmektedir. Şiddetin bizzat devlet eliyle tırmandırıldığı, katliamların giderek daha yasal, kılıfına uygun hale getirildiği, türlü zorbalığın uygulandığı Türkiye’de, ölümlerin gündelikleşmesiyle, kamuoyu tarafından, katledilenler arasında tür, etnik kimlik, ırk, sınıf ayrımcılığına dayanan hiyerarşik bir değer sıralaması yapılmasından endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz. Roboskî’de TSK’nin katlettiği her katır, Türkiye’de yaşam, umut, barış ve adaletin katledilmesi demektir.

Geçen sene, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile yaptığımız suç duyurusunda, birçok katırı, görev ve yetkisinde olmadığı hâlde, kanun ve nizama aykırı olduğunu bilerek öldüren ve yaralayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin askerî personelinin yargılanmasını talep etmiştik. Gerek suçu doğrudan işleyen gerekse emir ve talimat vererek suçun işlenmesini sağlayan kişilerin tamamının tespit edilerek, görevi kötüye kullanma, kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi, kişilerin malları üzerinden usulsüz tasarrufta bulunulması, kamu görevine ait araç ve gereçlerin suçta kullanılması suçlarından cezalandırılmalarını istedik. Şırnak Valiliği, Şırnak İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Uludere İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Şırnak İl Orman ve Su İşleri Müdürlüğü’nün idarî personeli ve Şırnak Belediyesi’nin yetkilileri hakkında da görevi kötüye kullanma, kamu görevinin terki veya yapılmaması suçlarından ayrı ayrı yargılanarak cezalandırılmasını istemiştik. Yaptığımız suç duyurusu ve tüm idarî başvurular ya sümen altı edilmiş ya da geçiştirilmiştir.

unnamed

Canlıların üzerine hiç düşünülmeden bomba yağdırılmasını, kurşun sıkılmasını sağlayan yasaların varlığı, tüm bu yapılanların meşru ve doğru olduğunu göstermez. Yirminci yüzyılın soykırımları, katliamın yasal ve hatta neredeyse gözler önünde yapıldığı, çarpıcı örneklerle doludur. Gerek coğrafî gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle bölgede, sınır ticaretinden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan, devletin resmî politikası haline gelmiş işsizlikle, yoksulluk ve savaşla, baskı altında tutulan bölge halklarından, örgütlülüklerinin, devlet terörüne karşı duruşlarının ve barış taleplerinin intikamı alınmaktadır. Devletin, şiddetin bir gün bile durmasına izin vermediği coğrafyada, toplumsal barışı talep eden bölge halklarının canına devlet tarafından kastedilmekte, katledilen insanlara “kan parası” gibi bedeller biçilmekte, katliamların sorumluları ödüllendirilerek halkların adalete olan inancı taammüden sarsılmaktadır.

roboski

Tüm bu katliamlar yetmezmiş gibi, Roboskî katliamının aydınlatılması için hak mücadelesi veren aktivistler, katliamda akrabalarını, yakınlarını kaybeden aileler, adlî soruşturmalarla, keyfî gözaltılarla sindirilmek istenmektedir. Büyük acılara sebep olan katliamdan beri, Roboskî asker ablukası altında tutulmakta, gündelik yaşam sekteye uğratılmaktadır.

Devletin ana akım medya başta olmak üzere tüm propaganda araçlarıyla hafızasızlaştırdığı, iktidarın kendi suretinde yarattığı bu katliamları, kanıksamış toplum imgesinin aksine, bizler unutmuyoruz. Roboskî katliamını da, dönemin İçişleri Bakanı’nca “hata” olarak tanımlanan ve altı aylık Solin bebeğin pek çok kardeşi ve komşusuyla birlikte öldürüldüğü Ranya katliamını da; devletin çıkardığı orman yangınlarında katledilen binlerce yaban hayvanını da; Türkiye’nin sebep olduğu diğer katliamları da unutmadık, unutmayacağız. İnsanlara, hayvanlara bomba yağdırılırken operasyonların emirlerini verenler hâlâ görev başında, yetki sahibi ve iktidarda olduğu sürece barış ve adaletin mümkün olmadığını biliyoruz.

Canlılara bomba yağdıran, kurşun sıkan, cenazelere, insanların kutsal saydığı mekânlara saldıran, mezarlıkları talan eden, demokratikleşme hamleleri adı altında kamuoyu gündemini meşgul ederken her türlü hukuksuzluğu meşru kılan, kan ve intikam üzerinden siyaset yapan iktidar düzenine karşı, Roboskîli katırların ve insanların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Orada hiç olmamaları ve var oluştan gelen hakları ile özgürce yaşamaları gerekirken, sınır ticaretinde, silahların, bombaların, mayınların gölgesinde insanlarca sömürülen katırların katledilmesinde devleti, hükûmeti ve TSK’yi sorumlu tuttuğumuzu belirtmek istiyoruz.

