Basın Toplantısı: Ne Darbe, Ne Ohal!

Basın toplantımıza HDP MYK Üyesi ve İstanbul Eski Milletvekili Prof. Dr. Beyza Üstün, Vicdani Ret Derneği’nden Ercan Aktaş ve insan hakları aktivisti Sosyolog Eylem Çağdaş katıldı. Coğrafyamızda yükselen savaş ve çatışma ortamına tepki olarak herkese vicdani ret çağrısında bulunduk. Basın toplantımızda konuşan, basın toplantısını takip eden tüm basın mensuplarına ve dostlarımıza teşekkür ederiz.

9 AĞUSTOS 2016 / İSTANBUL – Aynalıgeçit Toplantı Salonu
BASIN AÇIKLAMASI (Tam Metni)

hakim2-basin

BASINA ve KAMUOYUNA,

Sivil Düşün AB Programı tarafından desteklenen Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM) çalışması, bir ilk olarak Türkiye genelinde basına ve sosyal medyaya yansıyan hayvan hakları ihlâllerini izlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında düzenlediğimiz basın toplantısında da açıkladığımız üzere, bu sene Ocak ve Şubat aylarında EN AZ 2.822 yaşam hakkı gasbı, EN AZ 29 işkence vakası, EN AZ 190 özgürlüğü kısıtlama vakası, EN AZ 1 cinsel şiddet vakası ve EN AZ 2 yaşama kasıt vakası raporlanmıştı. Mart ve Nisan aylarında da hayvanlara yönelik katliamlar, linçler, akla hayale gelmeyecek işkenceler hız kesmeden devam etti; yaban hayvanları topluca katledildi, yaşam alanları talan edildi; hayvanların gömüldüğü, canlı canlı ölüme terk edildiği toplu mezarlar ortaya çıktı; bazı medya organları hayvanları hedef göstermeyi sürdürdü; hayvanlar nefret söylemlerinde kullanıldı, aşağılandı.

Aslında bu basın toplantısını düzenlememizdeki amaç da yine aynıydı; raporladığımız hayvan hakları ihlâllerini kamuoyu ile paylaşmaktı. Fakat özellikle 15 Temmuz gecesi, toplum olarak büyük bir endişe, korku ve öfke içerisinde yaşadığımız darbe girişimi ve yankıları dolayısıyla, hayvan hakları ihlâllerine dair istatistikî verileri açıklama konusunda maalesef bir motivasyonumuz kalmadı ve tüm bu yaşadıklarımızdan sonra, istatistikî veriler bizler nezdinde anlamsız kaldı. Bu nedenle raporlarımıza yansıyan istatistikî verileri, bu toplantımızda açıklamama kararı almış bulunuyoruz. Yaşadığımız darbe girişimi, korkutucu boyutlara ulaşan toplumsal kutuplaşma, silahlanma, herkese dayatılan ve masum canlıların çok kolay bir şekilde gözden çıkarılmasına olanak sağlayan militarizm, bu kararı vermemize neden oldu. Zira bu faktörler ortadan kalkmadıkça, herhangi bir hak mücadelesinin tam anlamıyla yürütülebileceğini düşünmüyoruz. Yıllardır, özellikle Doğu’da, bu coğrafyada çok aşina olduğumuz katliamları, son günlerde “batı”da başımıza gelenleri, yitirdiğimiz canları, artık tanımlayamadığımız hislerimizi, duygularımızı normalleştiremiyoruz. Bunların hiçbirisini unutmuyoruz ve affetmiyoruz!