Adaletin, barışın, eşitliğin, özgürlüğün yeşermediği yerde, iç güvenlik, terörle mücadele, sınır yönetimi adı verilen faşizan uygulamalar yasallaşırken kanunun dışına itilen halkların, hayvanların, doğanın, en masum ve savunmasızların kanının durmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.

İnsan-hayvan demeden yaşama karşı suç işleyen, halklar arasında nefreti körükleyen devlet politikalarına, katliamlara karşı hak ve özgürlüklere duyarlı tüm kesimleri dayanışmayı büyütmeye ve savaşa karşı vicdanî ret açıklamaya; katliamları, sınırları değil, tür, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapmadan yaşamı savunmaya çağırıyoruz.

Adaletin olmadığı yerde barış da olmaz!
Barış içinde yaşamak, bir haktır!

HAYVAN HAKLARI İZLEME KOMİTESİ (HAKİM)

18 Eki

ÇALIŞMA ZİYARETİ: Çatışma Bölgelerine Gidiyoruz!

cizre

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak yarın, aylar boyunca süren çatışmalar nedeniyle yıkıma uğratılan ve yoğun hak ihlâllerinin yaşandığı bölgelere gidiyoruz. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle yaşanan hayvan hakları ihlâllerini gözlemlemek ve insan-hayvan ayırt etmeden savaşın yıkıcı etkilerine birebir tanık olmak için çalışma ziyaretimizi tekrarlıyoruz. Bir haftalık çalışma ziyaretimizde yerel yönetimler, bölgedeki insan hakları, hayvan hakları ve ekoloji aktivistleri ve STK’lerle görüşeceğiz. Diyarbakır’dan başlayacak olan çalışma ziyaretimize farklı şehirlerde devam edeceğiz.

1

Aylar süren çatışmaları biz “savaş” olarak adlandırıyoruz. İnsanları yerinden yurdundan eden, gündelik yaşamı sekteye uğratan bu savaş koşulları, insanlarla birlikte hiçbir şeyden haberi olmayan hayvanları da etkiliyor. Yüzlerce sivil insan bilinçli, planlı olarak açlığa, susuzluğa mahkûm edilirken ve katledilirken, cenazeler günlerce yerlerde bekletilirken, üretilen nefret söylemleri için duvarlar yazı tahtasına dönüştürülürken binlerce hayvan da katledildi, bu yıkıcı koşullar nedeniyle zorunlu olarak göç etti. İnsanlar nasıl etkilendiyse hayvanlar da aynı şekilde etkilendi. Biz yaşanan bu savaşta insan-hayvan ayrımı yapmadık, yapmayacağız da. Yaşanan acılar, dramlar, ölümler arasında hiçbir zaman bir öncelik sıralaması yapılamayacağını her ortamda dile getiriyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz; bu savaş ortamında başta yaşam hakkı ihlâl edilmiştir. Yaşam hakkından bahsederken de özne ayrımı yapılmaz. Bazı yerlerde sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı iddia ediliyor ancak bölgedeki gündelik hayat hâlâ normale dönmüş değil, insanlar evlerine dahi ulaşamıyor.

Şırnak’ta süren abluka neredeyse 250. güne ulaşacak. Biz ne bu savaşa, ne görmezden gelinen ölümlere, hak ihlâllerine, ne de bölgede sürdürülen kirli ve kanlı kurumsal ilişkilere razıyız. Hayvan-insan ayrımı yapmadan, istisnasız herkes için topyekûn özgürlük ve adalet talebimizi bir kez daha çatışma bölgelerinden yükselteceğiz.

Sur’da yaşam savaşı veren sokak hayvanlarına mama desteğinde bulunmak isterseniz;

Sevgi Ekmekçiler (Diyarbakır Doğayı, Hayvanları Koruma Derneği Başkanı) adına Lise Caddesi Ortaklar Apt. 4/10 Yenişehir/Diyarbakır adresine mama gönderebilirsiniz.

Nusaybin, Cizre ve Şırnak’taki sokak hayvanlarına mama desteğinde bulunmak isterseniz;

29 Ekim ve 3 Kasım tarihleri arasında MNG Kargo’nun Mardin Merkez Şubesi’nde olacak şekilde Heja Özdemir adına  mama gönderebilirsiniz. Özellikle kedi mamasına ihtiyaç var.

ÖNEMLİ NOT: Mama desteğinin HAKİM ile hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır, dayanışma çağrıları bireyseldir.

2