Geçtiğimiz basın toplantısında da ifade ettiğimiz gibi, HAKİM olarak toplumsal şiddetin ve adaletsizliğin bertaraf edilerek toplumsal barış ve eşitliğin tesisi için çalışmalarımızı yürütüyor, hayvanların da insanlar kadar özgür bir yaşam sürdürebilmesi, doğal haklarından faydalanması ve istisnasız herkesin topyekûn özgürlüğe ulaşması için çabalıyoruz. Bu naif özgürlük arayışımız ve çabalarımız devam ederken, 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi ile, Türkiye kaosa sürüklenmek istenmiş ve zaten mumla aradığımız demokrasi tamamen ortadan kaldırılmak istenmiş, AİHS askıya alınmış, darbe girişimine karşı sokaklara dökülen insanlar hayatını kaybederken, hiçbir şeyden haberi olmayan, binlerce masum hayvan da yaşamını yitirmiştir. Jet seslerinden korkan sokak hayvanları yaşadıkları mahalleleri terk etmiş ve günler boyunca geri dönememiş, kuşların ölü bedenleri gökten yağarcasına sokaklara dökülmüştür. Helikopterlerden açılan her ateşte, uçaklardan yapılan her bombardımanda, her ateşli silah ve bomba patladığında, sayısını asla tahmin edemeyeceğimiz, birçok türden, binlerce hayvan da katledilmiştir.

Darbe girişimini şiddetle kınıyor, katledilen tüm sivil insanları ve hayvanları anıyor, hayatını kaybeden insanların yakınlarına sabır diliyor ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. HAKİM olarak, hiçbir darbe yöntemini asla kabul etmediğimizi belirtiyor, darbe girişiminden sonraki süreçte oluşan ve oluşabilecek her türlü hukuksuz, hak ve özgürlüklere aykırı uygulamaları, idam cezası tartışmalarını da endişe ile izlediğimizi ifade etmek istiyoruz. Tüm bunlardan bağımsız olarak, 27 Mayıs’ta Şırnak’ta gözaltına alındığı belirtilen ve bugün itibarıyla tam 75 günden beri kendisinden haber alınamayan Hurşit Külter’in nerede olduğunu bir kez daha soruyor, Külter’in akıbeti hakkında yetkililerden açıklama bekliyoruz.

Darbe girişiminden hemen sonra, Taksim Meydanı’ndaki “demokrasi nöbeti” toplaşmasında, Kınalı adlı bir koyun kafası kesilerek katledildi. Kınalı’nın yasalar nezdinde “sahibi” olarak tanımlanan şahsın, “Kınalı kuzum çok iyi dostumdu. 4 çocuğum var. 5. evladım kınalı kuzumdu. 5 yıldan beri hep yollarda beraberdik. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Genelkurmay Başkanımız zor durumdaydılar. Onlar sağ, sağlim kurtulur ve bu darbe girişimini atlatırsak kınalı kuzuyu kurban edeceğim dedim” ifadelerini basın aracılığıyla öğrendik. Büyük bir üzüntü ve öfke ile karşıladığımız bu olay, Türkiye’nin ulusal mevzuatına aykırılık teşkil etmesinden öte, biz yaşam savunucularının nezdinde bir hayvan cinayetidir; bunun adı gözü dönmüşlük ve kana susamışlıktır. Kınalı’yı katlederek ulusal mevzuata muhalefet eden şahsın en ağır şekilde cezalandırılması için en kısa zamanda harekete geçeceğimizi, buradan kamuoyuna duyuruyoruz. Akıtılan her kanın, içinde yaşadığımız cinnet toplumunun temelini oluşturan, bizi içine hapseden ve bize, yakında nefes alabileceğimiz tek yer dahi bırakmayacak olan toplumsal şiddeti körüklediğini düşünüyoruz. Hiçbir şeyden haberi olmayan, hiçbir şeyle alakası olmayan bir koyunun büyük bir kaos ortamına zorla sürüklenerek, korku içerisinde katledilmesi olayı vesilesiyle Türkiye toplumuna bir kez daha seslenmek istiyoruz:  Kan, şiddet, nefret söylemleri, linç ve tekbir nidaları ile demokrasi korunamaz; darbe ile hukukun üstünlüğü korunamaz; OHAL uygulamaları ile de hiçbir zaman varlığından bahsedemediğimiz bir demokrasiye geri dönülemez.

Toplumsal şiddetin ve kutuplaşmanın arttığı, nefretin körüklendiği şu dönemde başta siyasetçiler olmak üzere tüm toplumu sağduyuya davet ediyoruz. AK PARTİ Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesinden sonraki aşamadaki önerisi olarak basına yansıyan “Ona en uygun ada Hayırsız Ada’dır” demecini ve İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın İBB’ye tahsis edilen Tepeören Hayvan Barınağı arazisi üzerinde “Hainler Mezarlığı” kurmasını, mekânsal değerlendirmeler ile hayvanlar üzerinden nefret kusma olarak nitelendiriyoruz.  Siyasetçilere sesleniyoruz: Hayvanlar üzerinden nefret kusmaya, hakaret etmeye son verin! Her gün katledilmesine neden olduğunuz, önce kabul edip daha sonra haklarını yok saydığınız hayvanların, kişisel hesaplaşmalarınızda ya da devlet çıkarlarında herhangi bir yeri yok. 20 Temmuz gecesi ise Taksim’deki AKM binasına “Bu Aziz Milletin Yiğitleri” imzası ile dev bir pankart asılmış, Fetullah Gülen’e hitaben “Seni ve senin köpeklerini kendi tasmanızda asacağız” ifadeleri ile tüm İstanbullular’ın göreceği şekilde şiddet ve nefret propagandası yapılmıştır.  İlk 4 ayı kapsayan raporlarımızda, en az 4 hayvanın boğazlarından, tasmalarından ağaca asılı olarak bulunduğunu da bu vesileyle tekrar ifade etmek istiyoruz. Yüzlerce insanı ve binlerce hayvanı kaybettiğimiz darbe girişiminde yeterince kan, şiddet ve linç sahnesi ile karşılaşmışken, çok merkezî bir noktaya böyle bir pankartın asılmasını oldukça tehlikeli bulduğumuzu ve şiddet sarmalındaki, cinnetin eşiğinde olan toplumumuz açısından endişe duyduğumuzu belirtiyoruz. Tüm bunlardan bağımsız olarak, darbe girişiminin ve OHAL’in, hakların askıya alınması, mevzuatın görmezden gelinmesi, uygulanmaması ve yaşanan hak ihlâllerinin üstünün kapatılmasında araç olarak kullanılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde, Kayseri Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda olan Molu Köpek Barınağı’ndaki yavru köpeklerin bir işçi tarafından zehirli iğne ile katledilmesinin açığa çıkmasının ardından Kayseri Büyükşehir Belediyesi “15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananlar çerçevesinde ülkemizde oluşan birlik ve bütünlüğü yaralamaya yönelik yayınlar gündem değiştirme gayretinin bir ürünü olarak değerlendirilmektedir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşadığımız süreç ve bu süreçte demokrasi ve milli irade için halkımızla birlikte sağladığımız gönül bağını zedelemeye yönelik gayretlerin arkasındaki düşünceleri halkımızın takdirine bırakıyoruz” açıklamasında bulunmuştur. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, tüm toplumda ciddi travmalara neden olan darbe girişimini, sebep olduğu katliamın üstünü kapatmak amacıyla âdeta kullanmış, kamuoyundan özür dahi dilememiştir. Bu katliam ve vicdandan, etik değerlerden, kamu görevlilerinin sahip olması gereken sorumluluktan uzak bu açıklamaları nedeniyle Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ni kınıyoruz.

Yaşam hakkının ideolojiler ve siyasetler üstü bir hak olduğunu ve yaşam hakkı gasbının hiçbir şekilde meşrulaştırılabilecek bir yanı olmadığını söylüyoruz. HAKİM olarak, şehir, bölge fark etmeksizin, yaşanan hayvan hakları ihlâllerini tür ayırt etmeden raporluyoruz. Bu kapsamda, geçtiğimiz günlerde çatışma ve sokağa çıkma yasağı ilân edilen bölgeleri ziyaret edip orman yangınlarında ve çatışma altındaki yerleşim yerlerindeki hayvan hakları ihlâllerini raporlamak için Diyarbakır’a hareket edecektik. Ancak OHAL’in ilân edilmesi ile, bölgedeki can güvenliğinin iyice ortadan kalktığının bilgisini aldığımızdan, Diyarbakır’dan başlamak istediğimiz gözlem ziyaretimizi de ertelemek zorunda kalmış bulunmaktayız. Geçtiğimiz basın toplantımızda da ifade ettiğimiz gibi, mağdur edilen özneler kim olursa olsun, artış gösteren toplumsal şiddeti ve savaşı, çatışma koşullarını kabul etmediğimizi, her fırsatta toplumsal şiddet ve savaştan hayvanların da en az insanlar kadar olumsuz etkilendiğini, yaşamını yitirdiğini, uzuvlarını kaybettiğini söylemeye devam edeceğiz.

Darbelerde, doğayı ve tüm canlıları aynı şekilde katleden savaşlarda yaşanan can kayıpları ifade edilirken, sokak hayvanlarının ve insan sömürüsü amacı ile kullanılan hayvanların maruz kaldığı hak ihlâllerinin, can kayıplarının dillendirilmeyişini bir kez daha eleştiriyoruz.

Ayrıca, darbe girişiminin ardından, 34 insan ve 59 katırın katledildiği Roboskî Katliamı’ndan sonra onore edilip terfi ettirilenlerin, bugün “vatan haini” suçlaması ile karşı karşıya olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Yine, hiçbir şeyden habersiz olarak, “tatbikat” adı altında sokağa dökülen, köprüyü ve şehirlerin önemli noktalarını işgal eden ve halk tarafından linç edilen erler, düne kadar “Kahraman Mehmetçik” idi. Darbe girişiminde yer almayan başka erler ise, aldıkları emirle Roboskî’de büyük bir inatla, nefretle katırları kurşuna dizmeye devam ediyor. Özellikle darbe girişimi boyunca erlere yönelik linç görüntülerini hatırlatıyor, üniforma giyerek ve emir komuta zinciri altına girerek linç edilmemek, masum canlıları bombalamamak, kurşunlamamak, kimse için ölmemek ve öldürmemek için herkesi vicdanî ret açıklamaya çağırıyoruz. Unutmayın, vicdanî ret suç değil, bir haktır!

Son günlerde yaşadığımız acı hadiselerden, deneyimlerden ve travmalardan bağımsız olarak, bu basın toplantımızda tekrar hatırlatmak isteriz ki raporlarımıza yansıyan veriler ışığında, her ne kadar görmezden gelinse de hayvan hakları ihlâllerinin aslında ne denli korkutucu boyutlarda yaşandığı gerçeği, sürekli olarak ortaya çıkıyor. Bugün, mezbahalarda, süt çiftliklerinde, barınaklarda, deney laboratuvarlarında, hayvanlı sirklerde, hayvanat bahçelerinde, yunus parklarında, faytonlarda ve taşımacılıkta, avlaklarda, hayvan üretim çiftliklerinde vb. yerlerde, esaret ve işkence merkezlerinde, kapalı kapılar ardında ya da alenen yaşanan hak ihlâlleri medyaya ve dolayısıyla raporlarımıza yansıyamıyor. Soykırım, katliam ve sistematik işkence mahalleri olarak tanımladığımız bu alanlarda, çok yoğun bir şekilde ölüme, işkenceye varan hak ihlâlleri yaşandığını biliyoruz. Yaşanan hak ihlâllerine neden olan kamu, özel ve yerel yönetim idarecileri ise hiçbir şekilde yargı önüne çıkarılmıyor, tüm bu hak ihlâlleri âdeta devlet koruması altında gerçekleştiriliyor. Devletçe göz yumulan ve mevzuatla da meşru bir zemine oturtulan tüm bu haksız fiillerin cezasızlıkla karşılık bulması, insanmerkezci ve türcü zihniyetle hareket eden işkencecileri, tecavüzcüleri, hak gaspçılarını yüreklendiriyor. Bizler, hayvanlara uygulanan şiddet, tahakküm ve her türlü kötü muamelenin merkezinde insanmerkezciliğin, türcü düşünce yapısının yattığını gerek deneyimlerimizden gerekse hayvanlara yaşatılanlardan öğrendik. İnsanmerkezcilik ve türcülüğün; ırkçılık, cinsiyetçilik, milliyetçilik ve diğer her türlü ayrımcılıktan; aynı şekilde, içinde taşıdığı şiddet ve sömürü nedeniyle de emek sömürüsü, militarizm ve benzer diğer sistemlerden ayrı olduğunu düşünmüyoruz. Her türlü baskı, asimilasyon, sömürü ve ötekileştirmenin hem insanmerkezcilikten güç aldığını, hem de ona güç verdiğini düşünüyoruz. Bu nedenle, bu kirli ve kanlı tahakküm ağına dâhil olmamak için, bize dayatılan insanmerkezciliği de türcülüğü de militarizmi de reddediyoruz. Ölmemek, öldürmemek, sömürmemek, sömürülmemek için…

Bu toplantıda açıklamamaya karar verdiğimiz Mart ve Nisan aylarına ait istatistikî verilerimizden bağımsız olarak şu bilgileri ve önemli konu başlıklarını kamuoyu ile paylaşmakta fayda görüyoruz:

Bu yılın ilk 6 ayında 1.246.886 hayvan, “sunî tohumlama” ile cinsel şiddete maruz kaldı!

Hayvanlar, cinsel şiddetin nesnesi hâline getirilmeye devam ediyor. Basında “hadım yönetmeliği” olarak yer bulan ve cinsel şiddetten hayatta kalanların korunmasına hiçbir katkı sunmayacağını düşündüğümüz yönetmelik, geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete yayımlanırken, sistematik cinsel şiddete maruz kalan hayvanların korunması ve faillerin yargılanması için, devlet hâlâ en ufak bir adım dahi atmıyor. Süt ve et endüstrisinin devamı ve çıkarı için sayısız hayvana “sunî tohumlama” yöntemi ile rektumlarına kol sokulmak suretiyle vajinalarına demir çubuklarla yasal olarak tecavüz edildiği gerçeğini de her basın toplantımızda tekrarlamaya devam edeceğiz. Sadece 2016’nın ilk altı ayında, Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün (HAYGEM) güncellenen son verilerine göre, bu yolla cinsel şiddete maruz kalmış kayıtlı hayvan sayısı 1.246.886’dır.

Devletin hayvan haklarına bakış açısında hiçbir değişiklik yok!
Türkiye’de hayvan haklarına ve hayvanların korunmasına ne kadar önem verildiğini ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın sokak hayvanlarına ayırdığı bütçe ve yerel yönetimlere aktaracağını açıkladığı ödenek ile bir kez daha gördük. Bu yıl için, devletin sadece çelenk, çiçek, tanıtım vb. giderlerine 376 milyon 976 bin TL ayrılırken; hakları, duyguları, acıyı hissetme yetileri olan sokak hayvanları için sadece 5 milyon TL ödenek ayrılmıştır. Canlı ve cansız varlıklar için ayrılan ödenek üzerinden, devletin hayvanlara ve hayvan haklarına ne kadar değer verdiğini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Zor günler geçirdiğimiz şu dönemde, insan haklarının yok sayıldığı coğrafyamızda, her şeye rağmen, oldukça güç koşullarda ve tarifi imkânsız travmalar yaşayarak, hayvan hakları siyaseti yapmak için çabalamaya, hayvan hakları ihlâllerini izlemeye, raporlamaya ve ihlâllerin yaptırımla sonuçlanması için çalışmalarımıza ve topyekûn özgürlük arayışımıza devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

HAYVAN HAKLARI İZLEME MERKEZİ (HAKİM)